Foxcatcher (2014): Bir Amerikan Kabusu

Kaan Karsan
Kaan Karsan
25 Ocak 2015

*Yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

Foxcatcher’ın henüz ilk dakikalarında filmin geri kalanında yaşanacak olan birçok olayın anahtarını sunan iki kritik sahne var. Bu sahnelerden ilki; Mark Schultz’un boynundaki olimpiyat madalyasıyla bir okulda yaptığı konuşmaya tekabül ediyor. Mark bir ilkokul kürsüsünde –kendi deyimiyle- “Amerika’dan ve neden güreştiğinden” bahsediyor. Ancak onu izleyen çocuklar milli yüceltmeye ve sportif başarıya karşı kayıtsızlar. Ülkesi ve bayrağı için güreşen Mark, büyük bir umutla beklediği onayı o gün de alamıyor. Kendisi gibi bir güreşçi olan abisinin yerine katıldığı bu davetten, yirmi dolarlık bir armağanla kendi ‘Amerikan Rüyası’nın enkazına geri dönüyor.

Bu sahnenin peşi sıra gelen bir diğer sahnede Mark ve abisi Dave’in güreş antrenmanı var. Film, bu sahnede hiçbir diyaloğa mahal vermeden oldukça karmaşık bir abi-kardeş ilişkisinin bütün ipuçlarını veriyor. Abisinin tahakkümü altında ezilen Mark, güreşirken oldukça hırslı ve neredeyse saldırgan. Bir üyesi olduğu Amerikan Güreş Milli Takımı’nın kaptanı olan abisiyle rekabet etmenin peşinde ve kaybeden taraf olacağının farkında. Dave ise vakur, sakin ve korumacı. Mark’a karşı olan üstünlüğünün ezici tarafını törpülemiş; çünkü ona büyük bir şefkat besliyor. Az sonra gelen bir kafa darbesiyle suratı kan içinde kalsa dahi ağırbaşlılığını muhafaza ediyor. Hemen akabinde hırstan köpürmüş kardeşini aynı vakur tavırla tuş ediyor. Kazanan, bir takımın kaptanı, en önemli üyesi ve bir aile babası olarak her alanda iktidarını ilan etmiş Dave; kaybeden ise aynı takım için kan-ter akıtmasına rağmen başarıları abisine ithaf edilen, yapayalnız ve iktidardan yoksun bir karakter olan Mark.

Mark’ın Amerika’yla ve Dave’le olan ilişkisi, Foxcatcher Çiftliği’nden gelen telefon karşısında tarifsiz bir heyecan duymasının en önemli nedeni. Mark böylece nihayet, bir baba figürü olarak içselleştirdiği abisi dışında, ‘tarafsız’ bir erkten onay alıyor. Birçok açıdan kendisine benzeyen ancak sadece en önemli noktada kendisinden ayrılan John du Pont ile tanışıyor. Mark’a finansal anlamda çok büyük bir destek vermek istediğini müjdeleyen du Pont, tıpkı Mark gibi, ‘kendi’ ülkesinin (Foxcatcher Çiftliği’ni Amerika’nın bir alegorisi olarak okumak işten değil) iktidarından (Annesi) onay bekleyen bir kişi. ABD’yi ulusa mühimmat sağlayarak kalkındırmış kallavi bir ailenin şımarık, yaramaz, annesiyle Freudyen sorunları çocuğu. Annesinin atlarına karşı, sahip olduğu silahları, bir nevi askerlerle donatmak istiyor ve en az kendisi kadar kırılgan olduğunu fark ettiği Mark’a yöneliyor.

Foxcatcher 1

Mark ve du Pont’un varoluşsal benzerlikleri ‘babasızlık’ ekseninde de kendini gösteriyor. İkisi de iki yaşındayken ‘babalık’ müessesesinden mahrum kalmış durumdalar. Mark, kendisini sahiplenen ve kanatları altına alan abisini, du Pont ise büyük bir aidiyet beslediği ulusunun kurucularını baba figürü olarak görmekte. Bu açıdan bakıldığında iki karakterin zıtlıklarının benzerliklerinden doğduğunu söylemekte sakınca yok. Zira Mark’ın babası, işçi sınıfı. Du Pont’un babası ise büyük iktidarın ta kendisi.

Mark, sağduyuyla ve neredeyse demokrasiyle yönetilen Dave’in iktidarından kaçarak bir refah ortamı olarak gördüğü ve kendisini özgürleştireceğini düşündüğü du Pont iktidarına sığınıyor. Halbuki du Pont, en basit kapitalist reflekslerle para sayesinde en üst basamağında yer alacağı bir hiyerarşi kuruyor. İşçi sınıfından gelen, yetenekli bir genç, kapitalizmin kucağında artık. Dolayısıyla bütün başarıları, bulunduğu yerden daha yüksekte olan basamakları besleyecek ve kendi başına doyuma ulaşmak yerine iktidarın doyuma ulaşmasını sağlayacak kadar köleleşecek.

Hegel’in ‘Mutlak İdealizm’ sisteminde bahsettiği üzere, du Pont ve Mark’ın özbilinçleri birbirleriyle karşılaştıkları andan itibaren oluşmaya başlıyor. Kaçınılmaz olarak, kısa süre sonra bir “efendi-köle” ilişkisinin fitili ateşleniyor. Du Pont’un iktidarı ve bu iktidarın kendisine sunduğu bir özgürlük alanı var; ancak ele aldığımız özel durumda ‘güreşebilme’ becerisi yok(Bunu alt etmek için kendi finanse ettiği ve rakiplerine rüşvet bir turnuvada bir birincilik kazanıyor). Mark’ın ise bir iktidarı ve özgürlüğü yok; ancak onun da güreş vasıtasıyla bir ‘zanaat’ üretebilme kabiliyeti var. İki karakterin birbirine neredeyse muhtaç hale gelmesinin sebebi bu(Homoerotik tonu oldukça yüksek bir güreş sahnede güreşme arzusuyla yanıp tutuşan du Pont’u Mark’ın üstünde görüyoruz). Ancak Hegel bu ilişkinin sağlıklı bir şekilde devam edemeyeceğini de öneriyor. Zira ‘köle’ bir süre sonra etrafındaki dünyayı kendi elleriyle meydana getirdiğini fark ediyor, kendisine hükmeden yabancılaşmadan arınıyor ve ona hükmeden kişiyi bir efendi olarak görmeyi bırakıyor. Efendinin iktidarı da köle tarafından tanınmaya bağlı olduğundan hızlıca yıkılıyor. Efendi, kölenin ona sunduğu ürüne bağımlı hale geliyor ve roller değişiyor. Bu düzlemde, Foxcatcher’da iktidarını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan du Pont’un Mark’a attığı tokat, bir devrin sonu, bir diğerinin başlangıcı.

Foxcatcher 2

Mark üzerinde kendi kontrolünü yitiren ve efendiliğini kaybeden du Pont, daha organik bir iktidar ilişkisini tahakkümü altına almak istiyor ve Dave’i nihayet Foxcatcher Takımı’na asistan koçu olarak almayı başarıyor. Bu manevranın hem Amerikan Güreş Federasyonu üzerindeki gücünün artmasına hem de Mark üzerinde kaybettiği iktidarının geri kazanımına yardımcı olacağını düşünüyor. Lakin Dave, du Pont ile du Pont’un alışık olduğundan çok daha profesyonel bir ilişki kuruyor. Bir aile babası olmanın, sosyal anlamda düzenli bir hayat sürmenin ‘ayrıcılıklarını’ du Pont’un iktidar baskısına karşı bir kalkan olarak kullanıyor. Buna ek olarak du Pont ile Mark arasında bir tampon böle inşa ederek du Pont’un takım üzerindeki iktidarını iyiden iyiye zayıflatıyor. Mark’ın du Pont’a “Dave’i satın alamazsın” demesinin sebebi anlaşılıyor. Dave, iyi bir koç olduğu için, Foxcatcher takımını kısa süre altında kendi kanatları altına alıyor. Du Pont’u hem bir sahip hem de bir baba olarak gören Foxcatcher Takımı, organik saygı bağını Dave ile kurmaya başlıyor. Du Pont’un bir çözüm olarak ‘işe aldığı’ Dave, du Pont iktidarının sonu oluyor; Mark Foxcatcher Çiftliği’nden ayrılıyor. Du Pont, kendisinin en mutsuz Dave’in en mutlu olduğu yerde, yani, ailesinin yanında Dave’in hayatına son veriyor; en çok olmak istediği ancak asla olamayacağı bir karakteri sahip olduğu kompleksli erillik fetişizminin en basit metaforuyla, bir silahla yok ediyor.

Bu alegorik hikayeyi geniş okumalara açık hale getiren ve hikayenin sömürüye açık dramatik yapısını beklenenin tam aksi yönünde işleten Bennett Miller, detaycı ve etraflıca düşünülmüş yönetmenliğiyle filmin en büyük yıldızı. Miller, tavizsiz bir tavırla izleyicisini filmin hiçbir anında rahatlatmıyor ve sinemanın en güçlü araçlarından biri olan muğlaklık duygusuna -Amerikan Sineması’ndan hiç alışık olmadığımız bir stilde- ağırlık vermekten çekinmiyor. Foxcatcher, Amerikan Rüyası’nı tersyüz eden ve bir kabusa devşiren metodolojisiyle oldukça iz bırakan bir ‘kendini kötü hisset’ filmi.

Foxcatcher, Amerika’nın kuruluşundan bu yana ülkeyi militarist açıdan destekleyen ve dev malikanesinde ‘kurucu babaların’ portrelerini sergileyen bir hanedanlık üzerinden kapitalizmin kısır döngüsünü otopsi masasına yatırıyor. Sistemi dev bir canavar olarak resmederken Amerika’nın kapitalist öz çocuklarına ürkütücü bir zavallılık pay biçiyor. ‘Amerikan İstisnacılığı’, ‘milliyetçilik/vatanseverlik’ ve ‘sınıfsal hiyerarşi’ gibi mefhumların içinin ne kadar boş olduğunu peliküle dökerken finalindeki “U.S.A.!” çığlıklarıyla sahip olduğu anti-spor filmi izleğine şık bir nokta koyuyor.

 

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Filmin Türkçe Adı: Foxcatcher Takımı
Yönetmen: Bennett Miller
Senaryo: E. Max Frye, Dan Futterman
Oyuncular: Steve Carell, Channing Tatum, Mark Ruffalo, Sienna Miller, Vanessa Redgrave, Anthony Michael Hall
Yapım: ABD, 2014
Süre: 129′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla