Le Passe (2013): Fransızlaştınız mı Bay Farhadi?

Salihcan Sezer
Salihcan Sezer
02 Ekim 2013

Bir insan, bir şey tasarladığında (hadi diyelim bu bir senaryo olsun); aklından geçenlerin başkalarının da ilgisini çekmesi gerektiğini düşünmekle yükümlü değil midir? Belki ‘filmi anlamlı kılma açısından’ öyledir, belki de ‘sinema özgürlüğün her türden ifadesi olduğundan’ değildir. Asghar Farhadi ise aklından geçenlerin başkalarının ne şekilde/nasıl ilgisini çekebileceğini gayet iyi biliyor; onları seyirde tutmayı, kendi anlatacaklarını derli toplu sunmayı da hakeza. Ancak anlattıklarının… Hadi hikayeyi biraz geri saralım.

2012’de en iyi yabancı film dalında Oscar dahil, festival festival dolaşıp dev sepetine ne varsa tıkıştıran Bir Ayrılık’ı izleyen büyük kitle; filmin yerelden evrensele ulaşan bireysel ve toplumsal ahlakı yansıtmasını, böylelikle gerçek hayata dokunmasını ve sinema dili olarak Doğrucu Davutluğunu sevmişti özellikle. Elly Hakkında, Güzel Şehir, Çarşamba Ateşi adlı başarılı filmlerinin ardından yönetmenliğinin pek ala zirvesi olarak görülebilecek bu filmde Farhadi; evli bir çiftin ayrılığının yol açtığı polisiye/adli bir trajedi üzerinden, içinden çıktığı aileleri ve toplumu enfes gözlemleriyle, yalın bir dille aktarıyordu. Uluslararası bu başarılar ve geniş çaplı şöhretten sonra Farhadi, senaryosunu da üstlendiği filmini İran yerine Paris’te çekecek ve Le Passe böyle ortaya çıkacaktı. İsmi Fransızca, dili Fransızca…

lepasse1

Durumu sembolize edermişçesine Ahmad’ın (Ali Mosaffa) eski eşi Marie’den (Bérénice Bejo) boşanmasını resmileştirmek için dört sene sonra Tahran’dan Paris’e gelişiyle açılıyor bu film. Marie, bir Fransız, havaalanında onu bekliyor ve eskiden birlikte kaldıkları evine götürüyor. Ahmad evde hane halkına İran’ın geleneksel yemeklerinden ‘ghorbeh sabzi’ yapıyor. Buraya kadar her şey yönetmenin Ahmad üzerinden, Fransa’daki orta-alt sınıf bir evde kendisini konumlandırışı gibidir. Bundan sonrasını ise hızlı geçelim; Marie normalde, yeni sevgilisi Samir’le(Tahar Rahim) aynı evde yaşamaktadır. Ancak Ahmad çeşitli nedenler yüzünden Marie’nin evinde kalır. Bu esnada Samir’in gerçek karısı Celine komada yatmaktadır. Celine’nin ise nasıl komalık olduğu film boyunca çözülecek, işlenecek esrarlı, alicengiz bir meseledir. Marie’nin Ahmad’dan önceki eşinden iki kızı, Samir’in Celine’den olma bir oğlu vardır. Ancak Ahmad kızları kendindenmiş gibi sever, sorunlarını dert edinir, onlara içten bir sevgi ve şefkat gösterir.

Açıkçası filmi henüz izlemeyenlerin son cümlelerden pek bir şey anlamaması gayet doğal, zira izleyenler olarak kimin ne/kimden olduğunu ancak ilk yarıma vardığımızda kavrayabildik. Yumaklaşmış, yıpranmış, karmaşıklaşmış bunca ilişkinin içerisinden filmin verdiği mesajsa aslında oldukça basit. Geçmişimize göre şu anımızı yahut geleceğimizi belirliyoruz. Eğer geçmişimizi sevmiyorsak yahut ondan uzak durmak istiyorsak bu yönde yol alıyoruz, ona bağımlıysak geçmişimizden kaçamıyoruz. Oysa şartlar değişik olsa da, işlerin bu kadar ucuz olamayacağını Bir Ayrılık’ta göstermişti Farhadi. Ayrılık kararı olmasına rağmen yaşlılığın, zorundalığın, bir başkasına güvenmenin ya da ahlaki algıdaki farklılıkların ne gibi sorunlara yol açtığını görebiliyorduk. Le Passe filmindeyse; ‘hadi öpüşüp barışın da geçsin’, ‘artık böyle düşünüyorum başlasın/bitsin’ ile hallolan meselelerin özündeki yüzeyselliği biraz can sıkıcı. Dolayısıyla filmin yalanlar ve saklananlar üzerinden sürüklenen olay örgüsünü cepte tutarsak; izleyiciyi etkilemekten, sarsmaktan yahut duygulandırmaktan uzak mesajı ve anlatımıyla, sade bir Fransız filmi bulunuyor karşımızda.

lepasse2

Cepte tuttuğumuzu masaya koyalım şimdi de; ‘‘o ona bunu dedi, sonra diğeri oradan gitti, o meğersem bunu söylememiş’’ kabilinden film izlendikten kısa bir süre sonra unutulacak olay örgüsünün ne özgünlüğü yahut önemi var? Buradan izleyici kendi hayatına dair bir şey çıkaramayacaksa, o karakterlerin yahut yaşananların sadece o olay bazında bir karşılığı olacaksa; aksiyon, macera, eğlence, zeka parıltıları vs. gibi yan öğeler içermiyorsa ve görsel/işitsel/anlatımsal yönden sanatsal bir haz uyandırmaktan da yoksunsa bu senaryonun değeri nedir? Bir Ayrılık’taki anlatım biçiminin tekrarı, hikaye açısından da Fransa’ya taşınmış(ama doğru düzgün uyarlanamamış) benzer bir nakaratı dinliyoruz aslında. Üstelik başka bir ülkedeyken, o topluma ve insanına pek de dikkat etmeyen, geçmişte kalan bir yönetmen tavrından da bahsedebiliriz.

Esasında başlık yanıltmasın; Fransız Sineması auteur yönetmenleriyle gayet başarılı, öncü bir sinema ancak kendi sinemasına Fransızlaşma’nın kötü örnekleri var. Batı tarafından kucaklanıp, filmleri için set/mekan/imkan sağlayacak bu muhitlerin göbeğinde karşılık olarak; onlara sevimli, onlara sempatik filmler yapmakla mükellef olmanın sonu acı oluyor genelde. Abbas Kiorastami mesela; hala büyük bir yönetmendir ama asıl büyüklüğünü İran’da zamanında çektiği başyapıtlar sayesinde kazanmıştır. Altın Palmiye aldıktan sonra da çektiği filmlerin bir çoğu dış fonlar tarafından desteklenmiş, kaliteden maalesef ödün verir hale gelmiştir. En son başarısız filmlerinden birini çekerken görüldü Japonya’da. Gidişattan puanı epey yüksek Asghar Farhadi’nin umarım sonu benzemez. Durum yalnızca bu filme özgüdür, görmezden gelinir yahut fiziksel olarak taşınsa bile bakışını, algısını evinde unutmaz.

**

Türkçe Adı: Geçmiş

Yönetmen: Asghar Farhadi

Senaryo: Asghar Farhadi, Massoumeh Lahidji

Yapım: Fransa-İtalya, 2013

Oyuncular: Bérénice Bejo, Tahar Rahim, Ali Mosaffa

Süre: 130′

**

Salihcan Sezer

salihcanzer@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 5