Last Flag Flying (2017): İki İleri Bir Geri

1973’te Hal Ashby’nin Darryl Ponicsan’ın romanından uyarladığı The Last Detail’in devamı niteliğinde olan Last Flag Flying’den bu sefer Richard Linklater savaş karşıtı bir yol filmi çıkarıyor. Ancak Linklater ve Ponicsan burada değişiklikler yaparak filmi bir devam hikayesinden çok kardeş film statüsüne çekiyor.

Farklı savaşların etkisindeki farklı nesilleri aynı yollara düşüren film, şüphesiz ki savaşın insan ruhunda yarattığı tahribatları ince bir şekilde sergilemek konusunda gayet becerikli. Linklater’ın sakin, gerçekçi ve hümanist tavrı da bu konuda filmin şekillenmesine çok yardımcı oluyor. Ancak “Last Flag Flying”de; film boyunca bir huzursuzluk ve emin olamama durumu da hissediliyor. Sanki ‘söylememek gereken bir şeyi açık etmek’ veya ‘bir şeyleri inanmadan savunmak’ gibi bir ruh haliyle, film çok fazla duvarı yıkabilecekken çekingen sularda süzülmekle yetiniyor.

Vietnam gazisi Doc’ın eski askerlik arkadaşlarıyla yıllar sonra bir araya gelip İkinci Irak Savaşı’nda kaybettiği oğlunun cenaze töreni için yola koyulması üzerinden derdini anlatmaya çalışan film; eski bir hükümlü, alkolik bir bar sahibi ve bir rahip üçgeninde adeta bir fıkraya başlar gibi bir hava yaratıyor en başta. Zaten Linklater ve Ponicsan’ın ağır melodrama müsait bir malzemeyi mümkün olduğunca esprili ve sıcak öykücüklerle kırmaya çabaladıklarını da belirtmek gerek. Evladını kaybetmenin verdiği kafa karışıklığıyla çoğunlukla sessiz ve sakin kalan Doc’ın yanında hayata artık çok daha geniş gözlüklerle bakan Sal (Bryan Cranston) ve imana gelmiş kimliğiyle öyküde hep frenleme aracı konumunda olan Richard’ın (Laurence Fishburne) çatışmalarının zaten başlı başına eğlenceli bir izlek oluşturduğunu da söylemek mümkün.

Ancak işin ‘üç ahbap çavuş’ eğlencesini bir kenara bırakınca Last Flag Flying’in aslında farklı bir savaş filmi denklemi yarattığını da belirtmek gerekiyor. Herhangi bir çatışma ve benzeri sekanslara gerek duymadan film savaşın ne kadar ‘ruh emici’ bir kavram olduğunu da genel olarak atmosferine yedirmeyi başarıyor. Daha da ilginci filmin pek çok kahramanlık mitini de altüst ettiğini söylemek gerek. Özellikle üçlünün defin teslimi sırasında Albay Wilitz’le (Yul Vasquez) yaşadıkları çatışma, beylik zafer bildirilerinin çöpe atılması, Doc’ın oğlunu askeri üniforma yerine mezuniyet kıyafetiyle gömmek istemesi, saklanan çirkin gerçeklerin zorlayarak ortaya dökülmesi ve Doc’ın nefretinin daha da yükselmesi gibi ayrıntılarla film garip bir yerden usulca anti militarist bir yolda ilerliyor. Bu çatışmalar özellikle – hala görevi başında olan – Er Washington’ın da (J. Quinton Johnson) üçlünün yolculuğuna katılmasıyla daha da güçleniyor ve filmde yer alan ‘her neslin bir savaşı var’ repliğini destekleyen umutsuz, isyankar havayı destekliyor.

Buraya kadar gayet umut verici ve tüm mütevazı tavrına rağmen farklı bir izlek havası uyandıran film ne var ki son düzlüğe çıktığında garip bir şekilde yön değiştiriyor. Usta oyuncu Cicely Tyson’ın göz doldurduğu sahneyle beraber, o zamana kadar cesur ve isyankar bir yolda ilerleyen kahramanlarımız birden bilindik kemikleşmiş askeri mitlere geri dönüyorlar. Sanki o noktadan itibaren Ponicsan ve Linklater, daha fazla kalbin kırılmasını istemedikleri için seslerini kısarak o ana kadar attıkları adımları teker teker geri alıyorlar.

Bir ‘yol filmi’nin fıtratında ‘coming of age’e göz kırpmak vardır. Hangi yaşta olursa olsun yolculuğa çıkan kahramanlar illa ki bir değişime uğrarlar. Ancak Last Flag Flying bu ‘iki ileri bir geri’ anlayışıyla bir değişim yerine ortalıkta sayıklayıp başladığı noktaya geri dönmenin ötesine geçemiyor. Yola çıkılıyor, hayata bakışı değiştiren temeller atılıyor ancak son kertede sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi en başa geri dönülüyor. Belki de kitabın yazarı Ponicsan’ın filmi bir ‘yetişkin filmi’ olarak nitelemesinin altında da bu yaklaşım yatıyordur, belki de ‘yetişkin’ olunca kemikleşmiş şeyleri kırmaya gerek yoktur.

Bu tip spekülatif yorumları bir kenara bıraksak bile Last Flag Flying, ‘çevir kazı yanmasın’ tavrıyla her kesime ve finalinde de tribünlere oynuyormuş gibi bir havaya bürünüyor. Hikayesinde zaten çok özgün bir yapı barındırmayan; karakterlerini ve oyuncularını en fazla ‘keyifli’ seviyesinde şekillendirebilen bir filmin bu kişiliksiz yapısı şüphesiz ki Last Flag Flying‘i özel bir deneyim olmaktan çıkarıp sıradan bir seyirliğe dönüştürüyor.

Kemal D. Yılmaz

***

Yönetmen: Richard Linklater

Senaryo: Richard Linklater, Darryl Ponicsan 

Yapım: ABD, 2017

Oyuncular: Bryan Cranston, Laurence Fishburne, Steve Carell

Süre: 124′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5