Cemetery Junction (2010): Hafif Bir Atıştırmalık


Ezgi Küçüktuğsuz
05 Nisan 2011

Şimdi, öncelikle, ben “İngiliz tarzı” diye özetleyebileceğimiz neredeyse hiçbir şeyden hoşlanmıyorum. Neredeyse dedim çünkü istisnalar elbette var, çoğunu sevmiyorum diye bir kenara atmıyorum hepsini, izliyorum yine de. Ama bir kısım arkadaşlarımı çok sinirlendirse de İngiliz tarzı komedileri komik bul[a]mıyorum arkadaş. Ha bu İngilizlerin değil benim kaybım tabi, bunun da farkındayım. Bu bahsedeceğim film ise belki de “tipik” bir İngiliz komedisi olmadığı için böyle güçlü isimlere ait olmasına rağmen bu kadar az duyuldu ama tabi bu tipik olmayış da benim için bir avantaj.

E ama ortada Ricky Gervais diye bir gerçek var değil mi? Evet. Gervais ve Stephen Merchant ikilisinin 2010 yapımı filmi Cemetery Junction, 70’lerde küçük bir kasabada yaşayan 3 gencin etrafında geçen bir komedi – dram filmi. Gençler kendi küçük dünyaları içinde sıradan mı sıradan bir hayat yaşarlar, işçidirler ve öyle kalacaklardır muhtemelen. Ancak aralarından biri “daha fazlasını ister”. Film oturduğu yerde oturup küçük bir hayat yaşamak – korkutucu bir bilinmezlik içine atlayıp yeni maceralar yaşamak ikilemi üzerinden ilerlerken bir yandan da para ve güç gibi otoriteleri eline geçirmiş erkeklerin kurduğu hakimiyet yüzünden yitip giden kadınlara da değiniyor. Hele ki aşk denen şeyin adını dahi unutmuş sadece bir hizmetçi ya da robot gibi davranılan kadının, kocasının en son yıllar önce söylediği basit bir kelimeyi hala hatırlıyor oluşu çok acı. Oysa ki ülkemizde bu durumda yaşayan milyonlarca anne var diye düşünüyor insan, ne kadar yazık…

Takım elbise giyip iyi paralar kazanıp büyük adam olunca tüm hayallerin gerçek olduğunu, mutlu olunacağını öngören bir anlayışa karşı duruş var. Burada “kim sana büyük adam ol diyor, kim köşeleri kap diyor” diyen peyk- sobe‘yi de anmadan geçemeyeceğim.

Gervais’in canlandırdığı karakter ve annesinin atışmaları oldukça keyifli ancak keyifli olduğu kadar da “taş” dolu. İngilizlerin dünyaya ve diğer millet insanlarına bakışlarını komik ama ağır bir üslupla eleştiriyor. Mesela “en çok da şu melezlere üzülüyorum onlar siyahlardan da beter durumdalar çünkü siyahlar onları içlerinde bi parça beyazlık olduğu sevmez beyazlar da biraz siyah oldukları için” ya da “her şeyin ufağı çok şirin oluyor değil mi” gibi replikler var.

Tüm bunların haricinde de 3 delikanlının karakterleri ve birbirleriyle olan ilişkileri eğlenceli, oyunculuklar doyurucu -özellikle Emily watson çok başarılıydı demek isterken filmin kendisini taa en altlarda sıralamasını ayıpladım- sonuç olarak ortaya insana iyi vakit geçirten, sulu zırtlak olmadan komik olabilen aşk unsurunu da ağlak olmadan işleyebilen çerezlik bir film ortaya çıkmış. Belki olağanüstü değil ama vasat da değil öbür yandan.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=XYDeHIszUqA]

Ha bir de; müzikleri çok hoşuma gitti, o dönem müziklerini sevenler için dinlenesi bir film albümü yapmışlar.

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5