Peindre ou faire l’amour (2005): Konulu Bir Film

Nereden başlasam, nasıl anlatsam, bu filmden nasıl yazı çıkartsam?…

Bizim gazetelerimizin köşe yazarlarınca bile bir dönem üzerine çok yazılıp çizilen bir konuydu “swinger”.  Sonra ne oldu bilmiyorum, swinger’a merak salmış sosyetik çiftlerimiz açığa çıkmaktan -haliyle- haz etmedikleri için mi, yoksa başka dertlere yol açtığı için mi, aniden popülerliğini kaybetti mevzu. İşte tam da o dönemde Fransızlar konuya Fransız kalmamışlar ve bu absürd durumu sinemaya taşımışlar.

Senaristliğini ve yönetmenliğini Arnaud Larrieu ve Jean-Marie Larrieu’nun yaptığı 2005 yapımı film, ülkemizde ilk defa 2006 yılında İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilmişti. Film “abi festival filmi kötü olur” ‘cular için biçilmiş kaftan. Festival filmlerinin bitmeyen bir bunalım, anlamsız bakışmalar, uzun yürüyüşler, kasvetli gökyüzü, eşcinsellik ya da her türlü sapkın ilişki konulu olduğunu iddia edenler kazara bu filmi izleseler ne kadar da haklı olduklarını düşünüp kendi kendilerine plaket verebilirler.

Pek fekat ben ne yapacağım; yedinci sanata olan sevgimi, baş rol oyuncularından Daniel Auteuil ve onun kanca burnuna saygımı yitirmeden bu kötü film hakkında, gerekirse “efendim ben Hollywood filmi izlemem, best seller okumam, tv izlemem-izlesem de sadece cnbc-e’deki ustalara saygı kuşağını izlerim, sadece radikal okurum, cazz dinlerim” şeklinde bir denyo kişilik takınarak iyi bir şeyler yazmaya gayret edeceğim.

Hikayemizin kahramanları Madeleine ve William, orta yaş sınırını çoktan aşmış, kızları gelinlik çağa gelmiş bir çifttir. Medeleine film boyunca ne iş yaptığı belli olmayan, ama işleri tıkırında olduğu için kendini resme vermiş bir kadın, William’da yeni emekli olmuş, her ecnebide olduğu gibi emeklilik hediyesi olan golf sopası eline tutuşturulmuş bir adam portresi çizmektedir. Etrafımızda gözlemlediğimiz bütün emeklilerde bir bahçe merakı, kadınlarda resim merakı, bir kızımızın mürüvetini görelim telaşı, bir Datça’ya yerleşelim anlayışı bu ailemizde de mevcut.

Madeline resim yaparken tanıştığı kör bir adam sayesinde çayıra çimene ani bir ilgi duyar. Adamın yani Adam’ın kendisine gösterdiği satılık şahane evi almak için kocasını ikna eder. Kısa zamanda şehirdeki hayatını bırakıp, kocasıyla şehir dışındaki bu eve taşınarak Adam ve karısı Eva’ya komşu olurlar. Geceli gündüzlü bir görüşme başlar. Tabi onlar Fransız oldukları için, sabaha kadar eşli okey oynamak yerine, şömine karşısında şaraplar içilir, sanattan, edebiyattan, hayatın mucizelerinden konuşurlar. Derken nasıl olduysa Eve ve Adam’ın bir gece evleri cayır cayır yanar. Yaşadıkları bu maduriyete dayanamayan Madeline ve William çifti, komşusu açken tok yatan bizden değildir düsturuyla yardım ellerini uzatıp, çiftimizi evlerine alırlar. Olaylar bir anda boyut atlar..

Filmin bundan sonrasında porno filmlerdeki sevişme başlatıcı salak diyaloglardan çeşitli örneklerle karşılaşıyoruz. Özellikle Madeline ve William’ın çift olarak diğer çifte kur yaptıkları sahneler oldukça komik. Ama sorun şu ki; bu bir komedi filmi değil.

Filmde kullanılan evler rüyaları süsleyen cinsten. Mekan seçimleri müthiş ama o mekanlarla ve o atmosferle görüntü yönetmenliği olarak daha iyi işler çıkartılabilirmiş. Diyaloglar berabat, akıcılık sıfır.

Ben daha ne diyeyim..

 

 

Bu yazı katinascissorhands tarafından kaleme alınmıştır.

 

 

 

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5