Flight of the Conchords: Başarsızlığın Hikayesi

Kaan Karsan
Kaan Karsan
03 Eylül 2011

Okyanus ötesi bizi başarı hikayelerine öyle bir alıştırdı ki, artık rastgeldiğimiz her gariban karakterin günü gelince bir şekilde başarılı olacağını, hedeflerine ulaşacağını, hayallerini gerçek yapacağını sanar olduk. Fakat artık bu “kendini iyi hisset filmi-dizisi” diye genellenen ve neredeyse bir alt tür olma yolunda ilerleyen metod, kimilerinin gözünde eski cazibesini yitirmeye başladı. “Başarısızlık” öykülerinin daha kolay empati kurulabilir hali, tuhaf samimiyeti ve tabii ki de gerçekliği, sinema ve televizyon dünyasına, daha az iz bırakan fakat ilginç bir şekilde daha çok hatırlanan kişilikler bıraktı.

Jemaine, Bret ve Murray HBO’nun öyle milyarlar tarafından izlenmeyen, yalnızca iki sezon süren(az izlendiği için değil tadında kalması için); ancak izleyenleri tarafından tam manasıyla tutkulu bir aşkla bağlanılan, biraz absürd, biraz kırık, biraz gerçek komedi dizisi Flight of the Conchords’dan geriye kalan üç gariban karakter.

Jemaine ve Bret, Yeni Zelanda’dan taşı toprağı altın Amerika’ya gelen, son derece hevesli ancak özellikle kendilerini pazarlama konusunda başarısız iki müzisyen iken, Murray onların sözde iş bilen ancak her işi yüzüne gözüne bulaştıran iyi niyetli menajeri. Bu üç başarısız karakterin komik hikayesi, bir yandan karakterler nedeniyle oldukça absürdken yaşadıkları hayat nedeniyle oldukça gerçekçi.

Dipten başlayıp elde ettikleri başarılarla şöhretin merdivenlerinden basamak basamak çıkan karton karakterlerin aksine, Bret ve Jemaine müzisyen kariyerlerinde bir adım ileri dahi gidemiyorlar.  Hatta yeri geliyor, enstrümanlarını satıp vasıfsız eleman olarak çeşitli işlerde çalışıyorlar, yeri geliyor kendi bedenlerini satıyorlar. Böylesine üzücü bir hikayenin ne şekilde komik olduğu sorusunun cevabı ise son derece basit: Bret ve Jemaine.

Amerika’nın orta yerinde uzak diyarlardan gelen iki Yeni Zelanda’lı olan Bret ve Jemaine elbette ki ceplerinde kendi kültürlerini de getiriyorlar. Kendi kültürlerine, ülkelerine dair söyledikleri şeyler genelde inceden(kimi zaman da oldukça kalından) Yeni Zelanda ile dalga geçmek üzerine. Öyle ki konsoloslukta asılan ve Yeni Zelanda’daki kayaları resmeden posterde “New Zealand, Rocks!!!” yazarken bir konsolosluk çalışanı olan Murray bütün gün hiçbir iş yapmayıp Bret ve Jemaine’e son derece değersiz konser işleri hazırlamakla uğraşıyor.

Flight of the Conhords’dan bahsedip de dizinin müzikal altyapısından bahsetmemek dizinin ruhuna da ihanet olacaktır. Hali hazırda, gerçek hayatta da uzun süredir “Flight of the Conchords” isminde bir grupları olan ikili HBO tarafından keşfederek o güne kadar yaptıkları besteleri dizileştiriyorlar da denebilir. Dinlerken sizi gülmekten yerlere yatırabilecek düzeyde komik bu albümleri Türkiye’de edinmek oldukça zor olsa da, Avrupa ve Amerika’da oldukça popüler oldukları için albümlere ulaşmak çok da zor değil. Dizinin de üzerine kurulduğu bu altyapı, kendisini her bölümde fazlasıyla hissettiriyor. Her bölümde, bölümle çok uyumlu iki müthiş şarkı dinleyip eğlenceyi ikiye katlıyoruz. Şarkılar hakkında bilgi edinmek için Youtube’a ne yazmanız gerektiğini biliyorsunuz.

Kısa bir “bunu beğenen bunu da beğendi” paragrafı açmak istersek akıllara gelen ilk diziler “the Office”, “Arrested Development” ve “Curb Your Enthusiasm” gibi absürt olmalarına rağmen bir şekilde gerçeklik tarafları da ağır basabilen diziler oluyor. Bu dizilerin kendilerine has üslubunu seven herhangi bir kişinin Flight of the Conchords’dan hoşlanmaması için hiçbir neden yok.

Her bölümünde günümüze dair toplumsal sorunlara da oldukça komik bir dille eğilmeyi kendine görev edinen Flight of the Conchords, öncelikli olarak ele aldığı Amerikan Rüyası saçmalığından ırkçılığa kadar geniş bir yelpazede lafını sakınmıyor. İki Yeni Zelanda’lı karakterin Amerika’da yaşayabilecekleri her türlü saçmalığı yaşamaları, dizinin başlıca güç kaynağı.

Fazla duyulmamış, kendi çevresinde ünlü olmuş fakat kısa bir süre sonra kült olma potansiyeli taşıyan dizileri sevenler ve saçmalık ile gerçekliğin dansını izlemekten hoşlananlar bu diziye bir şans verdikleri takdirde, kısa sürede bağımlısı olacaklar. Bilindik ya da tanıdık bir mizah anlayışı üzerinden ilerlemeyen dizinin ritmine alışmak birkaç bölüm sürebilir belki; ancak ikinci sezonun son bölümünde bir komedi dizisini gözyaşlarıyla uğurlamanın değerine paha biçilemez. Son yıllarda izlenebilecek en özel ve kesinlikle en komik dizilerden birini kaçırıp kaçırmamak sizin elinizde.

 

 

Araç çubuğuna atla