Funny Games (1997): Ölümcül Oyunlar

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
29 Mayıs 2012

Şiddet ne kadar uzağımızda? Sadece sanal ortamda karşımıza çıkan bir kurgu mu, yoksa günlük hayatımızın her köşesinde gördüğümüz ve zamanla içselleştirdiğimiz insani bir tepki mi? Daha basit düşündüğümüzde, şiddet ne kadar sıradan bir şey bizim için? Her gün televizyonda gördüğümüz onlarca hikâye, ölüm ve kan üzerinden yapılan reyting savaşları…  Sahiden, hangi boyutta ve tarzda bir senaryo bizi rahatsız edebilir ki şu anda? Bu soruyu kendimize sorma zamanımız geldi de geçiyor. ‘On sene önce tahayyül edemeyeceğimiz kadar vahşi ve insanlık dışı bir film karesini şimdi patlamış mısır eşliğinde aile huzurunda seyredebilmenin hikmeti nedir?

Bu sorularla yüzleşmeye hazırsak başlayalım. Şimdi her şeyi bir kenara koyup, yıllarca gözünüzün içine sokulan tüm gayri vicdani unsurlardan ve size adeta ezberletilen tüm görsellerden kurtulun! Çünkü karşınızda; aşina olduğunuz her türlü Hollywood klişesini bembeyaz jeneriğiyle elinin tersiyle iten, son yılların en sinir bozucu filmlerinden biri, Funny Games var!

En sinir bozucu filmlerden biri deyip, Hollywood klişelerinden uzaklaşan diye vurguladıktan sonra bir de filmin merkezinde konformist bir aile olduğunu ve bu aile üzerinden sisteme ağır bir eleştiri yapıldığını söylersek senarist ve yönetmen koltuğunda oturan kişinin Haneke olduğunu tahmin etmek çok da zor olmaz sanırım. Usta yönetmenin; bir kalıba hapsedilmiş olan seyircinin beklentilerini ve sinemaya karşı bakış açılarını sıra dışı yöntemlerle değiştirmeye çalıştığı yapımlarında, bir nebze ümitsizlik ve direkt toplumun kendisine eleştirel bir bakış sezmek mümkün. Bu minvalde çektiği filmlerden biri olan Funny Games vizyona girmeden evvel çeşitli platformlara verdiği röportajlarında filmin şiddet üzerine olmadığını, aksine şiddetin medyada gösterimi üzerine olduğunu söyleyerek asıl amacını ortaya serip, seyirciye zaten gerekli ipuçları veriyor. Tabii bu ipuçlarına rağmen, filmin bu denli çarpıcı olabileceğini seyretmeden önce kestirebilmek mümkün mü? Kesinlikle hayır!

Funny Games, tatilini şehirden uzakta geçirmek isteyen çekirdek bir ailenin yazlığa gitmek için yola çıkmasıyla başlıyor. Daha ilk sahnede kulağımızı tırmalayan müzik, filmin seyirciyi nasıl bir ruh hâline sokacağının en temel teminatı olunca, kaygı duymaya başlamak için beyaz giyimli birbirinden sevimli(!) iki kahramanımızı görmeye gerek kalmıyor. Asıl hikâye ise tatil yerine varan ailemizin, etrafı çitlerle çevrili korunaklı evine yerleşirken bir yabancının kapıyı çalıp, hafif utangaç ve kibar bir şekilde dört tane yumurta istemesiyle başlıyor. Bundan sonra yaşanan olaylar silsilesi, yeri geldiğinde o kadar sinir bozucu bir hâl almaya başlıyor ki, seyirci spor müsabakası seyreder gibi taraf tutmaya başlıyor. İşte tam da bu noktada, Hollywood tarafından yıllarca uyutulmuş ve belli bir kalıba sokulmuş tüketiciye atılan tokat niteliğindeki sert mesaj, filmi bambaşka bir klasmana yükseltiyor.

1997 yılı Alman yapımı Funny Games, 2007 yılında orijinal senaryo üzerinde hiçbir değişiklik yapılmaksızın Haneke tarafından Amerikan sinemasına uyarlandı. Bu uyarlamada, Tim Roth ve Naomi Watts gibi önemli yıldızlara rol veren Haneke çekim sürecinde bir kesim sinemasever tarafından olumsuz eleştiriye maruz kaldı. Sahiden, temasında bu kadar sert şekilde Hollywood eleştirisi bulunan bir filmin, Hollywood tarafından tekrar çekilmesine müsaade etmekle ne amaçlamış olabilir usta yönetmen? Nitekim film sonrasında da genel görüş ilk filmin çok daha etkileyici ve başarılı olduğu yönünde olunca bu tercihin doğruluğu daha keskin şekilde tartışılabilir oluyor. Tabii şu açıdan da bakmak gerek, tekrar filmi sayesinde ‘Funny Games’ daha ciddi bir seyirci potansiyeliyle buluşup, sesini daha büyük bir kitleye duyurabildi. Bu konuda yapılan eleştirileri es geçip, filme yoğunlaşmak en doğrusu sanırım. Lâkin geçiş yaparken şunu da vurgulamak gerek, filmin orijinal çekimi Amerikan versiyonuna nazaran gerçekten de daha etkileyici.

‘Funny Games’ bazı başyapıtlarla kısmi benzerlikler de içermekte. Örneğin, Kubrick’in ‘A Clockwork Orange’ filmi ile özellikle şiddete olan bakış açılarıyla uyuştuğu ama işleyişleri ve sunumları göz önüne alındığında bambaşka iki yapıtın ortaya çıktığı söylenebilir. Aslında iki filmin ortak olduğu temel unsur, dünya sinemasında iz bırakabilen kült sinema örnekleri arasında olmalarıdır.

Klasik Hollywood seyircisi için son derece ilginç bir tecrübe imkânı sağlayan film, zaman zaman kendinden nefret ettirme potansiyeli de taşıyor. Ama genel olarak; dünya sineması için yabana atılmayacak derecede mühim, bir o kadar da hazmedilmesi zor bir yapım Funny Games. (7.5/10)

Soruyla başlayan yazımızı Hollywood’a bir soru yönelterek sonlandıralım.

“Sahiden, bize bunu neden yapıyorsun?”

aat1903

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5