Jeux interdits (1952): Oynadığımız ‘Yasak’ Oyunlar

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
12 Temmuz 2012

Sinemaya kırk yılını veren Fransız yönetmen René Clément’in kariyerini tanımlamaya çalışsak kullanabileceğimiz sıfatlardan biri ‘dalgalı’ olurdu şüphesiz ki. Kimilerine göre istikrarsız olarak addedilen bu sinema serüveni zaman zaman acımasız eleştirilerin hedef noktası olsa da hiç de azımsanmayacak sayıda filmi klasikler arasında yerlerini alır; unutulmaz filmler mertebesinde isimleri anılır. Bu filmlerden bir tanesi ise hem meselesi, hem de bunu ele alış tarzıyla tüm filmleri arasında sivrilir; dahası ‘bir dram nasıl olmalıdır’ın cevabı niteliğindedir.

Jeux interdits yönetmenin en önemli filmi olmanın yanısıra döneminin de en dikkate değer filmlerinden biridir. Yapıldığı yıl ve yüklendiği dertler itibariyle bir savaş dramı olan film, İkinci Dünya Savaşı dönemi sinemasının tepki ve yasaklarla örülü çeperinden hassas ve ölçülü üslubuyla sıyrılmayı başarır. Dönemine göre cesur sayılabilecek film, insanlık tarihinin kara lekesinin, İkinci Dünya Savaşı’nın küçük bir kız çocuğunun his dünyasında yarattığı yaraları, izleyenini iç acıtıcı çıkmazlara sürükleyebilecek bir gerçeklikle ele alır.


Henüz beş yaşındaki Paulette’in ailesi ve çok sevdiği köpeğiyle birlikte koştuğu bir sekansla açılır film. Film boyunca şiddetini azaltmayacak taarruz sesleriyle de bu ilk anda karşılaşırız. Paris, Nazi işgali altındadır ve insanları içgüdüsel olarak kaçmaya çalışırken buluveririz. Öyle ya, ölüm bu kadar yaklaştığında kaçacak pek bir yer yoktur esasında. Bu can pazarı sırasında yaşamaya veda edenler Paulette’nin anne ve babası olur, fakat küçük kızın henüz ölümü bile tanımadığını bu anda anlarız. Annesinin henüz soğumamış bedenine dokunur, o esnada bile tek derdi köpeğidir. Sonrasında veda etmek zorunda kalır sevdiği ve tanıdığı her şeye. Anne babası yoktur artık, köpeği gitmiştir. Bir çiftçinin küçük oğluyla tanışması ve o aileyle birlikte yaşamaya başlaması bu yıkımı unutturamaz, aksine tam da bir çocuğun hayal gücünün başa çıkabileceği bir oyunla ölüm ve kaderle başa çıkmaya çalışır.

Savaşın çocukların his dünyalarındaki karşılığını resmetmek etkileyici olduğu kadar kritik bir eylem de sayılabilir. Aradaki ince çizgi kırılgan bir denge doğurur ve bir santim aşıldığında gerçekçi ve naif bir dramdan, duyguları sömüren yanıltıcı bir hikayeye dönüşebilir. 1988 yapımı Japon animesi Grave of the Fireflies gibi, Jeux interdits’nin de bu anlamda ölçülü ve tam kararında olduğunu görmek zor değil. Özellikle kameranın Paulette’e doğrulma niyetinde bu ölçü açıkça gözlemlenebilir. Bu titiz yaklaşım henüz altı yaşındaki Brigitte Fossey’nin performansıyla birleştiğinde ortaya çıkan iş fazlasıyla güçlü, ziyadesiyle dokunaklı…

Jeux interdits öyle büyük şeyler beklemez film izleyeninden, samimi duygularla yaklaşmak yeterli olacaktır. Çocukluğunu biraz da olsa anımsayan herkes Paulette ve arkadaşının birlikte inşa ettikleri bu evren aracılığıyla hatırlanmayı bekleyen bir hatıra çıkarabilir kendi çocukluğundan. Yaşayan her canlıyı ortak paydada buluşturan tek şey bir zamanlar çocuk olduğumuz gerçeği değil midir zaten? Hepimiz oyunlar oynadık, en yakın arkadaşlarımız oldu ve birlikte yeni yeni anlamlandırabildiğimiz bağlar kurduk. Bu gözle, bu hisle bakıldığında Jeux interdits savaşın ölümcüllüğü, kaderin cilveleri ve ölümün soğukluğunun yanısıra bambaşka kişisel kapılar açabilir izleyende.

 

Türkçe Adı: Yasak Oyunlar

YönetmenRené Clément

SenaryoJean Aurenche, Pierre Bost

Yapım: Fransa, 1952

OyuncularGeorges Poujouly, Brigitte Fossey, Amédée, Laurence Badie

Süre: 86′

 

Gülçin Kaya

gulcinnkaya@gmail.com

twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla