Hungry Hearts (2014): Bilmediğimiz Ev Hali

Fatma Onat
Fatma Onat
07 Ağustos 2015

Kendimizinkine benzemeyen her yaşamdan uzak durmaya çalışma, onu tehlikeli bulma gündelik korkularımızın bir parçası. Aç Kalpler, tükettiklerimiz – tüketmediklerimiz – üzerinden kuruyor bu korku ve endişe durumunu. Vegan bir anne bebeğini inandığı biçimde büyütmeye, beslenme alışkanlığını bu doğrultuda oluşturmaya, inanmadığı tedavi yöntemlerini uygulatmamaya çabalıyor. Fakat çocuğun görece yavaş gelişimi, doktorların uyarısı babayı ve büyükanneyi endişelendirmeye başlıyor. Annenin de çocuğun da protein tüketmesi gerektiğine dair herkes hemfikir, seyirci bile.

Başarılı bir açılış sekansı var filmin. Baş karakterlerin birlikteliklerinin startı olan atmosferin bir ilişkiyi başlatması gündelik hayatta çok da olası görünmüyor. Çünkü romantizmle ilişkilendiremeyeceğimiz bir an bu. Pis kokulu, havasız, dar bir mekân. Nahif bir flörte uygun görmediğimiz, yakınlaştırmak bir yana insanı birbirinden soğutacak bir atmosfer. İster alıştığınız görme biçimleriyle daha en başından ilişkiyi yadırgarsınız, isterseniz de alışkın olmadığımız farklı ve güçlü bir başlangıcın tadını çıkarsınız. Bu noktada tercih sizin, ama filmin akışı içinde bu tercihlere çok da yer kalmıyor.

hungry_1-2

İzlerken bebek için endişeleniyor, annenin yer yer sağlıksız bir tutum içinde olduğunu düşünebiliyorsunuz. Bunu ilkin filmin bir handikapı olarak görüp yönetmen Saverio Costanzo‘nun sizi daha tarafsız bir yerde bırakması gerektiğini, bu şekilde yapının zayıfladığını düşünüyorsunuz. Ayrıca annenin gittikçe ruh sağlığı bozuk, dengesiz davranışlar içinde tekinsiz birine dönüştürülmeye başlaması kadını karı-koca arasındaki güçlü çatışmanın güçsüz tarafı yapabiliyor. Fakat filmin akışı içinde bu görme biçiminin baba Jude’dan hareketle başka bir tarafın önyargılı bakış açısına dönüşebildiğini fark ediyorsunuz. Yani siz, yönetmenin kadının inançlarını ve çocuğunu büyütme yöntemini olumsuz bir boyuta taşıdığını, bir tarafı haklılaştırmaya çabaladığını düşünürken filmin tamamına baktığınızda bu düşüncenin Jude’un ve “diğerleri”nin görme biçimi olduğuna varıyorsunuz. Fakat bu, Mina karakterinin evrildiği yer göz önüne alındığında filmin dramaturjisini aklamaya yetmiyor. Çünkü Jude’un önyargılarını, endişelerini seyirci de sahipleniyor. Sempati-antipati noktasında Mina yenik, yanlış, hastalıklı başlıyor oyuna. Seyirci ikilemde değil, Jude’un yanında kalıyor.

hungry_2-2

Mekânla ilişkisini daha çok ruhsal boyutlarıyla hissettirmeye çalışıyor film. Zaman ve mekân kurgusu kimilerince tutarsızlık ki zannımca meziyet sayılacak bir boyut farklılığı üretiyor. Filmin değişen renk atmosferi bu farklılığı destekler nitelikte. Gerçekçi, ama bir o kadar sıradışı bir tanışmanın sempatisi bir süre sonra dokusunu soğuk savaş zamanlarına ya da bilim kurgusal bir distopyaya taşıyor sanki. Karakterlerin adım adım dönüşümü atmosferin de yapısını değiştiriyor. Ya da tam tersi bir etkileşimden söz edebiliriz, karakterlerin buhranı atmosfere de sirayet ediyor. Bu noktada kültürel ya da ulusal bir saptama yapmak yerine, karakterlerin varoluşlarına odaklanıyorsunuz. New York’ta mı yoksa bir Avrupa kentinde mi olduklarının pek bir anlamı kalmıyor. Sürdürdükleri hayata göre konumlandıkları, giydikleri, davrandıkları yerden kimliklerini kendiniz kurmaya başlıyorsunuz. Film buralarda güçlü bir karakter odağı yaratıyor. Gözünüz kulağınız iki kişinin hayatının göbeğinde oluyor. Alba Rohrwacher (Mina) ve Adam Driver (Jude) buralarda oyunu çok iyi göğüslüyor. Venedik Film Festivali’nden ödülle dönen ikili senaryoyu derinleştiren etkili performanslar koyuyor ortaya. Gözlerinden ve bedenlerinden yaşadıkları güven çatışmasını okumak mümkün. Kendi haline bırakılmaları durumunda aslında uzlaşabilecekken dış etkenlerden, inançlardan, bilindik olandan kendilerini sıyıramayınca geldikleri yer trajik oluyor.

Evliliğin geldiği noktada çiftler arasındaki duygusallığın kaybolmamış olması, birbirlerini dinlemeleri durumunda her şeyi çözebilme güçleri bulunduğunun sezdirilmesi “umut”la ilişkili bir yerden önem kazanıyor. Bir de biriyle ortak bir varlığa karşı sorumluluğumuzun bize sonsuz bir korumacılık hakkı sağladığına inandığımız vakit ebeveynler olarak nasıl afalladığımızın, şapşallaştığımızın, sınırtanımazlaştığımızın da fotoğrafını koyuyor ortaya film. Bütün bunlar birbirlerine aşkla, tutkuyla bağlanan evli bir çiftin gündelik hayatının içinden akınca vaziyet biraz daha ilgi çekici oluveriyor.

Fatma Onat

onatfat@gmail.com

***

Türkçe Adı: Aç Kalpler

Senaryo: Marco Franzoso, Saverio Costanzo

Yöneten: Saverio Costanzo

Oyuncular: Adam Driver, Alba Rohrwacher, Roberta Maxwell

Yapım: İtalya, ABD 2014

Süre: 113′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla