It’s Only the End of the World (2016): Alt Tarafı Dolan’ın Sonu

Cannes’da üç yıl önce Mommy ile sadece eleştirmenleri değil jüriyi de filmine hayran bırakmış, festivalin önem sırasında üçüncü ödülünü efsanevi Fransız yönetmen Jean-Luc Godard ile paylaşmıştı Xavier Dolan. Yakında yirmi sekiz yaşına girecek Kanadalı yönetmenin filmografisi It’s Only the End of the World ile altıncı filmine ulaştı bile. Geçtiğimiz yıl yine Cannes Film Festivalinde çok konuşulan yapımlardan biri oldu kötü çocuk Dolan’ın bu son filmi. Gösterimleri yuhalandı, ardından eleştirmenlerden zılgıt yedi. Olgun bir adam olarak ilk filmim dediği film için gelen sert tepkileri pek öyle olgunca karşılayamadı genç yönetmen. Cannes’ın sosyal medya ayaklı eleştirmen sahnesini bir nefret kültürünün içine düşmekle itham etti. Filmi hakkında olumsuz konuşan kimi eleştirmenler için “Creed’e beş, bir Fast & Furious filmine dört buçuk yıldız verip benim filmimde Marion Cotillard’ı sıkıcı bulan bir adam ne halt yemeye geliyor ki bu festivale” diye veryansın etti. Hatta kimisiyle Twitter’da laf dalaşına bile girdi. Sonra ne olduysa oldu, Dolan Cannes ödül skalasında bir basamak daha yukarı çıkıp George Miller’ın başı çektiği festival jürisinden Grand Prix’yi kapıverdi. Filmine laf edenlere gözdağı verircesine siz ne anlarsınızcı bir drama queen edasıyla aşırı duygusal kabul etti ödülünü. Belki bu fırtınalı sürece dair bazı gözlemlerinde haklıydı, belki fazlaca üzerine gelindi. Şimdi bunların hepsi bizim için filme açılan bir kapı olsa da artık geçmiş bir festivalin magazininden ibaretler. Filmin kendisi ise burada, bizimle. İncitmeden ifade etmek gerekirse öyle böyle olmamış, yönetmeninin kaşındıran şımarıklığını da bir şekilde denkleme dahil edersek berbat bir film bu.

Ailesi ile arasına mesafe koymuş, başına buyruk sanatkâr evladın yıllar sonra eve dönüşünü anlatıyor It’s Only the End of the World. Başarılı oyun yazarı Louis (Gaspard Ulliel) yaklaşan ölümünü ilan etmek üzere uzun zamandır görmediği ailesini ziyarete geliyor. Anne (Nathalie Baye) bunca yıl sonra yeniden bir arada olmalarının verdiği heyecanla mutlu bir aile portresi çizmek için can atarken, abi (Vincent Cassel) surat asıp hoşnutsuz takılarak yaşanacak sürtüşmelerin ilk işaretlerini vermekte. Kız kardeş (Lea Seydoux) de annelerinin hevesine azıcık ucundan ortak olup, kendisi henüz küçükken evden ayrılan abisinde iyi bir izlenim bırakmak istiyor. Grubun yabancısı olarak abinin eşiyse (Marion Cotillard) bu çekirdek aile resmi içinde dış kapının mandallığı rolünün hakkını veremeyecek kadar sessiz ve çekingen. Elde var bir ev, hazırlığı yapılan bir aile yemeği ve söyleyecekleri olan beş kişi.

Söylenenlere göre Dolan, ilk filminin başrol oyuncusu, ilham perisi Anne Dorval’in Jean-Luc Lagarce’ın aynı adlı 1990 tarihli eseri için, bu piyes tam senlik lafıyla harekete geçmiş. Metnin anne meseleli kuir duruşunun Dolan sinemasının meramına uyduğu doğru. Fakat yönetmenin o kendine has pop estetiğinin, onun bizzat uyarlayamadığı metinle yaşadığı doku uyuşmazlığı da bir o kadar bariz. Şu hâliyle film, Fransız yıldızları bir hayır gecesi için bir araya getiren Xavier Dolan’ın tek seferlik oda tiyatrosu izlenimi veriyor. İletişim sıkıntısı yüzünden kaybedilmiş bir yuvanın melankolik çağrışımları da, ölmeye hazırlık fikrinin derin düşünceleri de beceriksizce vurgulanan bir münakaşa maratonunun içinde eriyip gitmiş. Ortada güya bir sinir harbi var, ama sinir yok. Acilen dişe dokunur bir içgözlem ve empatiye ihtiyaç duyuyor bu materyal. Buna karşılık yönetmenin aşırı uçlar sineması metnin tüm nüansını silkiyor. Geriye sevimsiz, budala karakterler ve tekrara düşen anlamsız çatışmalarla bezdirici bir seyir kalıyor. Rahatsız ediciliğini hanesine artı puan olarak yazmamız gereken bir filmken bu, tamamiyle yanlış sebeplerden ötürü rahatsız edici bir filme dönüşüveriyor.

Dolan’ın oyunu sinematikleştirme girişimleri de ayrı fecaat. Hikayeyi karakterlerin yüzlerinde ararken bir yandan klostrofobiyi de köklemiş olmak için giriştiği yakın çekim ısrarıyla bir taşla iki guguk kuşu vurduğunu sanan genç auteur art arda sıkıcı, niteliksiz mizansenlere imza atıyor. Öyle ki biraz olsun nefes aldıran flashbackler bile onun daha iyi filmlerine flashback gibi. Şimdiye dek belki de en iyi yaptığı şey olan popüler müzik kullanımı bile bu sefer yersiz kaçmış. Sondaki görsel anıştırmanın çocuk kitaplarından fırlamış bayağı sembolizmine de diyecek fazla sözüm yok. Her şey bir yana bir aile toplantısı hissi yok burada. Fazlasıyla provalı, aşikar. Dramatik dağarcığı kısıtlı bir yönetmenin gözetiminde, dağılmış bir aileyi oynayan meşhur oyuncular bunlar. Hani şöyle Brechtyen, yabancılaştırıcı bir farkındalık lezzeti filan da yok, ne gezer… Sadece, ben artık büyüdüm deyip ciddiye alınmak isterken fazla kasan bir yönetmenin gölgesi düşüyor filmin her karesine.

Asıl problemin Dolan’ın uyarlama senaryoları kendinin yapamamasında olduğunu düşünmekle birlikte (Tom at the Farm’dan da pek haz etmiyorum ben) ortada kendinin ifade ettiği gibi bir olgunlaşmadan ziyade daha vahim bir dönüşüm, bir tür rengini, sesini kaybetme olduğundan korkuyorum ben. Biliyorum erken yaşta bu derece sükse yapmış Xavier Dolan’ı beğenmemek bu ara çok cool. Ben de onun şu son zamanlardaki fazla göz önünde, ergen sosyal medya mevcudiyetiyle hoşlaşmıyorum, ama ilk filmleriyle hâlâ biraz olsun kredisi var gözümde. Diğer yandan lenfant terrible dediğimiz çağdaşımızın büyümesini de istemiyorum galiba. Bu bizim de yaşlandığımız anlamına geliyor çünkü. Zor.

Ali F. Kısakürek
twitter

***

Yönetmen: Xavier Dolan

Senaryo: Xavier Dolan, Jean-Luc Lagarce (oyun)

Yapım: Fransa, Kanada 2016

Oyuncular:  Gaspard Ulliel, Marion Cotillard, Vincent Cassel, Lea Seydoux, Nathalie Baye

Süre: 97′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla