Godzilla (2014): Asker, Ailesine Kavuşacak mı?

Kaan Karsan
Kaan Karsan
19 Mayıs 2014

2014 model Godzilla, açılış jeneriğinin arka planına Charles Darwin’in evrim kuramını alarak başlıyor: Milyon ve milyar yıllar süresince mutasyonlar başta olmak üzere muhtelif etkenler aracılığıyla canlılar ‘uygun’ ve ‘güçlü’ hale gelir; güçlü ve uygun olanlar hayatta kalır. Gareth Edwards’ın evrimin satır aralarını pek kurcalamayan, sadece ana felsefesini temel alan filmi, Godzilla ve en az onun kadar dev iki yaratığın öncesini ve nedenini bu şekilde öykülüyor. Yer altında gizlice yıllanan, bedenleri radyasyonla beslenmeye uygun hale gelen ve bir gün uyanan tehlikeli yaratıklar ve bir şeylerin farkında olmasına rağmen o korku günü gelene kadar hiçbir şeyin önlemini almayan, sadece felaketi bekleyen aciz ve faydasız insan…

Godzilla, ilk yarım saatinde bilimsel göstergelerin tuhaflığının farkında olan bir bilim insanını alıyor odağına. Joe Brody, yıllar önce yaşadığı bir nükleer felaketi anlama çabasında olan ancak otorite tarafından önüne engeller konulan, meczup muamelesi gören bir mühendis. Devletin insanlardan gizlediği ‘büyük’ bir mevzu olduğuna inanıyor ve bu merakının peşine düşüyor. Ancak kendi oğlu da dahil olmak üzere çevresindeki herkes, onun geçmişte yaşadığı kayıplara güdümlü bir çılgın olduğunu düşünüyor. Dünyanın olağanlık dinamiklerini değiştiren  darbe ise, fosilleri kontrol altında tuttuklarını düşünen bilim insanlarının direksiyon hakimiyetlerini kaybetmeleriyle birlikte ortaya çıkıyor. Büyük felaket filmi, canavarların koca bir okyanusu aşarak Birleşik Amerika’ya doğru yönelmeleriyle patlıyor.

Godzilla film foto-14737

Gareth Edwards’ın Godzilla’sı henüz ilk dakikalarında bayrağı bir asker karakterine teslim ederek bu kaotik sürece nereden bakacağını çabucak ilan ediyor. Görünen o ki, yönetmenin hedefi halkın nasıl etkileneceğinden çok devletin nasıl tepki vereceğini anlatmak. Bu süreçte, başkarakterimiz Ford Brody’nin (bilim insanı Joe’nun ‘asker’ oğlu) okyanusun diğer yakasından evine, ailesinin yanına güç bela dönme çabasını da bir yamalanmış öykü olarak izliyoruz elbette. Bakalım Ford, evine sağ salim dönecek mi? O evine sağ salim dönene değin ‘savunmasız ve halktan’ ailesi onun kadar canlı kalabilecek mi? Bu tip felaketlere başka filmlerden alışık olan Amerikan ordusu, son teknoloji savunma mekanizmasıyla dev canavarlara engel olabilecek mi?

Son derece konvansiyonel bir çizgide, sorun ve çözüm ekseninde ilerleyen filmin belki de en ya da tek takdire mazhar tarafı, mitolojinin en yetenekli çözüm geliştiricisi olan insan türüne özel bir önem atfetmemiş olması… Öyle ki muazzam bir kibirle dünyanın hakimi olarak yaşamını idame eden insan türü, bu filmde her adımda biraz daha çaresiz, biraz daha aciz… Edwards’ın filmi biraz daha cesur olsa 21. yüzyılın antolojik ve teknolojik silahlanmalarının, kapıda bekleyen tehlikeye karşı büsbütün gereksiz kalacağını dahi söyleyecek. Bu bakımdan, ‘sorunu yaratan doğa, çözümü de yaratır’ denge noktasının, yeni bir buluş olmasa da değerli bir söylem olduğunu belirtmek gerek.

Godzilla film foto-15248cr

Filmi sadece bir çerez –hatta lezzetsiz bir çerez- çapında kıstıran tarafı ise Gareth Edwards’ın ziyadesiyle heyecanlı yönetimi ve Godzilla hikayesini askeri bir mücadele kalıbına sıkıştıran hikayesi… Edwards, muhtemelen kimsenin ilgilenmeyeceği bir aile dramını merkez olarak alırken askeri dozajıyla sıradan bir savaş filmi tadı yakalıyor. Mizansen kuramayan, sadece kimi yaratıcı kadrajlarıyla ilgiyi ayık tutan yönetimiyle ise filmi her adımda biraz daha dağıtıyor. Filmin duygusu finale doğru ağır aksak yürürken, öykünün içinde hiçbir an çözünemiyor. Uzun bir duygular ve aksiyonlar silsilesinin ardından, filmin muazzam bir kayıtsızlık hissi oluşturduğunu belirtmemiz gerekiyor. Oysaki iyi bir ‘blockbuster’ın en yüce özelliği, bu kayıtsızlık hissini bir an bile akla getirmemesi olacaktır.

Gareth Edwards’ın Godzilla’sı tüm oyalayıcılığına rağmen iyi bir felaket filmi ya da iyi bir büyük bütçeli film bekleyenleri mutlu etme becerisinden yoksun. Bunun yerine gürültü ve kargaşa aracılığıyla duyguları köreltme rolü üstleniyor daha çok. Kocaman şehirlerin birkaç dakika içerisinde yerle bir olması ve bunun dışında hiçbir şey yaşanmaması halen ilginç tınlıyorsa filmi görmekte sakınca yok. Ancak sanıyoruz ki dünyadaki felaketler, filmlerdeki felaketlerin ‘acılarından’ rol çalıyorlar bu günlerde.

Kaan Karsan
twitter

***

Yönetmen: Gareth Edwards

Senaryo: Max Borenstein

Yapım: ABD | Japonya

Oyuncular: Aaron Taylor-Johnson, Elizabeth Olsen, Bryan Cranston, Ken Watanabe

Süre: 123′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5