L’année dernière à Marienbad (1961): İnsanca Ayakta Kalabilmek

“İlk bakışta içinde kaybolmak imkansız gibi gelirdi…”

Filmin son sahnesinde X’in ağzından işittiğimiz bu cümle, öykünün taşıdığı Kafkaesk yapıyı en iyi şekilde özetliyor. L’Année dernière à Marienbad, yönetmen Alain Resnais’in Hiroshima mon amour’dan sonra yeniden “hafıza” üzerine eğilmesinin sonucunda ortaya çıkmış bir film; ancak – her ne kadar filmin öyküsü ilk bakışta aksini ima etse de – “geçmişle yüzleşme” meselesiyle ilgilenmiyor bu kez Resnais. Onun yerine bir kurgu eserde “kurgu”nun kendisini ele alıyor ve böylece neredeyse her sahnede seyirciyi Kafka’nın eserlerinden alışık olduğumuz o içinden çıkılmaz labirente hapsediyor ya da zaten modern düşüncenin hapsettiği insanlığın bir tasvirini yapıyor.

Anı yaşamayı öğütleyen modern söylemin etkisiyle modern zamanın insanı, şimdinin tutsağıdır. Onun için ne geçmiş vardır; ne de gelecek. Daha çok mutluluğun peşindedir ve bu mutluluğun tüketim nesnelerine sahip oldukça elde edilebileceğine inanmaktadır. İşte filmin başkarakteri X de bu insanlardandır; ama tek bir farkla: O, yazgısını değiştirmeye çalışmaktadır.

Yazgısını değiştirme, içinde bulunduğu zaman ve mekanı anlamlandırma çabaları X’i bir Kafka karakterine dönüştürür adeta. Dava’nın K.’sını düşünecek olursak, bu iki karakterin isimlendirilişlerinin bile benzediğini görürüz. Benzerlik bununla sınırlı kalmaz tabii. Zira iki karakter de aynı şeyi, yani yapının bozulmadan önceki halini aramaktadır.

Okuyucu olarak alıştığımız tarzda öykücülük kurulu yapıyı tasvir etmeyi, ardından bu yapıyı bozmayı ve en nihayetinde yapıyı yeniden inşa etmeyi gerektirir. Kafka ise bozulmuş yapının çevresinde dolanır durur. Karakterlerini ne ileriye taşır; ne de geriye dönmelerine izin verir onların. Öykülerinde hiçbir arayışın sonucu yoktur, yalnızca şimdi vardır ve şimdi, bütün araçlarıyla aciz insana egemen olmaktadır. Bu kaygan zeminde tutunmaya çalışan okuyucu, hiçbir sağlam dayanak bulamamakta, öyküdeki karakterin acizliğini gördükçe o labirentte olup bitenlere daha da yabancılaşmaktadır. L’Année dernière à Marienbad’in açılış sahnesinde hedeflenen de seyircinin bu yabancılaşma duygusunu hissetmesini sağlamak. Birtakım cümleler eşliğinde kamera koridorlar boyunca gezdirilirken aslında şahit olduğumuz şeyin film gerçekliği değil, bir tiyatro oyunu olduğunu kavrayıveririz. Film, henüz açılış sahnesinde mesafeli tavrını takınır böylelikle. Daha sonra X karakterinin A’yı bir sene önce aralarında yaşandığını iddia ettiği şeylerin gerçekliğine ikna etmeye çalışması da seyircinin öykünün içine daha fazla girebilmesini sağlamaz. Tersine X, belirsiz anıları tekrar tekrar anlattıkça izleyenlerin zaman ve mekan algısı da değişir. Ortada elle tutulur bir mekan ve olayların akla uygun zincirlenişi olmayınca seyirciler olarak şartlandığımız özdeşim kurma ihtiyacını gideremeyiz bir türlü.

X, niçin dava edildiğini, bu dava sürecinde başına neler geleceğini bilmeyen ve okuyucunun asla bilemeyeceği eski huzurlu günlerine dönmenin özlemini çeken K. misali, şimdinin pençesinden kurtulmak ve eski yapıyı yeniden inşa etmek ister. Labirent, en başta içinden çıkılması kolay gibi gözükür. Seyirci de tek sorunun “hatırlatabilmek” olduğunu sanır. Ne var ki modern düşünce karşısında daima yenik kalacağının, esas yapıyı yeniden inşa hayalinin bile modern düşüncenin kendisine yönelttiği bir silah olduğunun, zira insanın sahiplendiği herhangi bir nesneyle yoksunluk duygusunu giderebileceği fikrinin tüketim toplumunun getirdiği bir yanılsamadan ibaret olduğunun, bu yüzden de özlediği yapıya asla ulaşamayacağının farkında değildir X. Seyirci, X’le özdeşleşemediği için biraz daha dikkatlidir ve filmin esas meselesinin “hatırlatmak” veya “hatırlamak” olmadığını çok geçmeden anlar. Modern düşüncenin söylemleriyle yetişmiş bireyin modern düşünceye karşı savaşmasının beyhudeliği tüm Kafka öykülerinde olduğu gibi L’Année dernière à Marienbad’de de apaçık olan tek şeydir çünkü.

Sonuç olarak L’Année dernière à Marienbad, bilimsel otoritenin hakimiyeti altında aklın aslında hiç olmadığı kadar devre dışı kaldığını ortaya koyması bakımından anlamlı bir eser. Kapitalizmin gelişimiyle tüketim ihtiyaçlarının çevresinde oluşan toplumun bireylerinin birbirleriyle kurdukları ilişkinin tamamen ekonomik olması ve tüm ideallerin en tepesine “refah”ın oturtulması, içinde bulunduğumuz çağda rasyonel aklı iyice geriletiyor ve otoritenin medya gibi araçlar aracılığıyla manipüle ettiği dış gerçeklik hakkında bireyin güvenle söyleyebileceklerinin kapsamını daraltıyor. Bu çağda insanca ayakta kalabilmek, direnmek de sistemin silahlarını sisteme karşı kullanarak mümkün olmuyor.

Not: Yazı, lemonlizlemon tarafından kaleme alınmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5