Idioterne (1998): Madem Genciz…

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
13 Kasım 2012

Bir grup düşünün, yaptığı hareketler mantık dışı olup, toplum içinde sık sık rahatsız edici olarak adlandırılan… Mantık dışı deyince gözlerde canlanandan da öte, bilimum çılgınlık… Üstelik bunu yapan doktor ve akademisyenlerin de içinde bulunduğu ve aklı evvel rolü yapan insanlar topluluğu. Sıra dışı değil mi? İçindeki “idiot’u” veya tabiri caizse deliyi açığa çıkar.  Sebep? Tabuları yıkmak, bir nevi özgür olmak… Grup içine sonradan katılmasına rağmen dikkat çeken bir isim var, adı Karen. İlginçtir ki, belki filmin en önemli karakteri ama aynı zamanda en az rol alan oyunculardan biri. Öyle ki, Karen çok gerçektir. Yani gruba katılır katılmasına ama gayesi grup arkadaşlarından biraz farklıdır. Nitekim her yönüyle o çılgınlığı yaşamaktadır. Deliyi oynamak değildir amacı, deliyi yaşamaktır kısaca. Karen’a göre özgürlüğün ta kendisidir bu!

Özgürlük ve delilik… Bu ikili daha önce birçok filmde aynı payede sunulmuş, birbirine bağımlı olarak değerlendirilmişti. Özgürlük kavramından başlanır aslında sorgulamaya, öyle ya nedir özgürlüğün kriterleri veya kısıtları? Mesela tabular ve toplumsal baskılar. Bir hareketin mantıklı olup olmadığına kim karar verir, neye göre? Gündelik hayatta yapılması insanı utandıran hatalardan yola çıkarak da düşünülebilir. Bir toplum gerçeği var. O gerçeğin bakışına uymayan işler deliliktir. Öyleyse bu çerçevede bakıldığında özgürlük de toplumun düşündüğünün tersine hareket etmektir. Sahiden de bunu düşünür bu çılgın grup. Zaten rahatsız edici olan da budur ya!

Rol yapmak bir isyan çeşididir aslında. Tabulara karşı başkaldırı! Hayat eğlenceli olur, tabii kişi için eğlenceli olan çoğu zaman çevresi için bencilce olabilir. Sonu bireysellik ile toplumsallık kavramlarına kadar gidecek geniş bir konu bütünlüğü… Tabii burada Karen’ın gerçekliği var. Gerçekten deli gibi davranmak için insanın bir sebebi olmalı değil mi? Çünkü bu grubun deliliğine bir sığınmadır yaptığı. Ama sığınmasına sebep olan şey ne?  Ve sonucunda gerçekle sahtenin de farkı çıkar ortaya. Bir yüzleşme çok şeyi değiştirir.

İsyandan ve içeriğinden bahsedince biraz daha detaya inilmesi lazım gelir. İsyan toplumun kendisine değil, bireye olan baskısınadır aslında. Bireyin yaptığı bir hareket ile yargılanması… Daha da ötesinde nasıl sorusunu baz alarak sorgulama… Nasıl sevdin, nasıl sevindin, nasıl üzüldün? Yine sistem eleştirisini konu almıştır Trier. Ve yine orijinalliğinden ödün vermeden ama bu defa fazla soru sordurma gereği duymadan… Dogma’nın özelliklerini taşımasıyla belgesel edasında geçer. Kasvetli, durağan ve seyredilmesi zor kimliğinden asla ödün vermez! Hâl böyle olunca, insanlar usta yönetmenin sorgulatan hâlini arar film bittiğinde. Seyir zevki yüksek olmayan, monoton filmlerde bir şaşırtıcılık olmalı, öyle değil mi?

Dogma 95’in yani bir nevi başkaldırının başlangıcıdır Idiots. Her ne kadar bu başkaldırı tavizsiz sürmeyi başaramamış olsa da önemli bir adımdır.

AAT

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5