Like Crazy (2011): Out of Sight, Out of Mind*

Gizem Bayıksel
Gizem Bayıksel
27 Şubat 2012

Drake Doremus’un Sundance’ten büyük ödülle dönen filmi Like Crazy, uzak mesafe ilişkilerini odak alan romantik bir dram olarak nitelendiriliyor.  Film, biri İngiliz (Anna), diğeri Amerikalı (Jacob) iki gencin Los Angeles’ta okurken tanışıp aşık olmaları ve Anna’nın İngiltere’ye dönmesi sonrası ilişkilerini yürütme çabalarını anlatıyor. Filmdeki, aşkta doğru zaman olmadıkça doğru kişinin kimi zaman yetmediğini anlatma çabası aşikar olsa da, çoğu sahnesinde doğru kişiyi de, yanlış zamanı da algılayabilmek ne yazık ki pek mümkün olmuyor. Özellikle ilk yarım saatinde hissedilen aceleci anlatım sebebiyle, söz konusu aşkın derinliği ve zamanı hakkındaki bilgi, replikler arasına sıkıştırılmış tarihler sayesinde ancak anlaşılabiliyor. Bunun yanı sıra, filmin afişindeki yavaşça silikleşen yazılar, mesafeler ve gündelik hayatın ortaya çıkarttığı engeller karşısında ilk zamanlarını koruyamayan ilişkide, özlem ve sevginin giderek azalması haline ve uzak mesafe ilişkilerinin tedirgin ediciliğine bir yanıyla dokunmuş oluyor.


Yaklaşık 250 bin dolarlık bütçesiyle, düşük bütçeli yapımlar arasında gösterilen filmin yönetmeni Drake Doremus, bir söyleşisinde oyuncuların diyalogları senaryodan değil, doğaçlama yaparak oynadığından söz ediyor. Tanıdık gelen bir hikayeyi izleyiciye gerçekçi bir şekilde geçirebilmek için gereken samimi diyaloglar ve oyunculuklar, ne yazık ki bu filmde çok da başarıyla söz edebileceğimiz detaylardan değil. Hikayedeki boşluklar, diyaloglardaki havada kalmışlık etkisi sebebiyle karakterlerin hareketlerinin nedenlerine dair fikir yürütememek, bunun da ötesinde, o hareketlerin nedenlerini hissedememek, izleyici ile hikaye arasına ciddi bir mesafe koyuyor.

Mesafelerin zorlaştırdığı bir ilişkinin, vazgeçememe ve devam edememe arasında sıkışıp kalma halleriyle pekiştirilerek anlatıldığı filmde, hikayeye kenarından dahil olan üçüncü kişiler de yer alıyor. Özellikle, Samantha rolünde izlediğimiz Jennifer Lawrence’in oyunculuğu filmdeki gerçeğe yaklaşan en iyi oyunculuklardan. Yönetmen Doremus, üçüncü kişiler üzerinden izleyicisine bilerek ya da bilmeyerek şunu sorgulatıyor: Kendi duygularımız, yaşadığımız aşk söz konusu olunca, bir başkasının duygularını göz ardı etmeli miyiz? Film, başlangıcından sonuna dek hikayelerini hiçbir zaman bilmek zorunda olmadığımız bu kişileri, ‘geri dönüldüğünde her daim orada bekleyen’ klişesiyle sınıflandırarak bir nevi hikayesizleştiriyor.


Massy Tadjedin’in 2010 yapımı Last Night filminde, çok da yabancı olmadığımız bir mevzuyu üzerine yeni bir şey eklemeden, çoğu zaman da klişeleşen anlatımıyla izlemiş olsak da, filmin geneline yerleşen hüzün ve hikayenin temelini oluşturan geçmişi ve geçmişteki birini özleme duygusu izleyicisine geçiyordu. Like Crazy’nin belki de en temel sorunu ise duygular üzerine anlattığı hikayeyi gerektiği kadar hissettirememesinde. Yine de, bilindik bir hikayeyi biraz daha farklı ve yeni şeyler ekleyerek anlatmak isteme çabasıyla ve son sahnesiyle kendi içinde tutarlı olup klişeden biraz olsun uzaklaşmasıyla bile değerli ve izlenmeyi hak ediyor.

*: Bir nevi, ‘gözden ırak, gönülden de ırak’ anlamına gelir.

Gizem Bayıksel

gizembayiksel@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5