Leto (2018): İsyankarlar ve Aylaklar

Yakın zamanda izlediğimiz Cold War gibi, bu kez Rus sinemasından gelen Leto da bir memleket meselesi anlatıyor özünde. Bu kez romantik bir yerden değil, eleştirel bir bakışla. Ne de olsa aynı zamanda bir müzik filmi de olan Leto’yu tanımlayan, punk. Filmin son kısmında, başka albüm kapaklarında, Batılı müzisyenlerin fotoğraflarında dolaşan bakışta gizli olan duygu birçoğumuz için tanıdıktır diye düşünüyorum… Burada değil, başka bir ülkede doğsaydık, biz de başarabilirdik hissi. Kirill Serebrennikov’un filmine zemin olan hayalkırıklığı ve isyanın önde gelen sebebi.

Fakat hakim duygu bu değil Leto’da. Ele aldığı müziğin, kültürün hamuru da pasif bir yılgınlık değil. İsyanın da formları vardır. Bazen sadece bir tepkisellik olarak kalmaz, bir çabaya dönüşür. Sesini duyurmaya, içinde yaşadığı toplumu biraz olsun değiştirebilmeye yönelik, bu çabanın boşuna olmadığına inanmaya ihtiyaç duyulan, gençliğin gözüpekliğiyle alevlenmiş bir mücadele. Bazen de aylaklık formunda gelir isyan. Çarkın bir dişlisi, vatana millete faydalı bir birey olmaya yanaşmayarak.

Müzik bir enstrüman. Sinema da öyle… Bugün Rusya’da Putin yönetimi tarafından ev hapsinde tutulan yönetmen Serebrennikov’un, seksenlerin başında Leningrad’da Brejnev döneminin baskıları altında müzik yapmaya çalışmış insanların gerçek hikayesinde bir kader ortaklığı görmesi şaşırtıcı değil. Anlattığı öykü, Sovyetler Birliği’nin spesifik bir döneminin olduğu kadar bugününün de yansımasını taşıyor üzerinde.

Yine de hepsinden önce keyfinden yenilmeyecek, her anı iştahla perdeye yansıtılmış bir müzik filmi. Kino adlı punk grubunun doğuşuna varacak süreci anlatırken, oldukça küçük bir camia içine dahil ediyor bizi film. Onların otoriter bir rejim altında, baskılara rağmen kendilerini müzikle ifade etme, şarkılar üretme, içip içip sapıtma, gezip tozma, kısaca var olma çabalarına şahit oluyoruz. Batı’dan gelen albümleri aralarında paylaşmalarına, kendi seslerini bulmalarına ve ayrıca kişisel ilişkilerine. Başaranlara, başaramayanlara, fedakarlık edenlere, pes etmeyenlere…

Serebrennikov, bir bakıma kendini temsil eden bir anlatıcı / gözlemci karakter de ekliyor olayların içine. Diğer karakterlerle iletişim halinde ama yeri geldiğinde kameraya dönüp anlattıklarının ne kadarının kurmaca ne kadarının gerçek olduğuna dair yorum da yapabilen. Kahramanlarının gözünden, otobüste yolculuk eden ev kadınlarını, trende kimlik kontrolü yapan polis memurlarını dahil ettiği alışılmadık müzikal sahneler kuruyor. Psycho Killer, Passanger, Perfect Day gibi klasik şarkıların, bu şarkıların ifade ettiklerinin sinemasal karşılıklarını arıyor. Alışageldiğimiz duvarları; biyografi, dönem ya da müzik filmi tanımlarını mütemadiyen yıkıyor. Punk ruha sahip bir filmi anbean kuruyor gözlerimizin önünde. Duygusunu, coşkusunu, isyanını filmin sonuna kadar taşıyıp taşıyamayacağını merak etmek ve her geçen sahnede aynı tutkuyu sürdürebildiğini izlemek az rastlanır bir seyir zevki sunuyor.

Böylesine tutkusu olan filmler her zaman başımızın üstünde.

Ali Ercivan
twitter

Yönetmen: Kirill Serebrennikov
Senaryo: Mikhail Idov, Lili Idova, Ivan Kapitonov,Kirill Serebrennikov, Natalya Naumenko (anılarından)
Oyuncular: Teo Yoo, Irina Starshenbaum, Roman Bilyk
Yapım: Rusya, Fransa, 2018
Süre: 126′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 5