Zerre (2012): Hayatın Orta Yerinde

Güzin Tekeş
Güzin Tekeş
12 Nisan 2013

Türkiye sinemasının belki de son yıllarda yaşadığı en büyük sıkıntı sıradan insan hikâyeleri anlatamamak. Cafcaflı filmler çekip, can alıcı mesajlar vermeye çalışırken, sıradan insanların hikâyeleri arada kaynayıp gider oldu, tıpkı hayatın içinde kaybolup gittikleri gibi. İşte “Zerre” tam da böyle bir anda çıktı karşımıza. Koskocaman dünyada mini minnacık bir kadının, zerre kadar hayatını anlattı Erdem Tepegöz bize, ilk filmiyle.

Jale Arıkan’ın, muhteşem oyunculuğuyla neredeyse tek başına sırtlayıp götürdüğü film, İstanbul’un orta yerinde, belki her gün yanından geçtiğimiz ama görmediğimiz insanların hikâyesini anlatıyor bizlere. Filmin başkarakteri Zeynep’in özelinde yokluğun, işsizliğin, parasızlığın ortasında, dimdik ayakta kalmaya çalışan insanların hayatını izliyoruz aslında. Zerre, tam da bu yüzden ismiyle müsemma bir film işte. Dışarıdan bakıldığında; bırakın dünyayı, Türkiye’yi, sadece İstanbul’da bile kenarda kalmış ufacık bir hayat Zeynep’inki. Oysa içerden baktığımızda, annesiyle, çocuğuyla, baş belası ev sahibiyle, derdiyle, tasasıyla Zeynep’in koskocaman evrenini görüyoruz. Bugünlerde “kentsel dönüşüm” sahtekârlığının iyice tarumar ettiği Tarlabaşı’nda yaşlı annesi ve hasta kızıyla tek göz bir evde sefalet içinde yaşıyor Zeynep. Her gün bıkmadan usanmadan aynı yolları arşınlıyor ve yılmadan hep aynı soruyu soruyor: “İş var mı?”. Zeynep’in tek hayali belediyeye kapağı atmak. Ah bir girse belediyeye, bütün dertler tasalar bitecek, ne onu organ ticaretine zorlayan ev sahibi, ne hasta kızının tedavisi…

zerre görsel

Film, Türkiye’nin en temel sorunlarından olan işsizlik konusunu odağına alırken, organ ticareti gibi çok riskli bir alana da el atmış. Aslında birkaç meseleye birden değinmeye çalışan ilk film değil “Zerre”. Ancak daha önce “Güneşi Gördüm” ile Mahsun Kırmızıgül‘ün, “Yazı Tura” ile de Uğur Yücel’in deneyip tutturamadığı formül bu kez genç bir yönetmenin elinde tutmuş. Uzun bir belgeselcilik geçmişinden gelen yönetmen Erdem Tepegöz, ilk filmini çekerken bu geçmişin avantajını sonuna kadar kullanmış. Film boyunca Zeynep’le mesafesini hep koruyan yönetmen, istismara son derece açık bir konuyu anlatan filmini, alnının akıyla kotarmış.

Tepegöz, sağlam bir gözlemin ürünü olan kurmaca hikâyesini, belgesel gerçekçiliğiyle peliküle aktarmış. Pek çok karede ışık dalgalarının içinde görülen zerreciklerle, ismi üzerinden mikro ve makro evren göndermesi yapan filmin sanat yönetimi, mekân ve dekor kullanımı da bir o kadar başarılı. Yönetmen, aktüel kamera kullanımının yanı sıra; seyirciyi, yan karakterlere sadece Zeynep’le temasları sırasında karşılaştıran ve Zeynep yanlarından ayrıldıktan sonra onları yok sayan anlatımıyla da etkili bir karakter sineması örneği sergiliyor. Yönetmen ayrıca, her türlü baskı ve tacize karşı dimdik ayakta duran kadın karakter ile de, evi geçindirmek için başımızda bir erkek bulunması gerektiği yargısını yerle bir ederek, pek çok kadın yönetmenin yapamadığını yapıyor.

Bizi, Zeynep’in yaşamının birkaç günlük kesitine misafir eden film, karamsarlığa olduğu kadar umuda da açık bir finalle veda ediyor izleyicisine. Özetle söylemek gerekirse, “Zerre” tam da yönetmenin istediği şekilde perdede birden bire biten ama kafanızda oynamaya devam eden bir film. Altın Portakal’da “En İyi Yönetmen” ve “En İyi İlk Film” dâhil dört dalda ödüle layık görülen ve gösterildiği her festivalde yoğun ilgiyle karşılanan Zerre’ye bir şans vermenin yanı sıra, genç yönetmen Erdem Tepegöz’ü de bundan sonra yapacağı işler için takibe almakta fayda var.

Yönetmen: Erdem Tepegöz

Senaryo: Erdem Tepegöz

Yapım: Türkiye, 2012

Oyuncular: Jale Arıkan, Rüçhan Çalışkur, Özay Fecht, Dilay Demirkök

Süre: 80′

 

guzintekes@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 5