La Double Vie de Veronique (1991): Paralel Dünyalar


Aylin Solakoğlu
09 Nisan 2011

Film biter, sondaki yazılar ekranda belirir ve müzik devam eder ama siz bunun farkına varamamışsınızdır. Filmin son sahnesi ekranda karardığı an; sizin yolculuğunuz filmin büyülü dünyasına doğru başlamıştır. Ekrana bakan gözler size ait değildir, sizin gözleriniz o ekranın çok daha ötesinde, o filmin geçtiği sokaklarda, caddelerdedir artık. Artık siz o filmin bir oyuncusu gibi filmin renklerine bulaşmış bir şekilde yol alırsınız filmin sonundan başına doğru.

Kieslowski, renk üçlemesinden önce 1991 yılında aslında adım atmıştır renk dünyasına bu film ile. Filmin rengi mi olur, rengi olan bir film neyi anlatmayı amaçlar? İşte yönetmen tüm bu sorulara öldürücü cevapları verir Veronique ile. Kieslowski ‘nin yeşilimsi-sarımsı renkleri, ufak ayrıntılardan hikayesini oluşturması, anlattığı kocaman ama suskun insan manzaraları, bu suskunluğu notalarda sesleştiren müziği, dünyanın tersine dönmüş halinin naifliği, hüznü, kadın imgesinin mükemmelliği sizi etkisi altına alır.

 

Biri Fransa’da, diğeri Polonya’da yaşayan görsel açıdan ikiz olan ama birbirinden habersiz iki genç kadının hikayesidir, Kieslowski’nin kamerasından anlatılan. Bu iki genç kadın -yine Kieslowski tarzında- aslında birbiriyle metafiziksel anlamda bağlantılıdırlar, ikisinin de ortak bir yeteneği vardır; müzik. Ve bu görsel ikizlerin müzik dışında bir çok ortak noktası bulunmaktadır; ikisinin de kalp hastası olması ve yaşamlarında büyük kayıplar yaşamaları gibi.

Bu iki görsel ikizin hayatlarında alması gereken çok önemli bir karar vardır; müzik ile yaşayan ruhlarını geliştirip büyük bir soprano olmak ve bu uğurda ölümü göze almak ya da müziği hayatlarının düzenine uydurup, sıradan bir müzik öğretmeni olmak. Bu iki yaşam arasında pamuk ipliğine bağlı ruhani öğelerle bezenmiş bir hikayenin iki farklı versiyonunu seyirci izler. Ölüm ve yaşamayı seçiş arasındaki o ince çizgi Kieslowski’nin kamerasında iki seçimde de kendine yer bulur. Bu iki tercihi de seyirciye küçük benzerlikler  ve dikkatli bir seyircinin gözünden kaçmayacak nüanslarla aktarır.

Fransız aktris Irene Jacob‘un canlandırdığı bu iki karakter: Veronique ve Weronika, iki farklı ülkede aynı anda doğmuş ve benzer kaderlerde farklı yolları seçmiş iki kişidirler. Kadercilik kavramının güçlü bir şekilde işlendiği filmde, bildiğimiz kadere boyun eğme öğretisinin dışına çıkar yönetmen ve kaderin aslında seçimlerden meydana geldiğini, bu seçimlerin ise aynı Fransız Veronique gibi bize farklı kapılar açabileceğini gösterir.

 

Polonyalı Weronika bu yollardan ölüme yakın olanını seçer ve onun ölümü, Veronique ‘nın bu ölümü hissetmesi, onu bu dünyada yalnızlaştığını düşünmeye iter ve bir nevi hayallerinden vazgeçmesinin nedeni olur. Bu değişim ile filmin diğer bir hikayesi yerini alır; aşkın, rastlantının Veronique ile karşılaşması bölümü; bu bölüm duygusal olduğu kadar garip bir gülümseme bırakır yüzümüzde. Filmin özellikle Veronique ve okula gelen kuklacı buluşması bölümleri dikkatlice izlenmesi gereken sahneleridir. Tek bir karesinin bile boşa harcanmadığını, her bir hareket, söz ve nesne ile bir mesaj, bir duygu aktarılmaya çalışıldığını anlarsınız.

Filmde benim en çok beğendiğim sahnelerden biri  kuklacının; balerinden kelebeğe dönüşen genç kadın gösterisidir.

 

Kieslowski‘nin bu filmini, renk üçlemesinin bir habercisi olarak nitelendirmemin nedeni, bahsettiği ana duyguyu bizlere farklı bir açıdan sunması olduğu gibi, tıpkı renk üçlemesindeki filmler gibi yönetmenin bir rengin peşine düşmüş olmasındandır. Yalnızca bu filmde diğerlerine göre hakim iki renk vardır ve bunların besleyicisi olan ışık çok dikkatli ve titiz bir şekilde kullanılmıştır. Özellikle filmin görüntü yönetmenleri bu konudaki övgüyü bir hayli hak ediyor.

 

Kieslowski ve senaryonun diğer önemli bir ismi olan Piesiewicz, gerek hikayenin şiirsel anlatımı ile gerek yönetmenin diğer filmleriyle olan bağlantılarıyla çok etkileyici bir film ortaya çıkarmışlar. Bir Kieslowski hayranı olarak, La double Vie de Veronique, yönetmenin en sevdiğim ve izlemekten hiçbir zaman sıkılmadığım filmi olma özelliğini de taşımaktadır.

Film hakkında notlar: Filmin müzikleri ise diğer Kieslowski filmleri gibi Zbigniew Preisner‘e aittir. Ayrıca filmin Amerika’da yayınlanan final sahnesi, Avrupa’dan farklı olarak çekilmiştir, yapımcının istediği doğrultusunda.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5