Hanene Huzur Dolsun Sevdalı Bulut:“Bu Bulut Sevdalı Değil”

Salihcan Sezer
Salihcan Sezer
28 Nisan 2013

Sovyetler Rusya’sı, 1950’li yıllar… Pek tanıdık gelmeyecek Soyuzmultfilm adlı yapım şirketi, bir çizgi filminde Arnavutluk’la alakalı bilgi almak için danışman arıyor. Gerek yakın coğrafyanın vatandaşı olması, gerekse de ‘Osmanlı’nın eski topraklarındandı, bilgisi vardır herhalde’ gibi bir yüzeysel algıyla evrensel şöhrete sahip, çok özel bir yazarın kapısını çalıyorlar. Moskova’daki bu sürgün evinin, kapısını çalanlar arasında yapım şirketinin redaktörü Vera Tulyakova da var(yazar kimdir? cevabı bellidir sanırım). Yazar diyor ki; ‘‘benden neden bilgi yerine senaryo istemiyorsunuz?’’, onlarsa ‘‘düşünemedik bile, siz çok büyüksünüz, bizse küçük bir şirketiz’’. Aktarılanlara göre diyalog bu şekilde gelişiyor. Ertesi gün yazar çalıyor elinde bir senaryoyla yapım şirketinin kapısını. Senaryo Sevdalı Bulut, yazan Nazım Hikmet 

SSCB tarafından anime filmler çekmekle görevlendirilip finanse edilen Soyuzmultfilm, 1959 yılında şark işi minyatürleri andıran kukla içeren teknikle yapılmış bu filmin ardından; 1962’de başka bir Nazım Hikmet senaryosu olan Hanene Huzur Dolsun’u çizgi film olarak çekiyor. Önceki filmin aksine, uluslararası dağıtıma sokulmak istendiğinden; ses anlamında repliksiz, müzikten ibaret bir yapım ortaya çıkıyor. Yapımlar yayınlandıktan sonra uzun yıllar unutuluyor yahut unutturuluyor. Tekrar gündeme gelmesi Nazım Hikmet’in bu filmler sayesinde tanıştığı eşi ‘saçları saman sarısı’ Vera Tulyakova’nın evinde; Sevdalı Bulut filminin bir kuklası olan Ayşe Kız’ı Melih Güneş‘in tamamen tesadüf eseri fark etmesiyle oluyor. Güneş’in kişisel çabalarıyla da filmler bulunarak ve yayın hakları satın alınarak, Nazım Hikmet’in 111. doğum yılına denk gelen 2013’ün başlarında Yapı Kredi tarafından bu gizli/kayıp hazineler izleyicilere sunuluyor.

hanenehuzurdolsun

Sevdalı Bulut, Nazım Hikmet’in daha çok çocukların okumasına yönelik hazırladığı(çocuk kitabı tabirinin kolaycılığına da yenilmek istemiyorum, bu kitabı okumak için hiçbir zaman geç kalınmış olmaz) kısa öykülerden, masallardan oluşan bir kitap. En önemli Nazım Hikmet icracılarından Genco Erkal’ın kurup yönettiği Dostlar Tiyatrosu tarafından sahneye taşınmış geçmişte de. Kitaptaki masallardan biri olan Sevdalı Bulut, beyazperdede dramatik yapıyı keskinleştirecek küçük farklar hariç yazına benzer uyarlanmış. Ana karakterler; küçük, güzel bir bahçesi olan, daha 15’indeki Ayşe Kız, Ayşe Kız’a tutulan Sevdalı Bulut, ‘kara karga gibi bir adam’, kötücül Kara Seyfi… Renkli çekimine karşın, masal siyah-beyazlığındaki bu filmde; Kara Seyfi, bahçesini satın almak istediği Ayşe Kız’a evlenme teklifi ediyor ancak Ayşe Kız ona belki hak ettiği ancak yine de ağır bir cevap veriyor. Olumsuz ve de ağır cevap karşısında Kara Seyfi hınçla bileniyor; Ayşe Kız’ın bahçesini bozmaya, dağıtmaya kalkışıyor. Bu sırada bir bulut, Ayşe Kız’a sevdalanıyor ve onu korumaya başlıyor. Böylece de Nazım Hikmet’in ‘bu bulut sevdalı değil’ deyip beğenmediği noktaya geliyoruz. Çünkü bulut mağrur ve ciddi suratıyla, yüreğindekini belli etmeyen hareketleriyle sevdalı gibi değil; koruyucu bir dost, hatta ağabey kimliğinde. Kara Seyfi’nin kötülüklerini bertaraf ederken de maşuka aşktan ziyade, vazife bilinciyle hareket ediyormuş izlenimi uyandırıyor. Bu duruma ek olarak, filmin donuk, adeta ruhsuz tavrı; finaliyle seyirciye bir hüzün hissi de geçiremiyor.  

Hanene Huzur Dolsun ise kanımca daha başarılı bir yapım. Barış içerisinde ailesiyle hanesinde mutlu ve huzurlu, tarlasında yahut fabrikasında çalışmakta olan üç sivil erkeği tarihteki üç farklı savaş döneminde zorla askere alırlar. Bunun üzerine filmde anlık bir hoş detay olarak; savaş esnasında kılıç tutan elin zincire bağlanması, yani aslında zincirlendiği için o kılıcı tutması da Nazım Hikmet’i belki de erken bir ‘vicdani retçi’ yapıyordur, kim bilir? Bu süreçlerde; kılıç, silah yahut bomba fark etmez; yöntem ne olursa olsun savaşanlar ölür, savaşa götürenler büyür. Savaşın yıkıcı, yok edici etkisinin uğramadığı huzur dolu hanelerin güneşine, eşin güzelliğine ve çocuğun sevimliliğine vurgu yapılır. Antimilitarizmle birlikte, açık bir kapitalizm eleştirinin işlendiği filmde; ‘dünyanın bütün işçileri birleşin’ temalı alttan alta bir komünizm propagandası da bulunduğu söylenebilir.

Animasyon/çizgi teknikleri günümüzde bilgisayar destekli teknoloji sayesinde son derece geliştiği için iki film de görsel anlamda eski gelecektir ancak içerik anlamında da yakın bir akıbete sahip. Bugünkü izleyiciyi sırf senaryolarını onun yazdığı için yakalayabilmesi de mümkün ancak yazarın yazıdaki büyüklüğünün, sinemadaki aktarımı dönemine göre bile biraz zayıf kalmış maalesef. Ancak kişisel anlamda gerçekten de en sevdiğim yazarlardan biri olan Nazım Hikmet’in yazdıklarının ipuçlarını görebilmek, zayıf, hatta belki kötü bile olsa animasyon tekniğinde izleyebilmek; pek çok seveni için de önemli, heyecan verici bir yenilik.  

Salihcan Sezer

salihcanzer@gmail.com