Trois couleurs: Rouge (1994): Kieslowski’nin Kırmızısı

“L’éternelle question consiste à savoir si en donnant aux autres un peu de soi-même, nous ne le faisons pas pour avoir une meilleure idée de nous-mêmes.” (Kieslowski)

“Aklımdan çıkmayansa; başka insanlara kardeşliğimizi, kalbimizi açarsak, kendimiz hakkında iyi bir fikre sahip olmak için bunu yapmadığımızı bilip bilmeyeceğimizdir.” (Kieslowski) 

Üç Renk Üçlemesinin son filmi olan Trois Couleurs: Rouge, Kieslowski’nin 1996′da yaşamını yitirmeden önce 1994 yılında çektiği film olarak ve sinopsis hususunda fraternité(kardeşlik) temasının işlenmesiyle bilinir.

Kırmızı’da başrolde oynayan Valentine karakteri (Irene Jacob), Mavi’deki Julie Vignon (Juliette Binoche), Beyaz’daki Dominique Vidal (Julie Delpy) karakterlerinden farklı olarak tekbaşınalığı ve bu tekbaşınalığı yaşarken yaşadığı acıyı ve aşkı gözler önüne sermekte. Sinopsise kısaca değinecek olursak; Valentine öğrenciliği dışında aynı zamanda mankenlik yapan birisi, erkek arkadaşıysa Polonya’da ve Valentine’e çok bağlı. Film, telefon konuşmasıyla başlıyor. Valentine arabasıyla giderken bir köpeğe çarpıyor ve köpeğin sahibinin evine gidiyor. Köpeğin sahibiyse, komşularının telefonlarını dinleyen eski yargıç Joseph Kern‘dir. Valentine ile Mösyö Kern arasında duygusal bir bağ gelişir zaman içerisinde. Eşzamanlı ilerleyen filmde Mösyö Kern’in sanki gençliği başka karakterle oynanıyormuş hissiyatını veren Hukuk Öğrencisi Auguste ve kız arkadaşı Karin çıkar karşımıza. Nasıl ki François Truffaut‘nun alteregosu Antoine Doinel ise, Kırmızı’da da Mösyö Kern’in alteregosu Auguste‘dür. Kern, Van den Budenmayer dinler, köpeği vardır ve de aldatılmıştır. Auguste ise Kern’in bir diğer yansımasıdır. Budenmayer da, Preisner‘ın alteregosudur.

Aşkı anlatan filmde, görünürde bir aşk yoktur. Kardeşlik teması üzerine biçilen format, film boyunca başkalarına yardımcı olmak, insanlar arasındaki iletişimin boyutu, ihanet, dostluk gibi kavramlarla verilmiştir. Kern’in komşularının telefonları dinlemesi, onların hayatına ister istemez dahil olması kardeşlik kavramının bir başka tezahürüdür Kieslowski cephesinden. Filmde bir ara yaşlı bir kadının çöp kutusuna şişe atmayı becerememesi üzerine Valentine’in o yaşlı kadına yardım etmesi de kardeşlik kavramının bir farklı yorumudur.

Kern ile Valentine’in kanyaklarını azar azar içmesi de insanın yabancılarla olan diyaloğunu Beyaz ve Mavi’deki adalet sistemlerine göre daha başarılı olduğunu göstermektedir. Zira Beyaz ve Mavi’de, eşitlik ve özgürlük kavramlarıyla insanların zihinleri meşgul iken, Kırmızı’da salt kendi dili vardır karakterlerin. Burada, birebir insan ilişkileri daha ön plandadır. Bolca telefon konuşmalarının yer almasının sebebi budur, insan telefondayken bütün duygularını tamamiyle yansıtamayabilir karşı tarafa.

Kırmızı renk ise, Auguste’ün arabası, lokantadaki yerler, trafik lambasının kırmızı yanması, duvar rengi, Valentine’nin caddede gösterilen reklam afişinin rengi gibi ögelerle verilmiştir.

Beyaz ve Mavi’den sonra, Kieslowski Kırmızı’da bu seriyi derleyip toplamaya çalışmıştır. Beyaz ve Mavi’ye göndermeler vardır ki (bunu burada yazarsam olmaz, spoiler’e girebilir) tebessüm eder izleyici ve de kurgu üzerine bir kez daha düşünür. Kırmızı; sevgiyi, yardımlaşmayı, dayanışmayı, kardeşliği ifade eder. Üç renk’in bu son halkasında da bu gibi izleri görmek epey mümkün.

Film, gösterime girdiği yıllarda birçok ödül aldı. Melies ödülünü kucakladı, Cannes Film Festivali’nde jürinin oldukça beğenisini, ödüllerini ve takdirini kazandı, Abd’de en iyi yabancı film ödülünü, en iyi yabancı dilde film ödülü gibi, Müzikleriyse (Zbigniew Preisner) Sezar ödülleri aldı. Mavi ve Beyaz’ı izledikten sonra bu filmi izlemenizde yarar var. İyi Seyirler !

Not: Yazı, “el manana” tarafından kaleme alınmıştır.

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla