Iron Man 3 (2013): Demir Kaptan Amerika

Eray Yıldız
Eray Yıldız
04 Mayıs 2013

Jon Favreau’nun başında olduğu ilk iki filmin (özellikle ikincinin) Robert Downey’i paralel giden bir kahraman ve playboy personası olarak kabullendirmek, akıllara kazımak dışında marifeti parmakla sayılacak kadar az. 2008 yapımı ilk filmin çoğu açıdan Yeni Dalga’nın sinemaya getirdiği yenilikleri Hollywood kahraman filmlerine getirmek gibi bir iddiası vardı ve kısmen başarılıydı. CGI’dan olabildiğince uzak duran gerçek saha çekimleri ve eski moda plastik stüdyo canlandırmalarından farklı olarak gözle görülür fantastik karakterler sunuyordu. Her şeyden evvel bu film, dozunda süresini acele etmeden tane tane kullanmasıyla, kağıt üstünde sahnelere yedirilen ritmik temponun filmin süresini hissettirmemesi başarısıyla öne çıkarak tıkır tıkır işliyor. Öncüllerinin aksine oldu-bittiye getirmeden, yeterince oyun alanı bırakarak hem kendi yaptığıyla eğlenip hem de bunu bizim tarafa aktararak işini görüyor.

iron man 2

Yine uzun zamandır hasretini çektiğimiz “iyi yazılmış düşman” ile gerilim unsurlarını, sürekli kaybettirmek ve açık kapı bırakmamak üzerine kurarak titizlikle uyguluyor film. Günümüzde güç sahiplerinin de sürekli ortaya yem atması, oyalaması ve çeşitli maskelerin ardından konuşmaları bakımından da mantıklı bir seçim yapılmış. Kötülüğün arka perdesinde işlerin hiç de gözüktüğü gibi olmaması, kötülüğün kendi doğası gereği yok etme eylemlerini bu hedefsizlik ve paranoyayla kodlaması da temsili beyazperdede güçlendiren, kahramanın erdemlerini sınayan biçilmiş kaftan bir düşman halini alıyor. Gerçi bu temsilin, filmde Ortadoğu’yu yine tukaka bir konuma yerleştirmesi bakımından politik doğruluğu tartışılsa da 2 boyutlu bakıldığında tatminkar bir villain portresi çizebilmekte. Aynı zamanda “sonradan deliren dahi bilim-insanı” klişesinin bastırılmışlık, ötekileştirilmişlik ve dışlanmışlıktan doğan, kökleri figürsüzlüğe dayanan ve kendi fiziksel noksanlığından yola çıkarak engelli insanları kendine motive edinen alışıldık bir çözüme de bulaşmadan duramıyor. Ne var ki bu politik eğritilik ve alışılmışlık, düşmanın kendi sınırları içindeki indandırıcılığına pek gölge düşüremiyor.

Vizyonda gördüğümüz ve birbirinin karbon kopyasına dönüşen süperkahraman uyarlamaları, seyircisini dahi zorlayan içsel çatışmalardan muaf nice örnek sonrası, Tony Stark’ın New York’taki Loki saldırısından hatıra kalan panik atakları ve Peppers’ı hayatında tutmaktaki ölümcül israrı, birçok açıdan filme duygusal ve dramatik açılardan temel oluşturabiliyor. Stark’tan çok Amerika’nın politik ve ekonomik sularını hedef alan büyük çaplı bir düşman karşısında Stark, tam da Amerika’nın Ortadoğu’da hüküm sürdüğü silah sanayisinin üreticisine kaymasıyla aslında kendisini dolaylı yoldan hedefleştiriyor. Bu da Mandarin’i Stark’ın kendi bireysel düşmanından çıkarıp tek vücutta temsili Amerika karşısındaki ideolojik bir tehdite çeviriyor. Stark kameralara “eski usul hesaplaşalım” derken de bu mesajı veriyor sanki. Nasıl ki Batman ekonomiyi dizginlemesi, pazarı kontrol etmesiyle anarşinin önünde FBI’vari bir engelse, Iron Man de dış tehditlerin simgeleşmiş engeli olarak daha geniş bir CIA alt-rolünde bu sefer.

iron man 1

Joss Whedon’ın Avengers’a el atması uzun vadede tüm ‘Yenilmezler’ üyelerinin sinema maceralarına ışık tutacak, derleyip toparlayacak kadar işe yaramış gözüküyor. Zira ilk iki Iron Man filminden oldukça (ve iyi ki) uzağa düşen mizah karnı oldukça sağlam ve orijinal fikirlerle çıkagelmiş bir devam filminden söz ediyoruz. Whedon’ın milisaniyelere sıkıştırılmış ve sonraki birkaç sahnenin kaderini de güldürerek belirleyen esprileri, burada da kaçınılmaz olarak yeni bir Iron Man seyri vaadediyor. Tam olarak Avengers New York’unun hemen sonrasında başlar gibi yazılıp çekilmiş olan film, aynı zamanda aksiyon estetiğinden geniş açı kaotik görüntülerine kadar Whedon’ın bu evrene dokunmuş olmasına şükrettiriyor.

Yönetmen Shane Black, 2005’te yine Downey ile yaptığı Kiss Kiss Bang Bang sonrası ortadan kaybolmuştu. Hollywood ondan hep bir Ed Wood efsanesi gibi bahsederken şöyle bir uzaklaşmak belli ki ona iyi gelmiş. Her ne kadar stüdyo filminden hallice seyretse de yeni bir perspektifin gelip yerleştiği de bariz. Tekrarlamak gibi olmasın, Whedon hala çoğu süperkahramanın başına gelmiş en iyi şey ve Iron Man 3 bunun ekmeğini afiyetle yiyor, yediriyor.

 

Türkçe Adı: Demir Adam 3

Yönetmen: Shane Black

Senaryo: Drew Pearce, Shane Black

Yapım: ABD, 2013

Oyuncular: Robert Downey Jr., Gwyneth Paltrow, Guy Pearce, Ben Kingsley

Süre: 130′

 

twitter.com/pyschedelia

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5