Gravity (2013): Formlar ve Temsilleri Üzerine

Eray Yıldız
Eray Yıldız
15 Ekim 2013

Cuaron sinemasının, atmosferi somutlaştırıp öykünün çatısı haline getiren biçimi, tüm filmografisinde izlerine rastlanır cinsten. Metalik ve kuzguni gökyüzü, Cuaron sinemasının ışığı ve gölgesiyken, kadrajına aldığı nesnelerin köhneliği ve sırf bu yüzden kadraj dışında da bir tarih ve bellek barındırmaları, onların etrafında olup biten, gelip geçen şey ve karakterlerin çıkmazını da kendi içinde bütünlüyor. Pencere camlarından girip çıkan kamera ya da plan-sekanslar, basit bir gövde gösterisinden ziyade, Cuaron’un atmosfer sunumunun tam olarak seyirci algısındaki bütünlük ve devamlılığa dair olmasıyla alakalı. Seyircinin gündeliği, gerçekliği nasıl ki çeşitli kurgu kesmeleriyle değil bir bütün olarak tasarlayıp algılıyorsa, Cuaron sineması da içeriğinden bağımsız düşünüldüğünde, özdeşlik namına aynı psikolojiyi hedefleyerek bilinç düzeyinde çalışıyor. Filmin ilk 17 dakikasının sıfır kesmeyle kilometrelerce uzaktan başlayıp uzayda süzülerek karakterlerin uğraşlarına eğilen kamerası, öylesine bir teknik şaşanın ötesinde, “atmosferi” ve hemzeminliği karakterin duyu ve bilinç düzeyiyle özdeş bir boyuta çekerek anlatımını kurma çabasında. Yani biçimsel olarak plan-sekansların anlatımdaki yerleri, öykünün sembolize ettikleriyle birlikte öykünün algılanma şekillerine de hizmet eden bir tercih. Cuaron’un bu “olup-bitenin gerçeklik düzeyi” takıntısı, genelgeçer bir iyi ya da sinema melekesi olmak durumunda değilken, yönetmenin bunu “sinema nedir?” şeklinde idealist ve etimolojik bir soruyu temel aldığı çok açık.

Anlatıyı zayıf (hatta komik) bulan herkesi ortada buluşturan filmin teknik mucizesi, yukarıda bahsettiğim psikolojik katmanlar dahilinde içeriği konuşturan, ona çalışan ve çalıştıran bir hizmet faktörü Gravity’de. Bilirkişilerce fazla eleştirilen ve kör göze parmak bulunan cenin pozisyonu ve göbek bağı sembolizminin, nihayetinde bir doğum alegorisine evrilmesinin filmde o kadar da eğreti durmadığı kanaatindeyim. Gerçi -film süresi olarak da- 45 dakika kadar uzay boşluğunda fütursuzca salınmış bir insan bedeninin, vücut ısısını dengeleyebilen ve oksijen sağlayabilen bir ortama girdiği andaki ilk olası tepkisi üzerinden eleştirilmesi lüzumsuz değil. Neticede tüm gösterme ve anlatma biçimi “gerçeklikle sağlanan gerilim” olan bir filmin yaklaşık 10 saniyesinde temsili bir anne rahmi kompozisyonunu tezahürle değil, bizzat taklidine girişerek vermenin “gerçeklik ahlakı” tartışılabilir. Lakin Cuaron’un, filmin başkarakterini babası erkek çocuk isterken kız çocuğu olarak dünyaya gelen, yeryüzündeki aidiyetini 4 yaşındaki kızında bulan, onu da kaybedince kendisini yeryüzünden (maddi/manevi) soyutlayan mutsuz bir kadın olarak belirlemesi, muhtemel bir cinsiyet ve kimlik argümanının sinyalini veriyor. Yeryüzündeki yaşamın yürütücü ve ilerleticisi konumundaki kadını filmin tekil olarak Ryan Stone karakterinde kemikleştirerek döngüsel bir doğum ve ölüm anatomisi olarak çizmesini, kesintisizliği ve tekniğiyle, yani kurmaya çalıştığı “gerçekliğiyle” biçimleşmiş bir izdüşümü sayabiliriz. Buraya kadarını da neredeyse “herkes” biliyor.

video-undefined-1BA51708000005DC-288_636x358

Dünyadan “kovulmuş” olan Ryan Stone karakteri kabaca, bir tutunamayan. Tutunamadığı için de boşluğa çekilmiş. Bildiğimiz bir evi, kocası ya da herhangi bir aidiyeti bulunmayan kadının bize aksettirilen kadarıyla yeryüzündeki tek anısı, ölüm haberini aldığı an itibariyle arabasıyla gidebildiği kadar gitmek; varacağı ya da ulaşacağı, bekleyeni olmaksızın. Bu anlamda ait olabildiği tek alan olan mesleği de, onu dünyasına tutundurabilen tek şeyken “dışarıya” itiyor. Buraya kadar sıradan bir alt-öyküsü olan filmde esasen bu tutunamamışlığı, tüketmişliği ve dahi kovulmuşluğu anlamlandıran şey, filmin uzayda (boşluk, meta-dünya) başlaması. Yani bir kez daha bir Cuaron dünyasına “kadraj dışında tarihi ve belleği olan kişi ve şeylerin” oluşu itibariyle dahil oluyoruz. Lakin bu kez Cuaron, filmografisine “tepeden” bakarak, belleği, şeylikleri ve kimlikleri formlar arası bir geçişler seyriyle anlatıma açıyor.

Filmin izlek olarak sunduğu matematiğe baktığımızda, yeryüzündeki yaşam formlarının formülize edilip filmin her bir kırılma noktasında Ryan Stone karakteri üzerinden başkalaşarak yolculuğunu tamamladığından bahsedebiliriz. Bu minvalde, Ryan Stone, dünyadan yörüngeye ilk çıktığı ve ilk kırılma noktası olan, uyduların Hubble’ı parçaladığı ilk ana kadar bir “erkek temsili” olarak karşımıza çıkıyor. Bu, Kowalski karakterinin “Ryan nasıl bir kadın ismi?” diye sormasıyla sabitleniyor. Orada Ryan’dan, babasının ilk etapta erkek çocuk beklemesi üzerinden isminin (kimliğinin) hikayesini dinliyoruz. “Erkek ve fizik dünya”dan bir erkek yansıması olarak ilk kez uzayda (halen erkek ama metafizik ortamda) tanıştırıldığımız Ryan Stone’un, filmin ikinci kırılma noktasındaki kapsüle kaçışta erkek formu ölüyor. Astronot kıyafetlerinden arınması itibariyle cenin pozisyonunu alması ile birlikte ana rahminde bu sefer kadın formu olarak başkalaşarak yeniden doğuyor. Ve bu noktadaki sabitlememiz de, aynı kapsül içinde çıkan yangında kafasını yangın tüpüne çarparak geçirdiği kısa baygınlık oluyor. Hatırlarsak, Ryan’ın kızı da “yeryüzünde” kafasını çarparak ölüyor ve erkek dünyadan metaya geçiyordu. Ryan’ın yangın tüpünün kafasına çarpması itibariyle geçirdiği baygınlık, yeni kadın temsiline (formuna) geçişinin sabitleyicisi ve göstergesi oluyor. Yangından kurtulup kendisini fırlatma kabinine alıyor ve filmin ikinci form kırılması da tam olarak burada, soyuzun paraşüt iplerine takılması itibariyle gerçekleşiyor. Soyuzdan çıkıp ipleri kesmeye çalıştığı noktada karakter, kameraya kısa süreli bir bakış atıyor. Birkaç saniye boyunca seyirciye baktığı ve “gerçekte” olduğu kadın formunu bizimle göz teması kurarak bildiriyor; orada ilk kez ne yaptığını bildiğine, formunu sahiplenişine tanık oluyoruz. Soyuzu iplerden kurtarıp içeri girmesi ve yakıtın bitmesiyle Ryan, tamamen pes ederek kendisini (formunu) ölüme terk ediyor. O noktada yarı baygın ve donmakta olan bedeni, frekanslarda yakaladığı bir adamın köpeğiyle hemruh (ruhdaş) oluyor. Yani, filmin temsil kronolojisinde üçüncü yaşam formu olarak insanın en ilkel hali olarak bilinen hayvan temsiline bürünüyor. Tam bu noktada gördüğü halüsinasyonla yaşadığı katarsis sonucu, rahme olan doğum yolculuğu başlamış oluyor.

917b5fc29d8bac42945b5be96ca61f06

Çin soyuzuna bir sperm olarak fırlatılan ve yerleşen Ryan Stone, kabindeki Çince dil göstergelerini anlamıyor. Burada da rahimdeki ilk oluşum ve gelişimde dil yeteneğinden muaflık sabitlenmiş oluyor. Dünyaya fırlatılmayla birlikte de atmosferde saçılan diğer parçalarla (spermlerle) ilerleyen “yeni insan”, yolculuğunu suya düşmesiyle tamamlamış, daha doğrusu başlatmış oluyor. Burada karakter artık cinsiyetsiz. Tüm temsil, form ve yansımalarını yörüngeden boşluğa bırakan “savrulmuş” insan, yeni bir mekanda emekleyerek kalkıyor ve boş bir araziye yürüyor. İşte burası için Cuaron’un ütopyası tanımını yapabiliriz. Yeterince yaşlandığını, paslandığını düşündüğü modern insanı ve insan fikrini çöpe atarak, onun yerine koyarak idealize ettiği, başkalaştırdığı bir organizmanın dik ve kararlı görüntüsüyle ekranı karartıyor. O andan sonra film, GRAVITY yazan siyah ekranda kendi ütopyasında devam ediyor. Bir yandan umutlu ve idealist gözüken Cuaron, belki bunun fazla ütopik bir gerçeklik olduğu kanısıyla bir yandan da karamsar. Çünkü deneyim olarak yaşatılan film, sinemanın “rüya görme pratiğiyle ilişkisi” uyarınca, bittiği an itibariyle seyircinin 90 dakika önce dışarıda bıraktığı eski gerçekliğine döneceği konusunda mucizevi bir şekilde bilinçli. Dolayısıyla, Gravity sinemada, yeni bir mekandan, dolayısıyla yeni bir yaşamdan medet ummanın, umabilmenin bu yüzden en gerçekçi hali.

Türkçe İsmi: Yerçekimi

Yönetmen: Alfonso Cuaron

Senaryo: Alfonso Cuaron, Jonas Cuaron

Oyuncular: Sandra Bullock, George Clooney, Ed Harris

Yapım: ABD, 2013

Süre: 91

 

eraybu@gmail.com

twitter.com/pyschedelia

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 4,50 out of 52 votes, average: 4,50 out of 52 votes, average: 4,50 out of 52 votes, average: 4,50 out of 52 votes, average: 4,50 out of 5