Jim Jarmusch Dosyası II


Aylin Solakoğlu
02 Ekim 2011

İtiraf etmeliyim ki, bazı Jim Jarmusch filmlerini çok seviyorum bazılarını ise sevemiyorum. Hatta sıkıldığım, ekrandan gözlerimi kaçırdığım, acaba biraz ileri alsam mı diye düşünüp aklıma sanat düşmanı şirinleri getirdiğim oluyor. İşte bu filmlerden biri; hakkında oldukça kararsız kaldığım, üç farklı hikayeden oluşan ve filmin tamamında aslında kurgusal olarak paralelliği  olan Mystery Train.(1989)

Sıradışı karakterlerin, sıradan hikayeleri iyi bir sinematografi ile birleşince ortaya Gizem Treninin yolcularının filmi çıkıyor. Elvis Presley’e bir nevi saygı duruşu niteliğinde olan film, üç ayrı hikayenin kahramanlarının Elvis Presley’in hayaleti ile geçirdiği bir gün ve geceden oluşuyor.

 

Filmin en sevdiğim kısmı Japon çiftin hikayesinin anlatıldığı bölüm, zira diğer iki bölüme göre; daha akıcı, ilgi çekici bir hikayeye sahip olduğu gibi karakterlerin derinliği ve ince detaylarla işlenmesi, filmin devamlılığını sağlayan önemli unsurlar. Filmin geneline baktığımızda ise JJ filmleri içinde; kendini en iyi şekilde ortaya çıkaran, gözü kapalı bu Jarmusch filmidir diyebileceğimiz nitelikte bir film Gizemli Tren. En başta filmin Elvis Presley ve Sun Plaktan şarkılara bir ithaf niteliğinde olması, oldukça başarılı bir soundtrack albümü oluşturulması bu savımın en kuvvetli örneği. Bir diğer etmen çok kültürlü bir karakter yapısına sahip olması ve dil nedeniyle yaşanan iletişim zorluklarını/absürtlüklerini JJ mizahı ve diyalogları ile verilmesi. Filmin diyalogları ve küçük ayrıntılar ile paralelliği yakalanmış hikayeleri; yönetmenin, yönetmek kadar senaryo yazımında da ne kadar iyi olduğunu izleyiciye kanıtlar nitelikte.

Bu filmin çekim aşamasında ve sonrasında, diğer üç uzun metrajlı filmine nazaran daha fazla ”çok kültürlü” bir yapıya bürünmüş Jim Jarmusch’a; Amerika’yı bir yabancının gözünden gördüğüne dair eleştiriler gelir, Down by Law‘da biraz biraz hissetmeye başladığımız bu durum, bu film ile zirveye çıkmıştır. Sadece Japon çiftin değil Romalı kadının hikayesinde de bu farklı kültür anlayışını görürüz. Jarmusch ise bu bunlara karşı; Amerika’yı hem bir yabancının gözünden hem de bir Amerikalı olarak anladığından söz eder. Her röportajında sıkılmadan tekrar tekrar söylediği gibi; onun için önce karakter gelir, hikaye karaktere göre şekillenir.

”Aklımdaki karakter Amerikalı değilse, ben de ona göre bir hikaye şekillendiriyorum” der.

B filmlerin ve sanat filmlerinin bir çarpışması olarak  tanımladığı sinema anlayışını 1991 yılında Night on Earth ile devam ettiren yönetmen, ustalık filmlerine geçmeden, filmografisinin dördüncü filminde sinemanın Jarmuschvari güzelliğine ulaşıyor. 5 farklı taksi şöförünün bir gecede yaşadığı 5 farklı hikayenin, 5 farklı şehirde(Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helsinki) geçmesinin; kültürel farklılıklar ile yer yer komediye dönüşmesini anlatan film, oyuncularının başarılı karakter aktarımları ile hayatın önemsenmeyen küçük anlarını kameraya kaydetmiş oluyor. Hikayelerin, çekilen şehre göre dil ve karakter değiştirmesi ise filmin gerçekliğini güçlendiren bir diğer unsur.

Sayılı dakikalarda, beklenmedik anlarda karşımıza çıkan insanların, aslında dışarıdan görünmeyen ama dikiz aynasından bakınca ortaya çıkan hikayeleri, kimi zaman sizi gideceğiniz yere götüren insanın, hayat hikayesini oluşturuyor. Filmdeki, Yoyo karakteri ve Roma’daki taksici Benigni, filmin iki zirve noktası olarak ritmi arttıran oyuncuları. Filmin genel hikayesinin durağanlığa yer vermemesi ve yakın plan çekimleri ile izleyeni de filme ortak eden açıları; güzel ve karakteristik bir film ortaya çıkarmış.

“I consider myself a minor poet who writes fairly small poems. I’d rather make a movie about a guy walking his dog than about the emperor of China.”

 

 

Down by Law’dan (1986) sonra bir süre renkli filmlere geri dönen Jarmusch, 1995 yılında Dead Man ile tekrar siyah beyazlığın yabancılığına geri döner. Jarmusch için siyah-beyaz, insanı tanıdık gelen her şeyden uzaklaştırmak için kullanılacak renktir ve filmin ana karakteri William Blake, bildiği her şeyden uzaklaştığı bir yolcuğu çıkmıştır. 19 yüzyılda geçen bir Western hikayesi olan Dead Man, klasik westernlerden farklı olarak oldukça yavaş ve yoğun bir dramatik akış taşır. Karakterin sıradan hayatının ölüme olan yolculuğunu, alışıldık JJ havasından farklı olarak, İngiliz şair-yazar William Blake’i kullanarak, kelimelerin ve sözlerin silaha dönüştüğü bir döngüde anlatır. Nobody karakteri ile bütünleşmiş bir dinginlikte, naifliği nedeniyle gerçek ve hayal dünyası arasında sıkışıp kalmış bir masumdan kolaylıkla nasıl bir suçlu yaratılabileceğini ama her suçlunun da aslında bir cani olmadığını, toplumun bir insanı bir söz ile suçlu ve suçsuz yapabileceğini gösterir.

– “who are you traveling with?”
– i am traveling with nobody.

 

İki karakterin yalnızlığı ve kaybolmuşluğu üzerine kurulu olan film; şiddet ve silahlar, arka plandaki Amerika tarihi ile -Jarmusch’a göre pek kabul görmese de- Amerikalılar için yönetmenin bu kadar açık değindiği ilk politik filmi. Jarmusch ise her filmin politik olarak yorumlanmasının kolay olduğu söyler. Ona göre Dead Man, farklı kültürden gelen iki insanın yolculuğunu anlatır.

Müziklerini Neil Young’un başarıyla yaptığı ve görüntü yönetmenin yine tanıdık bir isim Robby Muller olduğu film Cannes 1995’in Altın Palmiye adaylarından da biriydi.

 

Jim Jarmusch hakkında merak edilenler, bilinmeyenler:

  • Kendisinin en sevdiği yönetmenler: Aki Kaurismäki, Don Siegel ve Samuel Fuller’miş.
  • Gone with The Wind, ET ve Star Wars’u izlememiş.
  • Sinema tarihini ne kadar biliyorsa müzik tarihini de o kadar iyi bildiğini söylermiş.
  • Sinemaya başlamadan önce müzik ve edebiyat ile ilgilenmiş olan Jarmusch’un yayınlanmış şiirleri varmış.
  • Four Rooms, Go and Pulp Fiction’ın Mystery Train’in kurgusunu kullanmasına karşın JJ sadece Pulp Fiction’ı izlemiş ve beğenmiş.
  • Buster Keaton,  favori yönetmeni ve komedi dalında ”en en iyi ”dediği kişiymiş.
  • Dead Man’in ”bazı”  kısımları Avustralya’da banlanmış.
Jim Jarmusch Dosyası II’nin de burada sonuna gelirken Dosya I‘e göz atmayı unutmayın, Dosya III ise yakın zamanda buralarda kendine yer bulur.
Filmlerle kalın.