Hiroshima Mon Amour (1959): Hiç Olmamışlar Gibi

Aylin Solakoğlu’in profil fotoğrafı
Aylin Solakoğlu
07 Nisan 2011

-Hiroşima ne demekti senin için Fransa’da ?

-Savaşın sonu ama gerçekten sonu… şaşkınlık… nasıl göze aldılar diye… nasıl başardılar diye şaşkınlık. Sonra bizler için bilinmeyen bir korkunun başlangıcı… sonra aldırışsızlık… sonra da bu aldırışsızlığın korkusu.

6 Ağustos 1945, little boy isimli bir atom bombası yerel saat ile 08:15’de Japonya’nın batı şehri olan Hiroşima’ya Amerika tarafından atılır. Günlerden pazartesi olması ve sabahın en yoğun saatlerine denk gelmesiyle ortaya insanlık tarihinde o zamana kadar eşi benzeri görülmemiş bir katliam çıkar. Günümüzde dahi halen etkilerinin sürdüğü bu trajik ve insanlık dışı olay, dönemin bir çok sanatçısını da etkilemiş ve yaşananlar karşısında kayıtsız bırakmamıştır.

1959 yılında, Fransız yeni dalga yönetmenlerinden Alain Resnais de Hiroşima’yı filmine konu eden yönetmenler arasına katılmıştır. Alain Resnais, filmin senaryosunda Marguerite Duras gibi önemli bir fransız yazar ile çalışmış ve bu ortak çalışma sonucunda; sesli film tarihinde, sinema ve edebiyatın bir şölene dönüştüğü lirik bir gerçekçilik ortaya çıkmıştır. Filmin ilk sahnesinden, son sahnesine kadar şiirsel bir akıcılıkta ilerleyen diyaloglar, hem filmin ilk 15 dakikasında savaşın boyutlarının insan gözünden nasıl göründüğünü izleyiciye aktarmakta kullanılmış hem de II. Dünya Savaşı sırasında Nevers’de yaşayan Riva’nın, unutamadığı alman aşkının, Lui’de yansımasını sadelikle verebilmiştir.

Savaş sonrasında, bir barış filmi çekmek için Hiroşima’ya giden Fransız Riva, orada mimar bir Japonla tanışır-Lui- ve aralarında vuku bulan kuvvetli duygular  onları Hiroşima ve Nevers arasında geçen bir hikayede, ayrıntıları hatırlanan anıların unutulamayacağı bir noktaya götürür.

Filmin başında karakterlerin yüzlerini görmeden aralarında geçen bir konuşmaya dahil oluruz, kadın ve erkeğin aslında bir nevi birbirini tanımasıdır bu söz oyunları; seyirci ise aslında Riva’dan farksızdır bu diyalogda. Hiroşima olayını bilen, acısını hissetmeye çalışan ama bir süre geçtikten sonra  bu vahim olayın acısına alışan ve alışmaktan korkmaya başlayan… Filmin ilk 15 dakikası, bir belgesel havasında Hiroşima olayından görüntülerle devam eder, atom bombasının atılmasından sonra insanları izleriz; elleri olmayan, gözleri olmayan insanları, ölmüş insanları, köpekleri, yeni türeyen ve toprağın kustuğu böcekleri… Sonra bir müzeye konuk oluruz, atom bombasının etkilerini gösteren bir müzedir bu, çocuklarını bu müzede gezdiren kadınlara şahit oluruz, bir nevi biz de müzenin bir ziyaretçisi gibi oradayızdır.

Bir atom bombası 20.000 adi bombaya eşit olsa

Bir hidrojen bombası ise 1.500 atom bombasına eşit olsa

Bugün dünyada yapılan 40.000 atom ve hidrojen bombası neye eşittir ?

Bu başarı insanın bilimsel düşüncesinin onurlu bir kanıtıdır

Ne yazık ki insanın siyasal düşüncesi, bilimsel düşüncesinden 100 kat daha az gelişmiştir

Bu da insana gerçekten hayranlık duymamıza engel oluyor

Termo-Nükleer deneylere Son!

Duras’ın, aşk ve Hiroşima arasında diyaloglarla kurduğu paralelliği, Resnais paralel kurgu ile yakalar. Film, zaman kavramından uzaktır, bir bakıma zamansızlık boyutunda, geçmiş ve gelecek paralel bir şekilde ve benzerliklerle tekrar yaşanır. Fransa’da geçmişte Reva’nın, Alman askerle yaşadığı aşk ve sonrasında yaşadığı zorluklar, bunları Hiroşima’da aşık olduğu Lui’ye anlatırken biranda film zaman kavramını yitirir, benzer öğeler karşımıza çıkmaya başlar, kurgusal açıdan da bu benzerlik ve zamansızlığı iyi kullanmıştır Resnais.

Reva karakteri, Lui’ye kendi hikayesini anlattıkça, film derinleşmeye başlar; ölen alman aşkının ardından, kasabasında ona nasıl bakıldığını, ailesinin onu bodruma kapatıp, saçlarını kesmesini anlatır, yanına gelen kediyi, ellerini parçalayıp kanını içmesini dinleriz, sonra bir gün kendiliğinden düzeldiğinde bir bisikletle Paris’e gittiğini ve ilk Hiroşima’yı o gün gazeten okuduğunu öğreniriz. Bu bölümler aslında bize filmin başında geçen bazı görüntüleri de çağrıştırır; saçları, derileri dökülmüş japon kadınları, film setinde Reva’nın yanına gelen beyaz kedi… İşte bu gibi sekanslar bize yönetmen ve senarist’in yarattığı bulmacalardır.

Hiroshima, mon amour; yoğun ve sert bir dille yaşanan olayları eleştirmez ya da herkesin beklediği gibi güçlü bir aşk, uğruna her şeyden vazgeçilen bir hikayeyi de anlatmaz. Bu iki duygudan da yoksun, izleyicinin kolaylıkla ele geçirilen duygularına hitap etmeyen, popülist bir yaklaşımdan uzaktır. Aşk kavramından çok iki kişinin birbirini tanıma oyunudur; isimlere gerek duymadan, vazgeçmeyi öğrenebilmeyi ya da ismini bilmediğiniz bir yabancıyı sevebilmenin ve ona hiç kimseye anlatmadığınız bir hikayemizi anlattığımızda, onun bundan duyacağı hazzı öykülemenin filmidir.

Kişisel olarak, oldukça beğendiğim bir film olmasında yatan temel etken ise yukarıda pek ayrıntıya girmesem de paralel hikaye ve kurgulardaki başarılı anlatım olmuştur, zira en sevdiğim film olduğunu her zaman dile getirdiğim La Double Vie De Veronique ‘nın, Hiroshima mon amour’dan etkilendiği söylenir.

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla