Ginger & Rosa (2012): Soğuk Savaş Büyürken

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
05 Eylül 2013

Yıl 1962; Soğuk Savaş’ın uzun yıllar servis etmekten usanmadığı paranoyasının onbeşinci senesi, sadece iki taraf için değil, bağımsız olarak bu gizli anlaşmaya katılanları  ve en çok da tarafsız kalanları, sıradan insanları, içten içe kemirmeye devam ediyor. Kendini her alanda belli eden sinsi rekabet; siyasi restleşmeler, askeri ultimatomlar ve teknolojik tehditlerle varlığını daimi kılarken, insanlığın ortaklaşa kullandığı olası bir kabus gücünü hiç yitirmiyor: olası bir nükleer felaket… 1962 senesinin Londra şehri de Soğuk Savaş’ın ortasında, korkunç dehası George Orwell’la bu tuhaf savaşa isim koyacak kadar… İngiliz yönetmen Sally Potter’ın yazıp yönettiği Ginger & Rosa ile bu dönemin havasını solumuş bir sinemacının kamerasından, belki de hafızasından yansıyanları izleyiciye takdim ediyor. Ginger & Rosa, yaşamları pamuk ipliğine bağlı bir insanlık resmi içerisinde, dönemin taze hareketleriyle şekillenmeye başlayan birey olma ve aile olma kavramlarını satır aralarında hatırlatıyor. Asıl kavgasını ise iki genç kadın arasındaki dostluğa, büyüme telaşlarına ve ‘kadın olmaya’ saklıyor.

ginger

Ginger ve Rosa’nın ilk doğdukları günden başlayan dostluklarına ikna olup büyürken karşılaştıkları yol ayrımında onlarla birlikte tökezlediğimiz bir hikaye var karşımızda. Büyümeyi farklı şekillerde karşılayan iki karakterden Ginger, hayatı kitaplardan okuduklarıyla, aktivist toplantılarda duyduklarıyla ve rol modeli, tek aşkı babasının anlattıklarıyla keşfetmeye başlıyor. Rosa ise Ginger’ın uykularını kaçıran nükleer tehditten ya da Soğuk Savaş’tan daha öznel dertlerle boğuşuyor; kadınlık hormonlarıyla farklı şekillerde karşılaşıyor, büyümek istiyor, aşık oluyor, yanlış kişiye aşık oluyor. İki yakın arkadaşın yolları, dünyanın o anki durumundan ve kaderinden pek de farklı olmayan bir şekilde ayrılıyor. Film bir şekilde Soğuk Savaş’ı ve getirdiklerini bu ilişkinin hamuruna yedirmeyi başarıyor ama esasında ondan laf arasında, teatral ve şiirsel bir edayla bahsetmekten öteye gidemiyor. Dahası bir yerden sonra onu tamamen unuttuğunu fark edemiyor. Bu anlamda bir dönem filmi olmaktan ziyade, o döneme dair birkaç cümlesi olan bilindik bir drama dönüşüyor. Bu dramın kırılma noktaları da ülkemiz dizi senaryolarından hallice bir düzende karşımıza çıkıyor.

Ginger & Rosa’nın temel kaygısı gösterdiği her şeyin ötesinde aslında, kadın olmak halleriyle ilgileniyor. Farklı yaşlarda farklı rolleri benimsemiş kadınlar arasındaki kuşak çatışmalarını, yaklaşan cinsel ve kimliksel yeniliklerle alevlendiriyor. Ginger ve Rosa anneleri gibi olmamaya and içip sokaklara dökülüyor, sanat ve politikayla ilgileniyor, gelecekten bahsediyor… Ancak dönüp dolaşıp vardıkları yer kadına biçilmiş, kadın tarafından da kabul görmüş kimlikler dışında bir yer olamıyor. Anneler ise, çocuklarının gözünde kendilerini kusurlu hale getiren anaç yanlarına daha sıkı sarıldıkça tedirginlik ve kırgınlıkları artıyor. Sally Potter’ın, dönemin kadınları üzerine söylediği sözler bugün halen daha geçerliliğini kaybetmiş değil. Haliyle de gördüklerinizi daha önce izlememiş, duymamış, hatta yaşamamış olmanız pek muhtemel değil. Böylece hikayenin vasfı cinsler ve ilişkilerine dair yeni bir şeyler söylemek yerine bilinen ve sıkça işlenen şeyleri tekrar etmek oluyor. Örneğin; filmin önemli karakterlerinden birini canlandıran Christina Hendricks’le karşılaşıp Mad Men’in dahi bu alandaki başarısını yad etmeden geçmek çok zor.

ginger 2

Filmin bir diğer noksanlığı da Sally Potter’ın bütün olayları çok küçük bir çerçeveye sıkıştırmasından ve oluşan bu kabuğun film tarafından bir türlü kırılamamasından kaynaklanıyor. Özellikle yönetmenin mekan kullanımı nedeniyle öykü çok kısıtlı bir duyguya ve arka plana sıkışıyor. Dışarıda kıyamet koparken, bu kıyamet iç mekana sadece karanlık renk seçimleri vasıtasıyla, basit bir biçemle yansıyor. Sally Potter filmine, projesine çok para yatırılmamış bir dönem dizisinin hırkasını giydiriyor. Maharetsiz yönetmenlik de öykünün çekilir sıradanlığıyla örtülemiyor.

Filmi, izleyiciye bağlayan en önemli faktörün başroldeki Elle Fanning olduğunu söylemek yersiz kaçmaz. Fanning gencecik yaşının ötesinde bir performansla, filmin belki de en değerli parçası. Ekrana yakışma konusunda hiçbir sıkıntı çekmediği gibi, büyük sahnelerdeki kusursuz oyunculuğuyla beklenmedik bir performansa tanık olmanızı sağlıyor. Belki de sırf bu yüzden Ginger, hikayede inandığınız ve yakınlaştığınız tek unsur olmaya aday. Hikayede ağırlığı olan bir başka karakter, Ginger’ın babası içinse aynı şeyi söylemek güç. Filmi nedense gereksiz bir tiyatro havasına sokan bu karakter, Alessandro Nivola’nın dilinden dökülen nutuksal repliklerle rahatsız edici bir hal alıyor. Filmin, sanat ve cinsel devrimle birlikte gelen yeni fikirleri vurgulamak için kullandığı, ancak yalnızca ‘değinmiş olmak’ dışında bir misyona hizmet edemeyen bu karakter, inandırıcılıktan yoksun, başarısız bir klişe hissiyatı doğuruyor. Ginger & Rosa, tavrını, misyonları görünür kılınan bu karakterlerde belli ediyor belki de. Esaslı bir dönem filmi olabilmek için, her karakterine farklı bir özellik yüklüyor. Biri dönemin sanatını, diğeri ahlakını, bir başkası ise politikasını temsil ediyor. Ancak film bu sırada karakterlerini evden, eve sinmiş entrikalı halden uzaklaştırmayı unutuyor. Halbuki o günlerde hayatın kalbi sokaklarda atıyor.

***

Türkçe Adı: Bir Hayalimiz Vardı

Yönetmen: Sally Potter

Senaryo: Sally Potter

Yapım: İngiltere, Danimarka, Kanada, Hırvatistan

Oyuncular: Elle Fanning, Alice Englert, Alessandro Nivola, Christina Hendricks

Süre: 90′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5