Lawless (2012): Kanun Şart

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
09 Ocak 2013

Sinema mevzu bahis olduğunda bazı birliktelikler şaşırtıcı bir şekilde sürpriz sonuçlar doğurabiliyor. Avustralyalı müzisyen Nick Cave’in elindeki hamurla sinemanın senaryo ayağına arz-ı endam edişi için de de bu durum söz konusu olabilir. Özellikle de senaryosunu yazdığı ikinci film, The Proposition ile on parmağındaki on marifete yeni birini daha eklemiş; film, hiç de azımsanmayacak sayıda kişiden oluşan bir kitle için değerli bir yapıt haline gelmişti.  Geçtiğimizin yılın Altın Palmiye adaylarından biri olan Lawless’ın senaryosuna imzasını atan Cave, sinema macerasına bir kez daha, önceki iki işinde de birlikte çalıştığı yönetmen John Hillcoat ile devam ediyordu.

Geçtiğimiz senenin Cannes Film Festival’i; Amour, Beasts of the Southern Wild, Jagten ve The Angels’ Share gibi filmlerin yıldızını parlatırken, yılın en önemli sinema olaylarından olan Holy Motors, Cosmopolis, Dupa dealuri, Moonrise Kingdom gibi filmler de gösterimlerinin ardından yıl içerisinde epeyce büyük yankılar uyandırıp beğenilmişti. O zamandan bu yana sessizce bekleyişini sürdüren Lawless’ın başyapıtlarla dolu ‘Altın Palmiye’ kategorisinin en zayıf halkalarından biri olduğunu söyleyebiliriz.

lawless

Konusuna kısaca değinmek gerekirse; Büyük Buhran döneminin Amerikası’nda, küçük bir Amerikan kasabasında yaşayan Bondurant Kardeşler, alkol ambargosunun olduğu bu dönemde, yasalara ve de suç örgütlerine karşı durup kendi imparatorluklarını kurmaya doğru giderler ve bu yol çeşitli erdem ve zaaflarla örülüdür. Yani, birbirinden farklı karakteristikler taşıyan üç erkek kardeş, dönemin suç saltanatının beraberinde getirdiği korku imparatorluğu ve bu atmosferin içerisinde kaldırdıkları isyan bayrakları… Mitolojik olayın tarihte kendine edindiği isimle ‘moonshine’ olayı… Konuya dair her şey son derece karizmatik görünse de bunu filmin kendisi için söylemek bir hayli güç. İlk bakışta gerekli tüm ‘gangster’, ‘western’ ve de’ suç’ filmi öğelerini taşıyan Lawless ne yazık ki temel karizmaların her birinden yoksun. En büyük problemi olan senaryosu ise henüz açılış anında teklemeye başlıyor.

Lawless’ın senaryosu ne büyük resme bakıldığında ne de kısım kısım incelendiğinde bir akış oluşturmakta ve de bütünlük sağlamakta zorlanıyor. Neden gösterildiğine bir türlü anlam veremediğimiz olay ya da diyaloglar, filmin ilk anlarından itibaren “her an bir şey olacak, önemli bir şey yaşanacak” hissiyatı yaratsa da bir türlü beklenen an gelemiyor. Hal böyle olunca da üstüste, hikayeye ne derece yardımcı olduğu tartışılan olaylara şahit olabiliyoruz. Filmin anlatmak istediklerine dair herhangi bir itirazımız olmasa da birbiri ardına eklenen sahne ve sekanslar, biraraya geldiğinde herhangi bir anlam bütünlüğüne ulaşamıyor; hikayeyi parçalayarak yok ediyor. Senaryosundaki bu tuhaflıklara basmakalıplıktan kırılan ve yine de bunu çekici hale getiremeyen diyalogları eklediğimizde kolayca izlenemeyecek bir 116 dakika çıkıyor.

lawless2

Lawless tüm bu sorunların yanısıra hem baş hem de yan karakterlerin çizimi konusunda da büyük sıkıntılara ev sahipliği yapıyor. Özensiz dokunuşlarla çizilen karakterler, neredeyse ortak bir ‘tip’ haline gelirken üzerinde düşünüp kafa yoracak herhangi bir özelliğe sahip olamamakta. Hillcoat, geleneksellikte sınır tanımayan hikayesi ve atmosferini, son zamanların en başarılı oyuncularından birkaçının yer aldığı oyuncu kadrosuyla ilgi çekici hale getirmeye çalışmış gibi. Ne var ki Jessica Chastain kadrajları güzelleştirmek ve filmi estetik anlamda bir üst basamağa çıkarmak dışında bir işe yaramazken; yetenek küpü Gary Oldman ise tam anlamıyla bir ‘misafir’ sıfatında karşımıza çıkıp birkaç önemsiz karede önemli performansları sırtlayıp filmin nedensiz hengamesinde unutulup gidiyor. Oyunculuklar anlamında ortaya çıkmış olan tek tutarlı şeyi ise başroldeki Tom Hardy. Son dönemde göründüğü her filmi bambaşka bir seyir zevkine ulaştıran Hardy, yönetmen Hillcoat’ın neredeyse tek büyük kozu. Hardy tüm aksaklıklara rağmen bu filmde de elinden gelenin en iyisini yapsa da bu çaba filmi kurtarmaya yetmiyor. Öte yandan Guy Pearce da aynı şekilde sivrildiğini belirtmek gerek.

Lawless, önemli bir Amerikan miti hazinesini bulmuş olsa da ele aldığı konu ve karakterlerine karşı herhangi bir fikir geliştiremiyor, haliyle izleyicisinde tamamıyle ‘nötr’ bir havaya sebebiyet veriyor.  İzini sürdüğü suç ve western filmlerine yeni bir bakış açısı ya da özgün bir soluk getiremezken, halihazırda var olan kalıpları işleme konusunda da yetersiz kalıyor.

 

YönetmenJohn Hillcoat

SenaryoNick Cave

YapımAmerika, 2012

OyuncularTom Hardy, Shia LaBeouf, Guy Pearce, Jessica Chastain

Süre116′

 

Gülçin Kaya

gulcinnkaya@gmail.com

twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
3 votes, average: 1,67 out of 53 votes, average: 1,67 out of 53 votes, average: 1,67 out of 53 votes, average: 1,67 out of 53 votes, average: 1,67 out of 5