Gözetleme Kulesi (2012): Üçüncü Sayfa Masalları

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
16 Kasım 2012

Özellikle son birkaç yılın sinema gündem maddelerinden biri  yerli sinemadaki kadın hikayelerinin kısırlığı, kimi var olan kadın karakterlerin de sorunlu halleriydi. Bilhassa son dönemlerde yazılan hikayelerin çoğunun ataerkil  dokunuşlar içermesi, kimi zaman ucu cinsiyetçiliğe varan bazı filmleri doğurdu ve bunlar çokça tartışıldı. Peki bu kadınlar kimdi ve neredelerdi?

Sinemamızda bu yıl geç kalınmışlığın verdiği bir heyecandan olsa gerek önemli başroller kadın karakterlere aitti. Biraz daha özelleştirecek olursak artık metropol kadın hikayeleri bir kenarda duruyor; yerlerini  ‘zamanın yavaş aktığı’ ve hayallerimizi bile küçük tutmamızın öğütlendiği yerler, yani kasabalar alıyordu. Böylece kasabalı kadınların sorunları uzun yıllar sonra ilk kez dillendiriliyordu. Bu kadınlar doğup büyüdükleri yerlerden kaçıp gitme, daha iyi bir hayat kurma hayalleriyle yaş alıp giderken ise hikayeleri ürkütücü bir üçüncü sayfa haberine dönüşüyordu. Evet, kadın var olduğu andan bu yana kadındı ve bir gün herhangi bir üçüncü sayfa haberine konu olması kaçınılmazdı.

Gözetleme Kulesi, bahsi geçen türden bir kanayan yarayla kadın karakteri Seher’in öyküsünü başlatırken asıl ağır basan hikayesini içten içe başkarakteri Nihat’a yüklüyor. Seher belki daha iyi olanaklara sahip, belki de sadece kasabasının küçük sınırlarından dışarı çıkmanın kafi geleceği bir hayata kavuşmaya çalışırken ailesinin, büyüdüğü yerin, örf ve adet adındaki Anadolu’nun acımasız kurallarının kurbanı oluyor; Nihat ise kendi hayatını kendi elleriyle karartan bir kaza nedeniyle insanlığı terk ediyor, kendi suçluluk duygusunu yine kendi bedeni ve ruhuyla omuzluyor. Nihat bir sığınak seçiyor kendisine. Bu filmde bir ‘gözetleme kulesi’. Gözetleme kulesi, Nihat için, tam mesai çalışacağı bir iş olmanın ötesinde kendi suç ve pişmanlıklarıyla yüzleşeceği bir mahsen. Gözetleme kulesi gökyüzünde değil yerin dibinde bir yerlerde. Yaşamaktan kaçan bu iki karakterin yollarının kesişmesi ise minimal bir filme yakışacak sakinlikte ve normallikte gerçekleşiyor.

Sinemamızın yetenekli olduğu su götürmeyen yönetmenlerinden olan Pelin Esmer, filmi kaleme alırken ‘gözetleme kulesi’ gibi anlamlı bir figürden ya da herhangi bir olaydan ziyade ‘suçluluk duygusu’ndan yola çıktığını belirtiyor.(*) Filmin çıkış noktası olan bu suçluluk duygusunu ise sadece Nihat karakterinde görmemiz mümkün. Daha doğrusu filmin sürprizlerinden birinin gerçekleştiği andan sonra karakterin bu duyguyla boğuştuğunu anlamlandırabiliyoruz; ki bu da filmin ortalarında bir yere tekabül ediyor. Öncesi ise karakterin sessiz ve tepkisiz anlarına sahne oluyor ve Nihat’ı biraz da olsa tanımaya ve çözmeye çalışıyoruz. Ancak ne yazık ki boşuna bir uğraş olarak kalıyor. Artık ağır basan taraf – konuşması gereken taraf- Seher karakterinin öyküsü oluyor. Ancak bu noktada da elimiz boş dönüyoruz… Seher’i izleyiciye yakınlaştıran tek an izleyeni bir hayli zorlayan doğum sahnesini sırtlamak oluyor. Bu anın dışında ise bir saatliğine perdeye konuk olan bir yabancı silüetinden öteye gidemiyor. Gözetleme Kulesi, böylece bu iki güzel hikayeyi yakalayan, izleyicisinde de amaçladığı merak duygusunu uyandıran bir film olarak ilerlemiş oluyor. Ancak dakikalar ilerledikçe bu kez de yaratılan atmosferin neden bu denli gizemli ve ketum olduğunu merak etmeniz kaçınılmaz olabilir. Zira umut verici bir şekilde abartılı bir minimalizme dalmayan ve üzerine düşünüldüğünde içerisinden güçlü anlar doğabilecek olan öyküsü, o denli konuşmaktan çekiniyor ki… Filmin halihazırda var olan iki yan hikayesi bile  derinlikli olarak işlenmeyip  herhangi bir neticeye bağlanamıyor. Filmi bambaşka bir noktaya götürecek olan Seher’in evine döndüğü tek an ise işlevsiz ve amaçsız bir ayrıntı olarak kısa süreli varlığıyla izleyiciyi etkilemeyi hedefliyor. Buna o büyük acılar ve travmatik deneyimler yaşamakta olan karakterlerin ‘fazla rahat’ ya da ‘kanaatkar’ tavırları da eklenince filme inanmak bir hayli güç oluyor. Filmin kendisi gibi, karakterleri de önemli bir kırılma anına sahip olamıyor, bu fırsatı elde ettiklerinde ise inandırıcı olmaktan uzaklaşıyor. Öte yandan Pelin Esmer de sanki karakterleri gibi hikayenin büyüklüğünden kaçmaya, filmini minimum hatayla bitirmeye çalışıyor gibi. Hal böyle olunca Gözetleme Kulesi genel anlamda, teknik anlamda ya da içerik olarak mühim sorunlar içermeyen, ancak bunun yanısıra herhangi elzem bir şey de söylemeyen bir film. Bilhassa ilginç finaline de tanık olduktan sonra kendinizi, filmin geneline dair bir sorgulamaya girişip “Ee, yani?” gibi sorular sorarken bulabilirsiniz.

Değindiği sosyolojik ‘acı ama gerçek’leri iyi tespit eden fakat pratiğe dökmekte zorlanan Gözetleme Kulesi için, iyi bir hikayesi olsa da parlak fikirlerden yoksun olan; anlattığı hikayenin  hak ettiği ruhu tam anlamıyla oluşturamazken, buradaki eksikliğini de güçlü görselliği ve ilgi çekici atmosferiyle kapatmaya çalışan bir yapım diyebiliriz.

*Altyazı Aylık Sinema Dergisi- Kasım 2012 – Pelin Esmer söyleşisi

 

YönetmenPelin Esmer

SenaryoPelin Esmer

YapımTürkiye- Fransa- Almanya, 2012

Oyuncular: Olgun Şimşek, Nilay Erdönmez, Laçin Ceylan, Menderes Samancılar

Süre: 100

 

Gülçin Kaya

gulcinnkaya@gmail.com

twitter

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
3 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 53 votes, average: 2,67 out of 5