Le charme discret de la bourgeoisie (1972): Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği

Kaan Karsan
Kaan Karsan
27 Ocak 2012

Le charme discret de la bourgeoisie’yi çekmeden evvel Bunuel’in kafasında yalnızca biçimsel bir çıkış noktasına sahip olan bir film fikri vardı. Bu fikre göre de, Bunuel’in yeni filmi sonu gelmez tekrarlardan oluşan ve post-modern sularda gezinen bir biçem denemesi olacaktı. Fakat kafasındaki bu fikri, cazibesini koruyarak bir uzun metraj malzemesi haline getiremeyen Bunuel, bu ilginç projeden vazgeçti. Yapımcısına bunun haberini verirken girdikleri diyalog üzerine, tamamen tesadüfi bir biçimde, aklına bir türlü bir araya gelip de yemek yiyemeyen insanların öyküsünü anlatacağı bir film fikri geldi. İşte Le charme discret de la bourgeoisie’nin ana iskeleti de bu fikir üzerine kuruldu. Burjuvazi, günümüzde Haneke’nin elinin ağırlığından nasibini alıp bir güzel pataklanmadan önce, Bunuel’in masasında alay konusu oluyordu.

Filme konu olanlar, adından da anlaşıldığı gibi, her zaman önemli konular hakkında konuştuklarını düşünen ve kendini gerçekten çok önemli sanan insanlar. Burjuva sınıfının, en yoğun sularında, en karikatürizesinde ve en keskinindeyiz. Karakterlerine dair öncül özellikleri zenginlikleri ve önemleri olan üç çiftten oluşan altı üst sınıf kişinin, organize olup beraber yemek yeme çabalarını izliyoruz. Fakat bu denli önemli kişiliklerin yoğun programları arasında bir araya gelmeyi başarıp da bir şeyler paylaşma ihtimalleri bir hayli düşük. Bunuel de, burjuvazinin parlak cazibesini ve onun büyüleyici gizemini hiçbir zaman uzaklaşmak istemediği sürrealist sınırsızlıklarında ele alıyor.

 

Fransız romancı Jules Renard’ın burjuva sınıfını tanımlamak için kullandığı “burjuva, diğer insanlardır” tanımı, aslında filmi izleyen herhangi bir kesimden seyirciye ait filmi kullanma kılavuzunun ilk cümlesi. Zira, orada, perdede gördüğümüz insanları kişisel yaşantımızdan uzak tutmak için elimizden geleni yapacağız. Onlar birbirlerinin karılarıyla sevişmek isterlerken, onlar kendi fikirleriyle çatışanları terörist olarak addederken, onlar şana şöhrete ve neredeyse dünyevi olan her şeye büyük bir açlık duyarlarken, onlar yanı başlarında olan bir felakete karşı kayıtsız kalırlarken ve en mühimi, onlar kendilerini önemli hissederlerken, biz filmi izleyen ve onları ayıplayan entelektüel zihinler olarak rol yapsak da, aslında oralı bile olmayacağız. Çünkü fark edemeyeceğiz ki, yine Renard’ın belirttiği gibi, “burjuvaziden korkmak, burjuvazidir.”

İşte rüyalar ve kabuslarla örülü Le charme discret de la bourgeoisie seyircinin çekinik farkındalığını tetiklemeye çalışıyor. Bunuel yaratımı bütün karakterlerin uçlarda gezinmesinin, filmin üst sınıfı yerden yere vurduktan sonra bir de tokatlamasının nedeni bu yüzden. Karısına bir an için duyduğu yoğun şehvet nedeniyle, evin aşağı katında bekleyen konuklarının yanına inmekte geciken karakter ile bunu hep beraber işledikleri bir suç nedeniyle ev sahibinin kaçmış olabileceğine yoran, aşağı katta bekleyen karakterler, Bunuel’in yalnızca güldürme çabasından peydah olmuyorlar. İnsanlığı ‘cilalanmış’ üst sınıfların, o cilaların altında kalan içgüdüleri ve suçları dile getirilebilecek en keskin ve muzip bir şekilde su yüzüne çıkıyor Le charme discret de la bourgeoisie’da.

Bahçıvan kostümü giyen bir rahip ile rahip kostümü giyen bir bahçıvan arasındaki derin uçurum, burjuvazinin sınıflar hakkındaki genel algısını özet geçmenin yanı sıra, Bunuel’in ne gibi mevzularla alay ettiğinin de ipucunu veriyor. Çok açık, dolaysız ve direkt bir biçimde, çevresini kendinden bağımsız olarak yorumlamaktan büyük bir keyif alan zümrenin ‘maceraları’ var sadece filmde. Zaten Bunuel’in çeşitli sürrealizminin içerisine gizlediği irili ufaklı sembolleri dışında, filmini alt metinlere boğup da seyirciden sakladığı hiçbir şey yok. Zira Bunuel’in öncelikli amaçlarından biri de, zaten bizzat kendisini izleyen seyirciye bir tokat atıp, onu hep ötelediği ikiyüzlülüğüyle yüzleştirmek. Filmde tanıştığımız çiftlerin o bilinçli bir şekilde çizilmiş abartılarına rağmen sınıfsal gerçeklikten dev bir paya sahip.

Bunuel’in tek derdi –başka bir deyişle tek eğlencesi- elbette ki salt burjuvazi değil. Çünkü kendisinin alay etmekten çok hoşlandığı otoriter kurumlar var ve bu kurumların hepsinin, öyle ya da böyle, burjuvazinin ‘cazibesi’ ile organik bir bağı var. Üst sınıf ile askerlerin birbirine yaranmaya çalışması, din adamlarının ahlaki yapıyı(!) bir arada tutma çabası, bunlar arasında gezinen bürokrasinin tek dişi kalmış bir canavardan hallice tasvir edilmesi kurumlar arasındaki bu bağın filmdeki yansıması… Kısacası tekerine çomak sokulan tek sınıf burjuvazi değil. Burjuvaziyi bu kadar uçlara taşıyan ve bu halden nemalanan tüm sınıflar, suça ortak.

Sınıfın karakteristik bir özelliği olarak ‘etiğin’ ve ‘toplumsal bilincin’ yılmaz bir koruyucu olarak lanse edilmesi ise, belli ki Luis Bunuel’i çok güldürüyor. Bertolt Brecht’in “demokratik olmaktan bir özellikmiş gibi bahsedilebileceğini sanmıyorum, karınları doyunca köpekler bile demokratik görünür.” sözleri, adeta can buluyor Le charme discret de la bourgeoisie’da. Burjuvazinin karnı aç halini seyrediyoruz. Bu da bize manevi açlıklarıyla ilgili ipuçları veriyor. Belli bir kalıbın içerisinde hep aynı şekli edinmeye mahkum olan burjuva sınıfı, bazen ölmek üzere olsa dahi, açlığını düşünüyor.

Bunuel’in yüzünde bir tebessümle, parmağıyla işaret ettiği yöne doğru geçip geçmemek bizim elimizde. İnsanoğlunun, kendini birkaç adım dışarıda tutup dahil olduğu suçları eleştirmesi iyice sıkıcılaştı. Zaten insanın tüm hatalarına bu kadar yakından bakma şansı bulurken, kendine bu denli hayran olabilmesinin nedeni nedir ki… Bunuel, gerçeğin illüzyonunu yaparken, hiçbirimizi olayın dışında tutmuyor. Burjuvazi, tarihin bu döneminde de, bir araya gelip bir şeyler yemek için çırpınıyor ve önüne kimsenin çıkmadığı bomboş yollarda yürüyor.

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla