Gezici Festival’de ‘Şimdiki Zaman’

Sinan Yusufoğlu
Sinan Yusufoğlu
01 Aralık 2012

18. Gezici Festival dün (30 Kasım) başladı. Ankara sokakları ‘sinemadan çıkmış insan’larla dolu yine… Herkesin yüzünde bir tebessüm. Gezici Festival’in özenle hazırlanmış programı bu tebessümün nedeni. Güzel filmler izlemenin mutluluğunu yaşamak gibisi yok ne de olsa…

Lafı uzatmadan Gezici Festival’in ilk gününde izleme şansı bulduğum Belmin Söylemez‘in yönettiği Şimdiki Zaman filmi üzerine düşüncelerimi paylaşayım.

 


Şimdiki Zaman: Kalmak ne kadar da zor burada! 

Kısa film ve belgesellerin ardından ilk uzun metraj filmi Şimdiki Zaman‘da Belmin Söylemez, geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalmış genç bir kadının (Mina’nın) hikayesini perdeye taşıyor. ‘Rüya ülkesi’ Amerika’ya kaçmak isteyen, para biriktiren ve bir kafede falcılık yapan Mina’nın hikayesi… Şimdiki Zaman, isminden müsemma tam da ‘bugün’le ilgileniyor. Bugünde sıkışıp kalmış insanlarla… Geçmiş karanlık bir rüya gibi. Varla yok arasında… Pek de ilgilenmiyoruz zaten. Gelecek ise çok anlamsız bulabileceğimiz bir ‘kaçış’a dönüşüyor. Gitmek isteyip de gidemeyen; ‘yerini yadırgayan eşyalar gibi’ salınıp duran bir bugün hali. Mina ve çevresindeki her şey bir huzursuzluğun vücut bulmuş hali sanki. Fal gibi ‘umut’ vaadedebilecek bir gelecek okuma biçiminin; hep umutsuz/mutsuz zamanımıza gömülmesi ve Mina’nın ne kendine ne de başkalarına umut veremeyişi; Şimdiki Zaman‘ın dert edindiği dünyanın hali biraz da.

Aşkın, dostluğun, gitmenin, kalmanın yani kısacası yaşamanın hakiki olamadığı bir zamandan bahsediyor Şimdiki Zaman. Üzerimize sinen bu sıkışmışlığın/sıkılmışlığın nedenleri üzerine büyük laflar etmeden, durumlar ve hayal kırıklıkları üzerinden anlatıyor hikayesini. Fal gibi -biçimsel olarak da- rahatlıkla bir ‘şiir’ evrenine dönüşebilecek bir dünyanın içinde salınan karaketlerin hesapsızlığı da biraz bu yüzden. Ne hikayenin ne de şimdiki zamanın ayakları yere basıyor. Nedenini de pek sorgulamıyoruz işte… Her şey öyle yarım, öyle olduğu gibi… Film benim için gücünü tam da bu ‘zaaf’larından alıyor.

Başarılı görüntü yönetiminin, atmosferin ve yer yer yarattığı (stilize) dünyanın de etkisiyle  (karanlık) masalsı bir dünyaya suskunluğuyla çakılıp kalan Mina; sadece fal bakarken içinden geldiği gibi konuşuyor neredeyse. Herkesin ortak yazgısı bir yerde buluşup Mina’nın suskunluğuna sığınıyor. Mina kendi karanlık hikayesine sığdırıyor başkalarının hikayesini de… Bir baş dönmesi gibi yaşanıyor ‘bugün’. İstiklal Caddesi’nin kalabalığının içinde flu’laşan insanlar, çaresizlik, umutsuzluk; dibe çöken kahve telvesi gibi her şey!

Mina’da Sanem Öge‘nin kusursuz oyunculuğunun da etkisiyle, Şimdiki Zaman ruhu dünle yarın arasında sıkışıp kalmış bir kadının kırık dökük bugününü anlatıyor. Mina gibi binlece kadının hikayesi de gücünü sessizliğinden, durgunluğundan alan bir sinema dilinde anlam buluyor. İçinde neredeyse hiç kara mizahın olmadığı bu hikaye aklıma yine de Jarmusch’un gitmek isteyen karakterlerini de getirdi Hiç bir şeyin değişmeyeceğini bile bile yollara düşüp gitmek isteyenlerin hesapsızlığı Mina’nın halet-i ruhiyesinde de karşımıza çıkıyor. İsmiyle müsemma Mina, sığınacağı bir ‘liman’ arıyor tüm gemilerin bir bir batacağını bile bile… (Son sahnedeki kahve fincanlarının bir bir batması da buraya etkileyici bir biçimde ima ediyor sanki.)

Şimdiki Zaman‘ın içinde gezindiği ‘şiirsel’ dünya aklıma Birhan Keskin‘in ‘hiçbir mevsim yok anne gibi’ şiirini de getirdi. Karanlık bir şiirin içinde dolanan Mina’yı, Birhan Keskin‘in dizeleriyle hatırlamak belki de en iyisi. Her gece korkuyla gidip uyuduğu o soğuk odada kulağına belirsiz bir geleceğin fısaldandığı bir dünyanın karamsarlığıyla dolan ve belki geçmişte şiirler yazmış Mina gibi gözlerini bugüne kapatan tüm kadınlar için yazılan yarım bir şiir gibi ‘Şimdiki Zaman’.

“Yoruldum çok/ kente ve sana durmaktan/ öfkem ne sana ne de başkasına/ üstelik geceden Marilyn Monroe/ve senin gözyaşın geçti/ hadi barışalım/ … / Hem hiçbir mevsim ısıtmaz ellerimi anne gibi/istersen kahve içip fal da bakarız yine/ bana üç vakte kadar bir yolculuk görünür/ belki ay doğar fincanda hanemize.” (B.K.)

Sinan Yusufoğlu

sinan.yusufoglu@gmail.com

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5