Halloween (2007): Öcü Gerçektir!

Fırat Ataç
Fırat Ataç
25 Nisan 2012

“Neden yok, vicdan yok. Temel hisleri bile anlamıyor. Yaşam ya da ölüm, iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış. Onunla tanıştığımda 6 yaşındaydı. Boş, solgun, duygusuz bir yüz ve kapkara gözler.. Şeytanın gözleri. Ona ulaşmaya çalışarak sekiz yıl harcadım, kilitli tutmak için de yedi yıl. Çünkü fark ettim ki bu çocuğun gözlerinin altında yaşayan, kötülüktü…”  Dr. Sam Loomis / 1978

Yaşayan en büyük yönetmenler arasına gözümüzü kırpmadan koyacağımız John Carpenter, rutin ve huzurlu banliyö yaşantısına Myers’ı dahil ettiğinde seneler 1978’i gösteriyordu. Günün korkularını çok iyi anlayan ve bunu filmine büyük ustalıkla yediren yönetmenin, teknik açıdan da bir zirve noktasına işaret eden orjinal Halloween’i bizi baş karakteriyle odalarda dolaştırıyor, boş sokaklarda yalnız başımıza bırakıyor, en güvendiğimiz yer olan evimizi bile bir korku mekanı haline getiriyordu. Rüzgarın sesi, orijinal müzikle birleştiğinde ise bir korku klasiğinin nasıl olması gerektiği artık anlaşılmıştı.

Peki bu muazzam eseri yeniden elden geçirmek nasıl oldu da Rob Zombie‘ye nasip oldu? İkinci filmi The Devil’s Rejects‘in, son yılların en iyi istismar filmlerinden olması en büyük etkenlerden biri. Bunun yanı sıra özgün, çarpık stili ve yazıp/yönettiği her şeye bunu yedirmesi, hayranı olduğu başyapıtın önüne sunulmasını sağladı.

İlk iş olarak yapacağı filmin içi boş bir yeniden çevrim değil, yepyeni bir bakış açısı olacağını söyleyen Zombie, bu sözünü tutmuş görünüyor. Film yarı prequel yarı remake olarak tasarlanmış durumda. Bu durumda filmi rahatlıkla ikiye ayırabiliriz. Myers’in çocukluğundan bahseden ve Carpenter’ın filminde olmayan ilk bölüm, 78 tarihli filmde kafamızda oluşturduğumuz portreye ters düşen bir şekilde ilerliyor.

Üzerindeki Kiss tişörtüyle arz-ı endam eden Myers, alkolik üvey babasının devamlı horladığı, sürtük sınıfına koyabileceğimiz ablası ve striptizci annesi ile yaşayan sorunlu bir çocuk olarak resmediliyor. Tam da bu noktada karakter üzerindeki ilerleyişin, Carpenter’ın sırrına erişilemez, kişiliği ortaya konmamış, sessiz katilinden çok daha farklı noktalara kayacağı açıkça göz önüne sunuluyor. Bilinmeyenlere cevap vermek ve Myers’in nasıl caniye dönüştüğüne açıklık getirmek pek de kolay bir iş değil. Zira orijinal filmin korkutuculuğunun bu bilinmezlikten geldiği aşikar.
78 model Myers’ın ne psikolojik tedavi ne de yasal uygulamalarla durdurulamayacak karakterine ek olarak , Dr. Loomis’in de kötülükle savaşmak için beyaz atına binen bir şovalye görüntüsü çizmesi ilk hatırlanan ayrıntılar. Bu yaklaşım dini, ruhani olmakla beraber Jamie Lee Curtis tarafından sorulan “O öcü müydü?” sorusuna da hak vermemizi sağlıyor.

Zombie ise karakteri sivil yaşamın tahrip ettiği ruhsal yönüyle ele alıyor. Bunu ne kadar başardığı tartışılabilir ama Halloween mitolojisine büyük bir yenilik getirdiği açık. Hayatını ve ailesini kontrol edemeyen Myers hayvanları öldürmeye başlıyor çünkü kontrol gücünün kendisinde olduğu bir yer arayışında. Bu cinayetler kendisini güçsüz ve yardıma muhtaç hissetmemesini sağlıyor. Zombie yarattığı bu evrenle Myers’a Carpenter’ınkinden farklı bir korkutuculuk eklemeye çalışıyor. Bütün olacakları bir insanın gerçekleştireceğinin korkusu..

Filmin 2. yarısında ise birebir olmasa da ilk filmin yeniden çevrimine sıra geliyor. Hikaye aynı ama bu sefer süre daha az. Dolayısıyla cinayetler hızlı işleniyor, yöntemler değişiyor. İlk yarıdaki gerçekçiliği arkasında bırakan Zombie, “artık yetmiş ve seksenlere dönmemizin sırası geldi” dercesine seks yapan bebek bakıcılarını göğüsleri açık bir şekilde etrafta koşturuyor, çığlık attırıyor, en sonunda da kana buluyor. Önceki filmlerine oranla daha az gore içeren cinayet sahnelerinin, eylemin gerçekleştiği anı pek göstermemeye çalışsa da her izleyiciye hitap etmediği söylenebilir.

Her filmiyle teknik anlamda da kendini geliştiren Rob Zombie’nin filmin bütününe yayılmış karanlık ve puslu görüntülerinin başarılı bir atmosfer yarattığı su götürmez bir gerçek. Panik anlarında kullandığı sallantılı kamera, Tyler Bates’in yeniden elden geçirdiği orjinali kadar başarılı müziklerle birleşince ortaya müthiş sinemasal anlar çıkıyor.
Bütün bunlara ek olarak Sybil Danning, Sid Haig, Danny Trejo, Dee Wallace, Brad Dourif, Udo Kier, Richard Lynch, Clint Howard, Leslie Easterbrook, Bill Moseley gibi istismar filmlerinin altın çağının oyuncularını cameo rollerde izlemek ise bambaşka bir keyif.

Halloween hikayesinde striptizcilerin, kirliliğin, alkolün, seksin yeri yok diyenlerdenseniz Rob Zombie’nin Halloween’i size göre değil. Ama bizim gibi “Halloween’in de hayranıyım, sinemanın da” düşüncesinde olanlar hayal kırıklığına uğramayacaktır.

 

Filmin Notu: 7 /10

Fırat ATAÇ

firat_atac@hotmail.com / firatatac.tumblr.com / twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5