Hükümet Kadın (2013): Bir Koltukta Kırk Karpuz

Güzin Tekeş
Güzin Tekeş
01 Şubat 2013

Türkiye’de 12 Eylül sonrası yetişen her çocuk “sakın politikaya bulaşma”, “aman siyasetten uzak dur” cümleleri zihnine kazınarak büyüdüğünden olsa gerek, politik mizah dendiğinde akla fazla suya sabuna bulaşmadan, derdini şakayla karışık anlatmaya çalışan ve pek de sivri dilli olmayan bir mizah anlayışı gelir oldu. Genç kuşak sinema izleyicisinin ülkede olup bitenlerden pek fazla haberi olmadan büyüdüğü bir iklimde, işini siyasi iktidarla fazla çatışmaya girmeden yapmak tabii sinemacıların da işine geldi. Hal böyle olunca da birkaç yılda bir beyazperdede BKM yapımı eğlencelik filmler izler olduk. Ancak bu tutmuş formül ne yazık ki her zaman başarılı sonuç vermiyor. Hele de önümüzde hafızalarına yer etmiş, söylemeye çalıştıkları kadar mizahı ve görselliğiyle de yaptığı işin hakkını veren bir “Vizontele” örneği olunca, ardıllarının işi zorlaşıyor. İşte yönetmenliğini Sermiyan Midyat’ın yaptığı “Hükümet Kadın” bu zincirin “Ay Lav Yu” ile beraber en zayıf halkası.

hükümet kadın

Yönetmenin, babaannesinin hikayesinden esinlenerek yazdığı film, halk tarafından sevilen ve tek derdi beldeye su getirmek olan sekiz çocuklu Midyat Belediye Reisi Aziz Veysel’in talihsiz bir kaza ile hayatını kaybetmesinin ardından, onun misyonunu üstlenen karısının, yani Midyat’ın ilk kadın belediye başkanı Xate’nin hikayesini anlatıyor. Okuması yazması bile olmayan, kendi halinde bir ev kadını olan Xate, gerektiğinde hem çocuklarını hem de belde halkını karşısına alarak kolları sıvıyor ve beldeye su getirmek için amansız bir mücadeleye girişiyor. Tabii bu arada kendi çıkarlarının peşinde olan ahali de boş durmuyor.

Sermiyan Midyat, “Hükümet Kadın”da, “Ay Lav Yu”daki gibi gene hem yazıyor, hem yönetiyor, hem de oynuyor. Yönetmenin bu bir koltuğa kırk karpuz sığdırma sevdası filmin söylemine de aynen yansıyor. Hazır film çekiyoruz ne derdimiz varsa bir avazda anlatalım mantığı yapılan işin son sürat duvara toslamasına yol açıyor. Filmde baştan sona bir kakafoni hüküm sürerken, inanç özgürlüğünden dem vurarak başlayan didaktik anlatım, 6-7 Eylül olaylarına da hafifçe dokunan, “siyah olmazsa beyazın ne kıymeti var” söyleviyle devam ediyor. Yönetmen hızını almışken hem çocuk gelinlerden bahsediyor hem anadil probleminden… Gel gelelim doğru kurulamamış dramatik yapı, verilmek istenen bütün mesajları kenar süsü gibi boynu bükük bırakıyor. Dramatik yapının zayıflığı, üzerine bir de kötü mizah eklenince, iyice göze batıyor. Israrla tekrarlanan boru döşeme esprisi, anlatıla anlatıla eskimiş Karl Marx fıkrası, kapitalizm-sosyalizm kıyaslamasının yanı sıra anca çocukları güldüren kelime oyunları izleyicinin damağında paslı bir tat bırakıyor. O kadar ki, Demet Akbağ’ın “Vizontele”nin Siti Ana’sından aşina olduğumuz performansı bile filmi kurtarmaya yetmiyor.

Diğer yandan tüm olumsuzluklara rağmen film belli bir dinamiği korumayı başarıyor ve sonuna kadar sıkmadan kendini izletiyor. Bu noktada Sermiyan Midyat’ın oyuncu olarak hakkını vermek gerek. Her ne kadar olan bitene pek müdahale etmeden, kenardan sırasının gelmesini bekleyen kötü adam karakteri filmin bütünü içinde yetersiz kalıyorsa da Midyat üstüne aldığı filmin kötü adamı rolünün altından ustalıkla kalkıyor. Hal böyle olunca da filmden geriye acaba Sermiyan Midyat kendine bu kadar yüklenmeyip, senaristliği ve yönetmenliği ehil ellere bıraksa olamaz mıymış sorusu kalıyor…

 

Yönetmen: Sermiyan Midyat

Senaryo: Sermiyan Midyat

Yapım: Türkiye, 2013

Oyuncular: Demet Akbağ, Ercan Kesal, Sermiyan Midyat, Bülent Çolak, Cezmi Baskın

Süre: 97′

 

guzintekes@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5