General Idi Amin Dada: Selfportrait (1974): Diktatörün Akıl Odası

Kaan Karsan
Kaan Karsan
26 Aralık 2013

Barbet Schroeder’in 1974 yapımı, hem ‘eğlenceli’ hem de ‘kan donduran’ belgeseli ‘General Idi Amin Dada’, binlerce kişiyi katleden bir diktatörün ‘özünde’ nasıl bir insan olduğunun peşine düşüyor. Idi Amin Dada, kalbinin bütün odacıklarını Schroeder’in kamerasına açarken, Schroeder sakin bir şekilde Uganda’nın ‘başına gelen’ bu adamı dinliyor.

İlginç, bütünleyici ve özetleyici bir anekdot ile başlayalım. ‘General Idi Amin Dada’nın çekimleri tamamlanıyor ve belgeselin yönetmeni Barbet Schroeder Fransa’ya dönüyor. Film Fransa başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde gösterime giriyor ve çok iyi geri dönüşler alıyor. General Idi Amin’in Fransa’daki casusları da elbette ki ilk fırsatta sinemaya gidiyor; filmin her saniyesini not alıyor ve liderlerine satır satır iletiyorlar. Bunun ardından belgeselin yaklaşık iki buçuk dakikalık bir bölümünden hoşlanmayan Idi Amin Dada, Schroeder’e ulaşarak malum iki buçuk dakikanın filmden kesilmesini istiyor. Schroeder bunu ülkesindeki telif hakkı yasalarına güvenerek kabul etmiyor. Idi Amin de bu davranışa misilleme yaparak Uganda’daki bütün Fransız vatandaşlarını bir otele topluyor; etraflarını da çok sevdiği ordusuyla kuşatıyor. Haliyle, Idi Amin’in hoşlanmadığı o iki buçuk dakika, en azından Uganda’daki iktidarını kaybedene değin filmden kesilip çıkarılıyor.

general idi amin dada 2

Bir öncül mevzubahis haline getirdiğimiz bu hikayecik, bazılarımızın ‘İskoçya’nın Son Kralı’ olarak bildiği Idi Amin’e dair mühim bir ipucu verdiği gibi şahsın tüm halet-i ruhiyesinin bir hülasası niteliğinde. Kendine ‘ekselansları’, ‘hacı doktor’, ‘dünyadaki bütün hayvanların ve denizdeki balıkların efendisi’ gibi unvanlar tesis edip Uganda’daki İngiltere Büyükelçiliği’ni kapattırması hasebiyle ‘Afrika’daki İngiliz topraklarının fatihi’ olarak adlandıran bir diktatörün daha az karikatür olmasını zaten bekleyemeyiz. Bir sinemacı için adeta hayal dahi edilemeyecek bir tecrübenin peşine düşen Barbet Schroeder de Idi Amin isminin altındaki çok değerli madenin farkında. Bu nedenle ‘General Idi Amin Dada’ için enformatif olmaya meyilli bir zemin hazırlamak yerine belgeselini katıksız bir otoportreye dönüştürüyor; kamerasını bu nevi şahsına münhasır diktatörün ellerine ve zihnine emanet ediyor.

General Idi Amin Dada, iki ucu açık bırakılmış, sade mi sade bir röportaj filmi kökeninde. Uganda’da yaşayanlara ve Uganda’ya yaşatılanlara dair tarihle somutlanmış bilgiler vermenin ya da batı kolonyalizminin kalıntıları üzerinden geniş kapsamlı cümleler sarf etmenin ardına düşmüyor. Kimler tarafından desteklendiği malum bir askeri darbenin akabinde, tüm hücreleriyle arzuladığı güce kavuşan bir diktatörün ‘ego’sunu inceliyor. Bu ‘inceleme’ de tahmin edildiği üzere tek bir aktör üzerinden şekillendiriliyor. Yani, Schroeder, belgeseline ‘başka bir ses’i yahut kendi sesini hiçbir şekilde dâhil etmeyen, izleyeni yönlendirme güdüsünden büsbütün yoksun bir damar yakalamaya çabalıyor. Bu ‘pozitif müdahelesizlik’ yönetmenin sadece ufak detaylarla kimi aydınlatıcı köprüler kurmayı amaçladığı sıralarda bozuluyor.

Belgeselin bu denli katıksız, sihirsiz ve süssüz bir yapıyla işler hale gelebilmesinin tek nedeni ise spot ışıklarının altında duran ve bu halden çok hoşlanan diktatörümüz. Zira ondan ‘istenen’ ve ‘beklenen’ cevabı almak için, soru sormaya dahi gerek yok. İsrailliler hakkında sahip olduğu faşizan fikirleri ifade etme biçiminden, bir ülkeyi nasıl fethedeceğini uygulamalı olarak göstermeye kadar varan geniş bir skalada kişiliğini örnekleyen Idi Amin, özbenliğini dışsallaştırmayı ‘çok iyi biliyor’. Idi Amin, özgürlük maşasıyla ivmelenen katil psikolojisini, rasyonel bir edayla gizlemenin hesabını yapmıyor; bilakis, politikaya dair en saf hislerini maskelemeden dile getiriyor. ‘İçtenlik’ onun için bir amaç değil belki; ancak bir araç olduğu kesin. Doğumdan gelen ve belgeselin her anında üryan bir biçimde yüzümüze çarpan faşist dünya algısı zaten ileri sürdüğü her ideayı kendi zihninde, karşı konulmaz bir biçimde meşrulaştırıyor.

general idi amin dada 1

Schroeder’in belgeselinde ‘o ve tesiri’ yok; sadece ‘o’ var. İşin etki-tepki boyutuna varmak ise belgesel ile iletişim kurma biçiminize bakıyor aslında. Kameraların önünde binlerce insanın katili olmuş, iflah olmaz bir kötülük dans ediyor. ‘Dans ediyor’ ifademiz ise bir mecaz değil. Zira Idi Amin kelime anlamıyla dans ediyor, müzik yapıyor, mizah yapıyor ve fakir bir aileden yola çıkıp ulusal güç hiyerarşisinin en tepesine yerleşen bir adamın ‘başarı’ hikayesini yansıtmaya çabalıyor.

Idi Amin’i kayda değer bir süreç boyunca yalnızca birkaç metre öteden gözlemleme fırsatı bulan ve onun bir nevi aracısı olan Barbet Schroeder, belgeselin ardından yaşadıklarını şöyle ifade ediyor: “Binlerce insanı katleden bir caninin içindeki ‘masum’ ve ‘eğlenceli’ adamı duyumsadıkça rahatsız oluyor; fakat yaptıklarını yeniden hatırlayınca rahatlıyordum”. Tehlikeli gibi görünen ancak temelde belgeselin genel hissiyatını dürüstçe belirginleştiren bu dışa vurum, muhtemelen belgeselle temas kuran her neferin zihnini meşgul edecektir. Zira ‘General Idi Amin Dada’nın adı üzerinde; bu bir otoportre… Yani, Idi Amin’in sesli ruh betimlemeleriyle yolunu bulan ve en çok gerçeklikten nasiplenen bir canlandırma. Sasha Baron Cohen’in 2012 yapımı ‘Diktatör’ünde düpedüz abartılı duran ve ayakları yere basmayan bir diktatör tiplemesinin bildiğimiz dünyada bir türev hırkasında ‘var olmuş’ olması insan genlerinin alengiri olsa gerek.

 

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yönetmen: Barbet Schroeder

Senaryo: Barbet Schroeder

Oyuncular: Idi Amin, Fidel Castro, Golda Meir

Yapım: Fransa, İsviçre 1974

Süre: 90′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 5