Germania Anno Zero (1948): Çocuklar İçin Savaş, Savaş İçin Çocuklar…

Kaan Karsan
Kaan Karsan
03 Şubat 2012

İtalya’da savaşın açtığı tüm yaralar halka yoğun bir acı vermeye başlamışken, beyaz telefon filmlerine karşı dimdik duran, farkındalık yaratan ve gerçekliği perdeye taşıyan bir akım ortaya çıktı. Bu akım Neorealismo, ya da Türkçe tabirle, Yeni Gerçekçilik olarak adlandırıldı. Luchino Visconti, Vittoria de Sica, Federico Fellini gibi zamanın çok ötesindeki isimlerle tohumu atılan Yeni Gerçekçilik akımının en önemli isimlerinden biri de, hiç şüphe yok ki, türün ilk örneklerinden olarak kabul edilen birçok filmi sinemaya sunan Roberto Rossellini’ydi. Rosellini, Yeni Gerçekçiliğin ilk örneklerinden biri olan Germania Anno Zero’nun girişinde şu metni dillendiriyordu:

“Bu film 1947 yazında Berlin’de çekildi. Sadece objektif olmayı ve gerçeği göstermeyi amaçlıyor. Bu harabeye dönmüş koca şehir, 3,5 milyon kişinin sefil bir hayat sürdüğü yer. Neredeyse unutulmuş olan… Onlar bu trajediyi sıradan bir olay gibi yaşadılar. Bunun sebebi güçleri veya inançları değildi. Artık tükenmiş olmalarıydı. Bu ne bir suçlama ne de bir Alman savunmasıdır. Gerçeğin ta kendisidir.”

İşte bu metin, Yeni Gerçekçilik akımının amacını ve yöntemini anlamak açısından şık bir kısa yol sunuyor. Rossellini, bizi savaş sonrası Almanya’sının acı dolu kasvetine bırakıp yoksulluğun izini sürüyor. Germania Anno Zero, savaş ile beraber sertleşen yaşam koşullarının sinemadaki yansımasını ilk elden görmek için ve kurmacanın belgeselliğine tanık olmak için enfes bir fırsat. Tabii Rossellini’nin savaşın bitmesiyle beraber prangalarından kurtulan sinemasının değişimini yerinde takip edebilmek için de…

Savaşları çocukların gözünden anlatmak sinemanın sıkça başvurduğu bir yoldur. Germania Anno Zero da ‘kir’i ‘temiz’, ‘suç’u ‘masum’ üzerinden anlatan ‘çocukluk’ odaklı savaş filmlerinin öncülerinden biri. Bu bakımdan biçem olarak olmasa da fikir açısından Tarkovski’nin Ivanovo detstvo’su(1962),  Louis Malle’in Au revoir les enfants’ı(1987), Steven Spielberg’in Empire of the Sun’ı(1987) ya da Volker Schlöndorff’un Die Blechtrommel’i(1979) Germania Anno Zero’nun yakın ya da uzak akrabaları. Bütün bu filmlere egemen olan savaş yergisi, masumiyet ile suçun oluşturduğu kontrasttan güçlenerek etkileyiciliğini katlıyor.

Rossellini’nin filminin odağına yerleştirdiği çocuk ise Edmund Moeschke. İnsanın yemek bulma, barınma gibi eylemlerin neticesinde titreşen içgüdüsel olarak hayatta kalma arzusunu seyirciye direkt olarak geçirecek bir karakter. Savaşın yarattığı yıkım, Berlin sokaklarında görülebilir biçimde kol gezen yoksulluk ve insanların kendilerini insan yapan tüm değerlerden ayrı kalmaları Edmund’un ikiyüzlülük süzgeciyle filtrelenmemiş olan algısından üzerinde oynanmamış bir şekilde geçip seyirciye ulaşıyor. Aslında Edmund’un savaşa maruz kalması için illa Berlin’in yıkık sokaklarında gezmesine gerek yok. Zira savaş, kendi evi dahil her yerde yaşanmaya ve can yakmaya devam ediyor.

Edmund’un para ve dolayısıyla hayatta kalabilecekleri kadar yemek bulma arzusunu, ailesinin korkunç vaziyeti iyice körüklüyor. Maddi tabandaki fakirlik ve açlık, hız kaybetmeden maneviyata yansıyor. Henüz mutluluktan nasibini almamış bir savaş çocuğu olan Edmund, ona yardım edeceğini sandığı eski öğretmeniyle karşılaşınca, yönetilmeyi ve yönlendirilmeyi bekliyor. Edmund, savaş maneviyatını ve ruhunu her ne kadar karalamaya çalışıyor da olsa, masum ve temiz bir çocuk. Masumiyet ise her zaman iyi sonuçlara yol açmıyor.

Rossellini, önce çevresinde olan bitenleri anlayamayan fakat uyum sağlamak zorunda olan bir çocuğu; daha sonra yoksulluğu nedeniyle yalnızca hayatta kalma amacı taşıyan bir aileyi; geniş perspektiften açılan yaraları hiçbir zaman kapanmayacak olan bir toplumu; en genel açıdan da kazananı olmayan bir savaşı anlatıyor. Halkın zehir soluyan ciğerlerinden çıkan ve her bakımdan Yeni Gerçekçilik akımını bir adım öne taşıyan bir film ile sinema tarihinde yer ediniyor. Bu esnada savaş filmlerinin çoğunda görülen “kendi kurduğu tuzağa düşme” hatasının çok uzağında seyrederek ne Alman toplumuna karşı tavır almıyor, bir saf seçmiyor ve yalnızca insanların hikayesini anlatıyor. İnsanlığın da ihtiyacı bu… Bizi yalan bir zafer duygusuna sürükleyen kahramanlık dolu savaş epikleri değil; bize korkularımızı, acizliğimizi, kirliliğimizi gösteren ölüm ağıtları…

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5