Life (2017): Ölümden Başkası Yalan!

En sonda diyeceğimizi baştan söyleyelim. Açılıştaki plan sekansla Gravity’yi hatırlatıp kurduğu gerilimle bir an için umutlandırmayı başarsa da Daniel Espinosa imzalı Life çok geçmeden belli şablonlara mahkum, referans aldığı filmlerin kötü bir kopyası olmaktan uzağa gidemeyen bir film olduğunu bas bas bağırıyor. Şimdi geriye gidelim.

Tamamı uzay istasyonunda geçen film Mars’tan alınan toprak numunelerinin içindeki yaşam formunun tehlikeye dönüşmesini konu alıyor. Dünya dışında bir canlının keşfi astronotlar arasında ve Dünya’da büyük bir heyecana neden olsa da asıl heyecanın birazdan korkuya dönüşeceğini tahmin etmek zor olmuyor. Calvin adı verilen tek hücreli canlı tehlikeli bir yaratığa dönüşmeden önce karakterlerin seyirciyle tanıştığı ilk bölümde yönetmen bir takım küçük görsel numaralar yapmıyor değil. Lakin özgün olmaktan uzak bu numaralarla hikaye tasarımındaki eksikleri kapatamıyor Espinosa. Basit bir yapı üzerine kurulan hikayenin gerilim unsurlarıyla adım adım yükselmesini sağlayacak faktörler ne yazık ki eksik Life’ta. Tetikleyici olaya yani Calvin’in yaratacağa tehlikeye kadar olan bölümde zayıf çatışmalar gerilimi taşıma işlevini yerine getiremiyor. Seyirci birazdan bir şeyler olacağını tahmin etmesine rağmen film ne içerik açısından ne de biçimsel açıdan olayın kendisini besleyebiliyor. Bu bölümde ne bir diyalog bu işlevi görüyor ne de karakterler arası bir çatışmadan söz etmek mümkün. Espinosa, yaratığın yani Calvin’in ilk saldırısına -dolayısıyla aksiyonun ve gerilimin başladığı ana- kadar korumaya çalıştığı sakinliğin ve huzurun içini doldurabilecek yahut bu tercihini anlamlandırabilecek bir şey yapmaya kalkışmıyor. Düz bir metinle ve parıltı barındırmayan bir yönetmenlikle yarım saati dolduruyor. Calvin’in ilk saldırısından itibaren ise Life, türün başyapıtlarından Ridley Scott klasiği Alien’ın açtığı yoldan ilerlemeye çalışıyor. Bir nevi defalarca kullanılmış bir kalıbı kullanmayı tercih ediyor.

Life, son yıllarda arka arkaya vizyona giren baştan kendini sofistike ilan eden bilimkurgu filmlerin yanına değil daha sık karşılaştığımız aksiyonla bilimkurguyu bir araya getiren ve işin bilim kısmını atlayan filmlerin yanına yerleşiyor. Alien’da – ve peşi sıra gelen sayısız filmde – olduğu gibi karakterler “tehlikeli yabancı”ya karşı hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu sayısız benzer film arasından Antony Hoffman imzalı Red Planet, Life’ın akla getirdiği filmler arasında. Büyük kısmı Mars’ta geçen ve ilk yarısı bilim-inanç çatışması üzerine kurulan Red Planet’in ikinci yarısı Mars’taki yaratıklarla savaş ve Mars’tan kaçış olarak kurulmuştu. Yapısal benzerlik dışında ikinci yarısında pür aksiyona yaslanıp “içi boş” bir seyirlik sunan Red Planet gibi Life da büyük bölümünde aksiyon ve gerilim unsurlarıyla ayakta duruyor ve elindeki malzemenin düşünsel boyutunu tamamen es geçiyor. Ve çokça yazıldığı üzere Alien’ın açtığı yoldan ilerlemesine ilerliyor fakat yolculuk tepetaklak yuvarlanarak sürüyor.

Öncelikle tür açısından heyecan verici hiçbir veri barındırmıyor Life. Hatırlattığı film sayısının bu kadar fazla olmasının nedeni özgün malzeme kıtlığıyla alakalı olsa gerek. Neredeyse her sahnenin tahmin edilebilir olması ve yine her sahnenin bir bilimkurgu filmini hatırlatması (!) görsel anlamda filmin etkisini azaltıyor. Örneğin, açılış ve kapanış sahnesinin tasarımının çok yakın tarihli Gravity’ye olan benzerliğine takılmamak mümkün değil. (Bu arada sadece görsel açıdan değil dünyaya dönmek yerine uzayda takılmayı seçen David Jordan karakteriyle de Alfonso Cuaron’un kulaklarını çınlatıyor Life.) Calvin’in gözünden istasyonu gördüğümüz, filmin genel biçimsel tercihleriyle uyuşmayan, gerilim unsuru olarak bile işe yaramayan demode sahneler bile başlı başına Life’ın estetiğinin ne denli sorunlu olduğunu anlatmaya yetiyor. Velhasıl görsel tasarımın bu kadar mühim olduğu bir türde bırakın klasikleri yakın dönem vasat örnekleri düşününce bile Life’ın akılda kalması zor görünüyor.

Diğer yandan hikaye hiçbir şekilde derinleşemiyor, bunun için bir çaba da sarf edilmiyor zaten ve çatışmalar doğru kurulmadığından gerilim unsuru olarak “problemler” problem olarak işlemiyor (Örneğin; Calvin’in havalandırmadan kaçması, dışarıdan içeriye sızmaya çalışması gibi…) dolayısıyla “çözüm”lere ihtiyaç duyulmadan problemler ortadan kalkmış oluyor. Böylesi “klostrofobik” tek mekanda geçen filmde “zaman duygusu” hikayenin kurulumuyla koordine işlemediğinden, karakterlerin köşeye sıkışması ve hayatta kalma mücadelesi içi boş, hızla akan ve tekrara düşen bir maceraya dönüşüyor. Ve dahası bu hayatta kalma mücadelesinde uzay istasyonunu kabusa dönüştüremiyor Espinosa. Karakterlerin ve hatta seyircinin köşeye sıkıştığı mekan olamıyor istasyon. Bu durum filmin görselliğiyle birleşince daha da belirgin hale geliyor.

Bir diğer sorun ise filmin en güçlü karakteri Calvin’in zeki olması dışında hiçbir karakter özelliğiyle kodlanamaması. Dolayısıyla Calvin “tehlikeli yaratık” olmanın ötesine geçemiyor. Calvin’le ilk teması gerçekleştiren Hugh Derry’nin “yaşamak için saldırıyor, başka çaresi yok” sözleri hikayeyi derinleştirebilecek potansiyel taşımasına rağmen Espinosa bununla ilgilenmiyor. Onun yerine aksiyon-gerilim dozajını artırıyor. Ve böylece bir hayatta kalma mücadelesi daha kötü diyaloglarla ve “sırayla öldüler” özetiyle sona eriyor.

Yine de Espinosa’nın belli başlı maharetleri yok değil. Küçük küçük de olsa bazı anlarda gerilim yaratmak konusunda hünerini gösteriyor. Seslerle, klişelerle, hilelerle değil kamerasıyla gerilim yaratabildiğini gösteriyor Espinosa. Hem David Jordan karakteri hem de final üzerinden karamsar ve karanlık bir ton yakalamaya çalıştığını da söyleyebiliriz. Bunda çok başarılı olamasa da artı hanesine yazmak yanlış olmaz. Ve Calvin’in saldırdığı sahnelerin filmin en iyi bölümleri olduğunu, bir stüdyo filmi için fazla “şiddet” içeren bu sahnelerde kamerasını cesurca kullandığını söylemek lazım. Ama maalesef Espinosa’nın yeteneğini sergileyebildiği dakikalar bir hayli sınırlı. Sıradanlaştığı dakikalar ise göze batacak kadar fazla.

Hasan Cömert
twitter

***

Türkçe Adı: Hayat

Yönetmen: Daniel Espinosa

Senaryo: Rhett Reese, Paul Wernick

Yapım: ABD, 2017

Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Rebecca Ferguson, Ryan Reynolds

Süre: 103′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla