İnşaat (2003): “Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dileriz.”

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
28 Haziran 2012

Şehirde binalar hızla yükselirken, pislikler de artmaya devam ediyordu. Bir inşaat şehrin orta yerinde bu pisliklerin bir kısmının gömülmeye-yok edilmeye çalışıldığı bir çukur haline gelecekti.

 

Uyarı: İşbu yazı fena halde spoiler içermektedir!

 

Ömer Vargı’nın hak ettiği değeri bir türlü göremeyen filmi İnşaat, bir inşaatta çalışan iki işçinin hikâyesi. İki binli yılların başında yükselen gökdelenleriyle birkaç sene öncesinde yaşadığı büyük deprem ve ekonomik krizin etkilerine inat şehirleşmeye çalışan İstanbul’un plonje çekilmiş görüntüleriyle açılır film. Arka fonda Çağrı Göktepe’nin “Ortaya Karışık” şarkısı çalmaktadır. Pek çok kişi tarafından dizi jeneriği ya da klip gibi olduğu eleştirisine maruz kalsa da düşük bütçeli tek mekanlık bir filmin başlangıcı için seçilebilecek en iyi giriştir bu bence. İstanbul’u uzaktan ve yukarıdan gördükten sonra Ömer Vargı kamerasını hikâyenin geçtiği inşaata çevirir.

 

Ali (Emre Kınay) ve Sudi (Şevket Çoruh) bu inşatta birlikte çalışan iki işçidir. İnşaat Nizamettin (Ahmet Mümtaz Taylan) isimli bir müteahhit tarafından yaptırılmaktadır. Nizamettin haftada bir uğrayıp yevmiyelerini verir Ali ve Sudi’ye. Onun dışında iki taraf da birbirini görmez. İnşaat sadece Ali ve Sudi’ye emanettir ve bu iki genç adam birlikte çalıştıkları inşaatın bir dairesini ev gibi kullanmakta, çoğunlukla çalışmayarak bu dairede vakit öldürmektedir. Ancak Nizamettin’in işlerin uzamasıyla ilgili bir sıkıntısı yoktur. Şehrin küçük hesaplarla ve karanlık ilişkilerle palazlanmış daha sonra kolay kazanç sağlayabileceğini düşünerek inşaat işine girişmiş “küçük adam”larından biridir o. Ancak içine girdiği bataklık o kadar derindir ki büyük para yatırdığı inşaatın işleyişiyle bile doğru düzgün ilgilenemez. Ömer Vargı, Nizamettin’i henüz ilk kez gördüğümüz sahnede seyirciyi bu durumdan bir telefon görüşmesiyle haberdar eder. Görüşmede sarf edilen “Reis ve emanet” kelimeleri, bu ülkede yaşayan nerdeyse herkesin duyduğunda zihinlerinde bazı karanlık ilişkilerin belirmesine neden olur çünkü. Ali ve Sudi’nin bu telefon görüşmesi sırasında birbirlerine bakmaları da bu yüzdendir.

 

Sonraki sahneler gerektiği gibi sadece Ali ve Sudi’yi tanımamıza yardımcı olacak sahnelerdir. Ve sadece onların gündelik işlerini izleriz. Burada Ömer Vargı’ya getirilebilecek haklı eleştiri, sahnelerin çok fazla diyalog içermesidir. Bu kadar iyi bir hikâyeye sahip ve başlangıç sahnesiyle bile başarıyla seyircinin dikkatini çeken bir filmin sonraki sahnelerinde uzun uzun diyaloglarla karakterlerinin hikâyelerini anlatması ne yazık ki seyirci sıkan unsurlar. Keşke bu yola gitmeseydi. Pratikte Ali ve Sudi’nin arasını bir süre açmaktan ve Sudi’nin geçmişini açıklamaktan başka hiçbir işe yaramayan Nazife (Yeşim Büber) karakteri için oyunculara dakikalarca diyalog söyletmek hikâyenin ritminin, film için en önemli kısım olan ilk yarım saat içerisinde düşmesine neden oluyor. Onun yerine Nazife karakteri olmasaydı bile hikâye zaten yürüyebilirdi. Ya da Sudi ile Nazife’nin bir geçmişi olmasa, Nazife iki erkek arasında paylaşılamayan bir komşu kızı olarak hikâyeye dâhil olsa çok daha kolay bir yol seçilmiş olurdu sanki. Örneğin Ayşe (Binnur Kaya) hikâyeye sonradan bu şekilde dâhil oluyor.

 

Filmin ilk yarım saatinde Ali ve Sudi’yi diyaloglar ve gündelik ilişkileriyle tanırken bu adamların yalnızlıklarına da şahit oluyoruz. Birbirlerinden başka hiç kimseye sahip olmayan iki insan bunlar. Birlikte yurtdışına kaçmak için para biriktiriyorlar. Zamanı gelince onlar da hem bu inşaattan hem de bu ülkeden kurtulacaklar. Filmin çekildiği yıllarda Türkiye’nin içine düştüğü ekonomik ve siyasi bunalım düşünülürse bu o zamanlarda herkesin düşlediği şeylerden biriydi.

 

Ali bir gece uyanıp inşaatın bahçesine bakıyor ve filmin ikinci kısmına da bu şekilde başlıyoruz. Nizamettin bahçeye bir ceset gömüyor. Bu sahne için yapılan korku filmi ışıklandırması görüntü yönetmeni Ferenc Pap’ın yıldızını biraz daha yükseltirken, hikâyenin tüm gerilimine rağmen müzik ve oyuncu yönetimiyle ortaya çıkarılan komedi unsurları filmin en kritik sahnelerinden birini harika bir şekilde kotarıyor. Bu sahnede anlatılan olayın daha sonra bir kara mizaha dönüşmesiyse film boyunca gerilimle paralel ilerleyecek komediyi müjdeliyor!

 

Kısa süre içerisinde Nizamettin’in karanlık dünyasında tanıdığı bütün adamların inşaata ceset getirip Ali ve Sudi’den yardım istemesi inşaatı bir toplu mezara çevirirken, içlerinden bir televizyoncunun (Günay Karacaoğlu) unuttuğu bir mini dv kamera filmin hikâye anlatımını oldukça aşina olduğumuz ancak güzel bir tekniğe kavuşturuyor. Ali ve Sudi ilk kez ellerine aldıkları kameranın nasıl çalıştığını çözmeye çalışırlarken rastlantı eseri, gömdükleri bir cesedin katilinin itirafını kameraya çekiyorlar. Daha sonra her gömme işleminin sonunda katilleri yukarıya çağırıp, olayı anlattırıp gizlice kaydetmeye başlıyorlar. Kısa süre içerisinde birbirlerinden inşaatın yerini öğrenen insanlar Ali ve Sudi’den akın akın yardım istemeye geliyor ve kasetlerce itiraf görüntüleri birikiyor. Gömdükleri ceset başına yüklü miktarda para alan Ali ve Sudi kısa zamanda birkaç yılda kazanamayacakları parayı kazanıyorlar.

 

Ali ve Sudi daha önce hiç tanık olmadıkları bir dünyayla karşılaşıyor ve bu karanlık dünyanın pisliklerinin örtülmesine yardımcı oluyorlar. Karanlık ve tehlikeli adamların yanında sıradan hayatları olan insanların işledikleri cinayetleri de ört bas etmeye başlıyorlar. Maktulleri gömdükçe daha fazla para kazanan Ali ve Sudi yavaş yavaş yaşadıkları inşaattaki dairelerini de değiştirmeye başlıyorlar. Buzdolabı, koltuk takımları alınıyor. Ancak kısa süre içerisinde işler içlerinden çıkamayacakları kadar karışıyor ve pisliklerinin gömülmesine yardımcı oldukları organize suç örgütleri aralarından öldürdükleri insanları da sırayla inşaata gömmeye başlıyorlar. Sırlar ve cinayetler artarken inşaatta ne olduğunu filmin başından beri merak edip sürekli Ali ve Sudi’ye takılan yaşlı kadın (Suna Pekuysal) hikâyenin çok farklı bir eksene sürüklenmesine neden oluyor. Gizlice inşaatı araştırmaya gelen ve gece gelip giden insanları merak ettiğini söyleyen yaşlı kadına Sudi, Ali’nin bir şeyhin torunu olduğunu ve şifa dağıttığını söylüyor. Bu noktadan sonra işlenen cinayetlere yataklık yapıp onları gizleyerek (ikiyüzlü) toplumun güvenliği için tehdit oluşturan bu iki genç adam şimdi verdikleri muska ve dualarla şifa dağıtıp saygı gören insanlar haline geliyor. Bu işten de para kazanan Ali ve Sudi yakın zaman içerisinde hocalık ve gömücülük işlerini birbirine karıştırarak hikâyenin içindeki komediyi bir kez daha güçlendiriyor.

 

Her şeyin birkaç dakika içerisinde değiştiği ve bambaşka bir hal aldığı bir ülke Türkiye. Sıradan iki işçiyken, İstanbul’un en büyük mafya babalarının sırtlarını okşadıkları mezarcı daha sonra şifa dağıtan hoca haline gelen Ali ve Sudi şehirden kaçmaya hazırlanırken belediyenin deprem araştırması yapmak isteyen yetkilileri yüzünden yakayı ele veriyor.

 

İnşaata giren polis ve yetkililer inşaattan onlarca ceset çıkarırken haber bültenleri bu olayı canlı yayınlıyorlar. Cesetlerin katillerinin hepsi de tıpkı halk arasındaki bir inanışta olduğu gibi inşaatın çevresine geliyorlar. Katiller maktulleri öldürdükleri yere değil belki ama gömdürdükleri yere geliyorlar. Sanki hepsini kan ve sorumluluk çekiyor. Toplum Sözleşmesi’ne aykırı davranarak aralarından bazı insanları öldürüp bir toplu mezarda “kaybeden” onlarca katil, şimdi içlerinden geldikleri toplumla birlikte Ali ve Sudi’yi yuhlayarak linç etmeye kalkıyor. Toplum, içindeki pislikleri bilmesine ve görmesine rağmen suçlu ilan ettiği iki genç adamı günah keçisi yapıp cezalandırarak, imkânsız olsa da, İstanbul’un tüm pisliklerini her zamanki gibi görmezden gelmeye çalışıyor.

 

Filmin sonuysa ucu açık bitirilerek harika bir tat bırakılıyor seyircinin zihninde ve film ekibi: “Çevreye verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür diliyor.”

 

Alican Yıldırım

yildirim1895@gmail.com

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5