Korkoro (2009): Gatlif’in En Tatlı Acı Yakarışı

Tony Gatlif sinemasının belirgin bazı özellikleri vardır. Bu özelliklerin en başında kahramanlarının hiçbir yere ait olmaması gelir. Bu ait olmama durumu esasen karakterlerin kendi özgür iradelerine bağlı değildir, bir zorunluktur. Bu yüzden Tony Gatlif filmlerinde Emir Kustrica’nın iyimserliğini bulamazsınız. Karamsar bir yakarış vardır Gatlif’te. Ancak bu yakarışın karamsarlığı son derece farklı belki de biraz neşeli, deli dolu karakterlerin katılımıyla az da olsa törpülenir. Tony Gatlif’in bizzat bestelediği müzikler eklendiğinde ise leziz yemek servise hazırdır.

Tony Gatlif’in tarihe damgasını vurmuş gerçek olaylardan esinlendiği, 2009 yapımı Korkoro’su da yukarıda saydığım özelliklerin hepsini bir arada taşıyor. Yalnız, fikrimce tüm filmleri ayrı ayrı güzel ve özenli olmasına karşın Korkoro’nun yeri çok farklı. Büyük ihtimalle bu düşüncede olmamın en önemli sebebi filmin İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük acılarından biri, Çingene Soykırımı’nı, işliyor olmasıdır. Bu ne yazık ki kıyıda köşede kalmış bir konu. Yönetmenin özgeçmişine ve önceki filmlerine bakılacak olursa bu konuyu zaten ondan başkası bu denli etkileyici dile getiremezdi, tekrar tekrar izlettiremezdi. Bunun yanı sıra; Korkoro’nun, yönetmenin şaheseri olarak anılmasında ve sıkılmadan defalarca izlenebilmesinde Tony Gatlif’in üzerinde 1 seneye yakın çalıştığı ana karakter Taloche’un payı da çok ama çok büyük.
Film bir koşuşturmacayla açılıyor. Kaçan küçük bir çingene çocuk, kovalayanlar ise at üzerinde ilerleyen bir çingene grubu. Tabii doğal olarak çingene çocuk, gruba tarafından yakalanıyor ve grup tarafından “çororo” yani “kimsesiz” olarak çağrılıyor. Bu başlangıç bile bir nevi “çingenelik” kavramının ve Çingene Soykırımı’nda yaşanılanların özeti.
Filmin devam eden kısmında bahsi geçen çingene grup Almanlardan kaçmak amacıyla bir Fransız köyüne saklanıyor. Burada Theodore ve Matmazel Lundi ismindeki iki belediye görevlisiyle tanışmalarıyla birlikte olaylar gelişiyor.

Yazının buradan sonraki bölümünü filmi izlemediyseniz okumamanızı tavsiye ederim.

Roman dilinde “özgürlük” anlamına gelen “korkoro” kelimesi filmde sıkça tekrar ediliyor ironik bir biçimde. Gerçekten de hiçbir ulusa bağlı olmayan bir grup insanın alışkın olduğu “özgürlük” kavramından savaş sırasında, iki farklı ulusun(Fransa-Almanya) özel çabaları sonucu, mahrum bırakılması anlatılıyor. Filmde geçen bir diyalog bunu çok güzel açıklıyor:

Belediye görevlileri çingenelerin kasabaya yerleşmesinin kanunlara aykırı olduğunu açıklamaktadır:
-Savaştayız, durum çok ciddi.
Ancak liderlerden birinin ağzından manidar bir cümle süzülür:
-Bu sizin savaşınız, biz hiç savaş başlatmadık.

Bu özgürlük kavramından mahrum bırakılmayı filmdeki atlara el koyma, Alman askerlerini gören Taloche’un çıldırması ve yine Taloche’un Theodore’un evindeki musluğu açık bırakarak suyu özgür kılması sahnelerinde gözlemlemek mümkün. Ancak özgürlük temasını barındıran en önemli detay filmin sonunda bulunuyor: Taloche’un bir kuş misali dalda ölümü.

Filmde aynı zamanda çingenelerin yaşam şekline dair birçok hoş detaya rastlamak mümkün. Bunlardan en belirgini batıl inançlara sıkı sıkıya bağlı kalmaları olsa gerek. Tüm film boyunca duyulan her tıkırtıda “hayalet” yorumu yapan karakterlerden söz ediyoruz. Yeri geliyor kötü ruhlardan arınmak, iyi şans getirmek adına yeni yerleştikleri evin kapısına sarımsak sürüyorlar; yeri geliyor açık yaraya yumurta ve inek gübresi sürüyorlar… Tüm bunları ise “Tanrı isterse bir süpürgeye bile ateş ettirebilir.” şeklinde açıklıyorlar.
Filmin müzikleri de başta belirttiğim gibi Korkoro’yu şaheser kılan unsurların başında geliyor. Filmin sonunda çalan “Les Bohemiens” isimli şarkıyı aşağıdaki linkte bulmak mümkün. Les Rita Mitsouko’nun solisti Catherine Ringer tarafından seslendirilmiş. Aynı zamanda linkte filmin çarpıcı karakteri Taloche’un filme damgasını vuran oyunculuğunu da görebilirsiniz. Şarkının başlangıcında geçen söz ise oldukça manidar: “Kalanlara bol şans!”
YouTube- Les Bohemiens

Film belki de yarısı kadarından bahsettiğim bu muhteşem detaylarla dahi Gatlif’in şaheseri olarak görülüyor. Cezayirli yönetmenin filmlerinin tüm ana unsurlarını bünyesinde barındırmasıyla, ana karakterin ilginçliğiyle, belki de Vengo ile bile yarışır kalitedeki müziğiyle oldukça etkileyici bir film. Tarihe mal olmuş bu acı tecrübe ancak bu kadar tatlı anlatılabilirdi.

Not: Yazı zigzagazgiz tarafından yazılmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5