Hunger Games (2012): Açlık Oyunları

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
18 Mayıs 2012

Dönüştürülen yabancı filmler, yeniden çekilen klasikler ve kitap uyarlamaları üçlüsüyle bir süredir soluk almaya çalışmasına rağmen, senaryo üretme konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığı gün gibi aşikâr olan sinema sektörünün kalbi Hollywood’un pervasız girişimlerinden yenisi Açlık Oyunları… Karşımızda; Suzanne Collins’in çok satan kitabından uyarlanarak sinemaya aktarılan distopik bir hikâye var. Yönetmen koltuğunda ise Seabiscuit ve Pleasantville ile hatırladığımız Gary Ross oturuyor. Gary Ross, görüntü yönetmenliğini de üstlendiği bu filmde tarzının bir hayli dışına çıkarak, bir maceraya atılıyor. Öyle macera deyip geçilmeyecek kadar mühim gerçi, malum önünde onlarca başarısız uyarlama örneği var. Seyircide oluşmaya başlayan ön yargı da hesaba katıldığında… Bu olumsuzluklara karşı, dokuz yıl aradan sonra çektiği filmde ciddi bir çıkış yakalama şansı… Senaryo da buna müsait aslında.

Hikâye biraz yontulmuş ve sertleştirilmiş de olsa aslında aşina olduğumuz bir hüviyete sahip. Gelecek bir zaman diliminde Kuzey Amerika semalarında bulunan Capitol adlı bir şehirde yönetim kadrosunu oluşturan zengin zümre; on iki sınıfa ayırdığı toplumdan ikişer temsilci seçerek, bu temsilcileri bir tanesi hayatta kalana kadar yarıştırır, daha net ifadeyle savaştırır. Bir nevi gerçek Survivor’ı tasarlayıp sunar karşımıza…

İki zıt kutup var filmin jeneriğinde, bakıldığında çok uzakta olmayan bir gelecek… Bir kuru ekmeğe muhtaç insanların hizmet ettiği bir sistem ve tabii ki o sistemi oluşturan yönetim ahalisi. Bir şov programı uğruna savaşması için toplanan gençler, isyanın kıyısında bir halk ve bununla eğlenen lüks düşkünü zenginler… Aslında bunlar seyirciyi derinden etkileyebilecek unsurlar. Neden olmasın dedirtiyor konu okununca, bir ümitle başlıyorsun seyretmeye. Lâkin temasında bu şekilde önemli bir sistem eleştirisi bulundurmasına rağmen bunu beyazperdeye son derece yüzeysel yansıtarak ne yazık ki sınıfta kalıyor. Zengin zümrenin lüks yaşamıyla, halk tabakasının biçare halini son derece sembolik şekilde ortaya koyması etkileyiciliği yok ettiği gibi seyirciyi filmden soğutuyor adeta. İşte bu soğukluk, film boyunca süregeliyor.

Olay Jennifer Lawrance tarafından canlandırılan Katniss adlı karakterin gözünden anlatılıyor, Katniss aynı zamanda halk iradesinin vücuda bürünmüş hâli filmde. Yalnız şunu da vurgulamak gerekir; bu anlatım bir zamandan sonra öyle bir hâl alıyor ki, bir bakıyorsunuz diğer karakterler tamamen figüran oluvermiş. Tabii vaziyet böyle olunca konu, biz neler olduğunu kavrayamadan başrolümüzün kahramanlık hikâyesine dönüşüveriyor. Jennifer Lawrance oyunculuk açısından Winter’s Bone’daki performansını aratmıyor ama açlık sınırında kalmış, ölümle mücadele eden bir halkın temsilcisi olmak için doğru kişi mi? Tartışılır. Bu önemsiz bir ayrıntı gibi gözükse de seyircinin gözünde inandırıcılığı yok eden faktörlerden biri oluveriyor. Filmin artılarından biri temponun eksik olmaması ama bu özelliği ona kaybettiği büyüyü tekrar yakalama fırsatı sunuyor mu? Kesinlikle hayır!

Kitaptan uyarlanan filmlerde yönetmeni en zorlayan noktalar genellikle hitap edeceği kitleye karar verme ve kitaptan kesilen kısımları belirleme oluyor. Görünen o ki, yönetmen filmi çekerken bu iki sorunla da karşılaşmış ve kafası ciddi anlamda karışmış. En sonunda ne şiş yansın, ne kebap deyip böyle bir film çıkarmış ortaya. Malum, kitabı okuyan ciddi bir genç müşteri kitlesi var. Senaryo gereği şiddetten kaçamamış olsa da bu unsurları ekrana yansıtmamak için çaba sarf etmiş olduğu belli. Buna ilaveten, gerilimi iyi yansıtmak amacıyla kullandığı kamera teknikleri kimi yerde öldürülen kişiyi dâhi kavrayamamamıza sebep olarak bu uğurda belki de farkında olmadan işini kolaylaştırmış.

Detay kısmına gelince; kitapta bulunan tüm tasvirleri en ince ayrıntısına kadar filme yansıtmanın mümkün olmadığı yadsınamaz bir gerçek. İşte bu sebeple kesilecek kısımların özenle seçilmesi çok önemli. Film; tüketiciye sunulan ilk ürün olarak değerlendirilip, kitaptan bağımsız şekilde seyretmeyi tercih eden müşterilere olayı doğru ve analitik şekilde sunabilecek şekilde çekilmelidir. Seyirci film bittiğinde kafasında soru işaretleri barındırıyorsa kitap başarıyla beyazperdeye aktarılamamış demektir. Bu tuzağa ‘Açlık Oyunları’ sert bir şekilde düşüyor. Anlam veremediğiniz birçok diyalog ve olaylar bütünüyle karşılaşıyorsunuz. İşte bu, filmin ipini tamamen çeken önemli bir ayrıntı haline geliyor.

Sonuç olarak; vahşi bir ortamda günlerce yaşam mücadelesi veren gençlerin ruh halini etkili şekilde yansıtamayan, zorlama bir aşk ve anlamsız duygu sömürüsü gibi her türlü Hollywood klişesini içinde barındıran Hunger Games’i dikkat çekici makyaj ve kostümler de kurtaramıyor.

Böylece her haliyle ‘olmamış bir film’ çıkıyor karşımıza. (3/10)

aat1903

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5