Inglorious Basterds (2009): Soysuzlar Çetesi

Tarantino usulü bir alternatif  tarih!

..Nazi Albayı Hans Landa ve SS ordusunun uzun süredir peşinde olduğu soysuzlar çetesinin lideri teğmen Aldo Raine bir masanın başında karşı karşıyadır..Bu yüzleşme, savaşın seyrini ve belki de dünyanın kaderini değiştirecektir. Albay teğmene şöyle der: ‘Tarih sayfalarında arada sırada kaderin elini uzattığı olur…tarih kitapları ne yazacak?’

Bu sözlere Tarantino’nun Inglourious Basterds’ını özetleyen repliklerdir desek yanlış olmaz sanırım..Bir başka deyişle: ‘Sinemanın bir sihirli değneği olsaydı eğer, onu tarihi değiştirmek için kullanmak hiç de fena olmazdı!’ Her film öncesi,kafasında kurnaz tilkiler dolaşan Tarantino’nun son filmi,onun sinema fetişizmi ile tarihi yeniden yazma arzusunun bir karışımı.Filmin alt metinleri ise işleniş itibariyle, politik açıdan tartışmaya oldukça açık.?

Tarantino 90’ların başından bu yana,Amerikan sinemasının marjinal tayfasının başını çekenlerden biri hiç kuşkusuz. Bazen mayayı tam tutturamadığı düşünülse de, çoğunluk izleyicinin gözünde öyle bir konumda ki; yaptığı her film baştan kült olma potansiyeli taşıyor. Bu yıl gösterime girecek ‘Django Unchained’ filmi heyecanla beklene dursun, biz 2009’a dönüp bu deli dahinin son filmi Inglorious Basterds’a bir pencere açalım.

Hikayeyi parçalı kronolojik sırada anlatmayı seven Tarantino, Soysuzlar Çetesi’ni de 5 ana başlık altında bölümlere ayırıyor: Western havası estiren görüntüler eşliğinde, Alman işgali altındaki Fransa’da bir kırsalda açılıyor ilk bölüm. Fransa’da saklanan Yahudi aileleri bulmakla görevlendirilen Albay Landa Bay Lapatide’nin çiftliğini ziyaret ediyor. Kayıp bir Yahudi ailenin izini süren Albay ile çiftlik sahibi arasında gerilimin ince ince nakşedildiği tekinsiz bir sohbet başlıyor. (Bu sahnede Albay Landa’nın Sherlock Holmes piposu hoş bir gönderme olarak dikkatli seyircinin gözünden kaçmayan bir detay.) Tarantino’nun kamerasıyla ustalığını konuşturduğu ve gerilimin giderek arttığı bu müthiş sahne aynı zamanda, birşeyin en baştan kabul edilmesini tembihliyor seyirciye: Christoph Waltz! Nazi Albayı Landa’yı canlandıran aktör, filmin ilk dakikalarından itibaren inanılmaz bir performans şov yapmakla kalmıyor filmin de birçok anlamda lokomotifi oluyor. Öyle ki, ilerleyen satırlarda da sözü tekrar tekrar oyunculuğuna ve rolüne getireceğimden kuşkunuz olmasın! Çiftlikten kaçmayı başaran Shosanna ise ilerde öykünün kilit isimlerinden biri olarak tekrar karşımıza çıkıyor.

İkinci bölümde ise Soysuzlar Çetesi’nin üyeleriyle müşerref oluyoruz. Avrupa’nın bir başka köşesinde Amerikalı Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt) Yahudi kökenli askerlerden oluşan çetesiyle, Nazi Almanya’sının üst düzey yöneticilerini öldürme planları kurmaktadır. Çete aynı zamanda avladıkları tüm düşman askerlerinin kafa derilerini yüzmeleriyle de Hitler yönetiminin korkulu rüyası olmuş ve ünlerini orduda duymayan kalmamıştır.

Seyircisine gizemli detaylar vermeyi,merak uyandırtmayı seven ve bu durumla da fazlasıyla eğlendiğini düşündüğüm Tarantino, bu filmde de huyundan vazgeçmiyor.Malum koca bir nesil, ‘Pulp Fiction’daki içinden ışık saçılan çantanın sırrını çözmekle uğraştı! Soysuzlar Çetesi’nin başı Teğmen Raine’nin boğazındaki kesik izi ve Nazi’leri beyzbol sopasıyla öldürme fantazisi olan Donny’un sopasındaki yazıların sırrı gizemini koruyor, anlayan varsa beri gelsin..

İlk 2 bölümde Tarantino emin adımlarla ilerliyor, önce Albay Landa sonrasında da Teğmen Raine ve çetesini seyirciye sunuyor. Dramatik çatışmanın iki cephesini de gören izleyici, bu noktadan sonra filmin ilerisine dair ‘bir taraf seçmesi gerektiğini’ seziyor. Çünkü Tarantino tam olarak bunu istiyor. Ki filmin olumladığı taraf elbette ki çete. Kendi sinemasının tüm kuralları da yavaştan filmin içine sinmeye başlıyor. Kan ve şiddet en saf,acımasız haliyle baş gösteriyor. Bu konuda Tarantino’nun tavrını bildiğimizden durumun hiç bir estetizasyona uğramayacağından eminiz zaten. Çiftlikte Albay ve ev sahibi arasındaki konuşma ile çetenin ormandaki Nazi avlama sahnelerindeki uzun söz düelloları, filmde bizi yine Tarantino tadında  usta işi diyalogların beklediğinin bir habercisi.

Bir de dil ve aksan meselesi var ki, filmin temel sorunsallarından biri. Karakterler mekan ve durumlara göre İngilizce-Fransızca-Almanca-İtalyanca  arasında mekik dokuyor. Fransız bir köylü akıcı İngilizce konuşabiliyor, ya da bir Nazi albayı 4 dilde bülbül gibi şakıyorken (ki C.Waltz farklı dillerdeki rol gücüyle kendisine yine yeniden hayran bırakıyor), Amerikalı’ların yabancı dil yeteneksizliği bazen herşeyi mahvedebiliyor. Tarantino hem II.Dünya savaşı döneminde geçen bir hikayeye gerçekçi bir zemin sağlamak hem de Amerika ve Avrupa’nın yabancı dil geleneklerini hicvetmek adına diller arası geçişlerle süslüyor senaryoyu.Tabi bir de ülke şehir farketmeden her yerde ingilizce konuşulan Amerikan filmleriyle maytap geçiyor öte yandan.

Üçüncü bölümle birlikte, Shosanna’yı Paris’te bir sinema salonu işletmecisi olarak yeniden görüyoruz. Albay Hans Landa ve ailesini öldürdüğü Shosanna’nın yıllar sonraki karşılaşması ise, müthiş bir saklı gerilimin nüfuz ettiği sahnede gerçekleşiyor. Tarantino bu ikiliyi fiziken karşılaştırsa da aslen yüzleştirmiyor, eski defterleri açmıyor. Ama seyirci o anki gerilimi ikisiyle birlikte yaşıyor ki bu yine Tarantino’nun meziyetlerinden ve C.Waltz’un yüksek oyun gücünden kaynaklanıyor. Ve kırılma noktalarından biri yaşanıyor, anlıyoruz ki Shosanna sinemada düzenlenecek olan Alman gecesi aracılığıyla daha büyük çaplı bir intikamın peşinde. Bir Nazi filminin galasının yapılacağı o gece, Albay Landa’nın da içinde olduğu Nazi yönetiminin üst düzey yöneticileri topyekün biraraya geliyor ve bu takdir ederseniz ki intikam için paha biçilmez bir fırsat.

Bu bölümden itibaren  Tarantino’nun bildik sinema fetişizminin hakimiyeti başlıyor diyebiliriz. (Zaten Tarantino en vurucu darbesini de yine ‘sinema’ aracılığıyla yapacaktır finalde.) Sinema tarihinden alınan pek çok referans filmi bir sinemasever için keyifli bir bulmacaya çeviriyor. Tarantino bir kez daha ne denli sıkı bir sinefil olduğunu kanıtlarken seyirciyi de film boyunca ‘sinemayı sinemanın içinde keşfedeceği’ bir yolculuğa çıkarıyor. Yönetmenler,oyuncular ve filmler üzerinden göndermelerle dolu bu keşif aynı zamanda Avrupa sinemasına bir saygı duruşu niteliğine bürünüyor kimi zaman. Shosanna’nın kendisine ilgi duyan Nazi subayı Zoller’a ‘Ben Fransızım,ve ülkemde yönetmenlere büyük saygı duyarız’ ya da Nazi propaganda bakanı Joseph Goebbels’a ‘Fransa’da biz filmleri oyuncularla değil yönetmenlerle hatırlarız’ demesi bunun en net dışa vurumları.

Dördüncü bölümle birlikte bu kez soysuzlar çetesinin planlarına geridönüyoruz.  İngiliz casusu bir Alman aktris (Diane Kruger) ve savaştan önce sinema eleştirmenliği yapan ve Alman sineması konusunda uzman olan Teğmen Archie Hicox’un (Michael Fassbender) da katılımıyla çetenin planları, sinemadaki Nazi filminin galasına yönleniyor. Lakin bu plan Shosanna’nınkinden bağımsız. Yani birbirbinden habersiz işleyen iki (hatta üç diyelim!)  intikam planı var. Bu planların kesişmesi ise büyük gün yaşanıyor.

Teğmen Hicox’un görevlendirildiği sahnede Chaplin’in Büyük Dikdatör’üne ve Winston Churcill’a da göndermeler yapan Tarantino, filmleriyle özdeşleşen ‘takma adlar’ takıntısını yine sergiliyor: Yahudi Avcısı Albay Landa, Apaçi Aldo (Teğmen Raine) ve çetenin askerlerinden Yahudi Ayısı  lakaplı Donny Donowitz…

Amerikan Gizli Hizmetler Birliği (Almanların deyişiyle Soysuzlar Çetesi) tarafından planlanan ‘Kino operasyonu’nun (sinema operasyonu) ilk ayağı olan bar buluşmasında çetenin bir kısmı kaybedilse de, gala gecesi Führer’in de orada olacağına dair önemli bir istihbarat alınıyor. İşte bu noktadan sonra film, birbirinden ayrı işleyen üç intikam planının kesiştiği ve hangisinin önce devreye gireceğini merak ettiren bir bilmece sunuyor izleyiciye. Bir yanda sinemayı içindekilerle birlikte yakmayı planlayan Shosanna,bir yanda ise Nazi komuta kademesinin tüm komutanlarını havaya uçurmayı hedefleyen Soysuzlar Çetesi.Ve diğer tarafta elbette Albay Hans Landa?

Albay’ın Alman aktrisle yüzleştiği sahnede, bitmeyen ayak fetişizmini bu kez külkedisi metaforuyla taçlandıran Tarantino, finale doğru da şaşırtıcı bir hamle yapıyor ve Albay’ı ters köşeye çekiyor. Albay karakteri bu noktada o gece yaşanacaklara hatta tarihe yön verebilecek kilit isim oluyor. Sinemayı en etkili propaganda araçlarından biri olarak kullanan Hitler’i ve tüm komuta kademesini bir sinema salonunda toplayan Tarantino onu kullandığı silahla devirmeyi hedefleyerek son derece manidar bir resim sunuyor aslında.

Salonda, bir Nazi askerininin düşman askerlerine delirmişcesine ateş ettiği filmi izleyen kalabalık tatminkar kahkahalar atarken Tarantino’nun onlar için düşündüğü son da bundan çok da farklı değil aslında…Ve bir sahnede, locadan tüfeğiyle salonu tarayan çete üyesi Donny’in adeta öfke fışkıran yüz ifadesi görülüyor. Bundan birkaç dakika önce ise salonda izlenen filmin bir sahnesinde aynı öfkeli yüzle Amerikan askerlerine kurşun yağdıran Nazi subayı Zoller’in yüz ifadesi..Bu ikisi arasındaki benzerlik savaşın insan ruhunda yarattığı tahribatın ironik bir betimlemesi olduğu gibi Tarantino’ya has şiddet ve vahşetin de bir nişanesi gibi aslında..

Filmin soykırıma dair kullandığı muhalif üslup ve hatta Hitler’e hazırladığı son, şüphesiz ki en dikkat çekici tarafı. Lakin Tarantino’nun  Naziler ve diğer Almanları ayırma noktasındaki o ince çizgiyi bazen geçtiği de hissedilmiyor değil bana kalırsa. Bazı noktalarda geneli işaret eden ve çoğullayan söylemler onun sivri dilinin gölgesinde kalsa da hissediliyor. Soundtrack olarak ise yine unutulmaz müzikler sunarak seyircisini ihya ettiği filmde, dünyanın Christoph Waltz gibi bir oyuncuyu keşfetmesini sağlıyor. Filmografisinin en kıymetlisi olmasa da, Soysuzlar Çetesi Tarantino’nun senaristlik ve yönetmenlik yeteneklerinden hiçbirşey kaybetmediğini gösteriyor. Amerikan sinemasının bir kısır döngü şeklinde onlarca kez konu aldığı II.Dünya Savaşı ve soykırımı kendi dünyasının kuralları dahilinde yeniden inşa ediyor, tarihi değiştiriyor!

 

Bu yazı Göknur Topçu tarafından kaleme alınmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5