Fire at Sea (2016): Bir Adada İki Dünya

Kaan Karsan
Kaan Karsan
08 Temmuz 2016

Lampedusa, Sicilya’nın 170 kilometre güneybatısında, Akdeniz’in ortasında, 21 kilometrekarelik bir ada. İtalya’ya bağlı. Afrika’nın bitip Avrupa’nın başlamak üzere olduğu sularda. Bu açıdan ada Avrupa ve Afrika arasında bir tür köprü, basamak gibi.

2000’lerden sonra kazanıyor Lampedusa misyonunu. Avrupa’ya göç etmek isteyen Afrikalı ve Ortadoğulu mülteciler bu adayı kurtuluşun ilk adımı olarak görüyor ve kaçakçılarla anlaşmalar yaparak yollara dökülüyorlar. Libya’dan ölüme çıkan ölüm botu, çaresizliği bile sınıflara ayırıyor. Kimisi verdiği parayla botun gökyüzüne bakan tarafında karanın görünmesini beklerken, kimisi ise güneşin usanmadan biriktiği botun iç kısmında yaşam mücadelesi veriyor. Ölmekle ölmemek arasında çok ince bir çizgi var bu botta. Birkaç metrekareye sığan yüzlerce, binlerce insan en çok da ölümü göze olarak yeni bir hayata kavuşmanın peşine düşüyorlar.

Fuocoammare

Bir önceki filmi Sacro GRA ile Roma etrafında çember çizen dev bir otobanın çevresindeki hikayelere tutunan ve Venedik’te Altın Aslan’ı kucaklayan Gianfranco Rosi, yeni belgeselinde Lampedusa’nın günlüğünü tutuyor. Yönetmenin odağında Lampedusa’nın bizzat kendisi ve on iki yaşındaki Samuele var. Her kadrajdan yoğun bir Akdeniz kokusu yükseliyor. Rosi, belgeselin gözünü Samuele’nin omuzlarına monte ettikten sonra onun rehberliğinde bir tura çıkarıyor izleyenlerini. Bu adada bir çocuk olmak Rosi’nin belgeselinin ilk merak konusu. Samuele, yaşı gereği elbette, okula gitmekten hiç hoşlanmıyor. Eline bir sapan alıp kuş avlamak veya hayali bir pompalı tüfekle ufka doğru ateş açmak her gün için öncelikli tercihi. Kısa sürede ne yer ne içer, nerelere gider öğreniyoruz. Samuele’in voltalarıyla adaya açılıyoruz. Bir DJ her gün arzu üstüne şarkı gönderiyor bu birkaç kilometrelik alanda yaşayan insanlara örneğin. Ada, sınırları kadar yaşıyor. İzleyici olarak dört taraflı denizin orta yerinde hissetmeye başlıyoruz, hem bir şeylerin fazlalığını hem de eksikliğini…

Rosi adanın ritüellerini kameraya alırken, yaşanan hayatın diğer yüzüne bilinçli olarak çok kısıtlı bir alan açıyor, özellikle belgeselin ilk bölümünde. Günlük hayatın tam ortasında kontrol kulesinden bir ses duyuluyor örneğin, yeni bir botun yanaştığına dair. İçinde bir sürü kırılgan ve kırgın hayat taşıyan bu botlar da günlük hayatın bir parçası olmuş. Bu nedenle “Fire at Sea” (“Fuoccoamare”) onları büyük bir olay yaratarak değil, olağan kurgusunun içine yedirerek anlatmayı seçiyor. Zaten bu belgeseli herhangi bir belgeselden ayıran da bu… Rosi, mültecilik meselesini İtalya’nın başına gelen o ‘büyük olay’ olarak etiketlemek yerine ölümün bir adada nasıl da gündelik bir mesele haline geldiği noktasından deşiyor. Hatta başka bir açıdan, deşmiyor bile. Ona olduğu gibi bakıyor. Bir yandan elinde sapanla ormanda köşe bucak koşturan bir çocuğun peşinden giderken bir anda üstü başı İtalyan yetkililerce hunharca aranan ve susuzluktan ölmek üzere olan Afrikalılara kesiyor. Artık hiçbir şey, ne hikmetse, olağanüstü değil bu adada.

fire_at_sea

Gelgelelim, bu adaya kameradan bakan biz izleyici için her şey olağanüstü. En çok da adanın bir yakası ile diğer yakasının yollarının hiç kesişmemesi. Rosi, izleyiciye belgeselinin ilk anlarından itibaren tutunacak bir karakter veriyor: Samuele… Bu çocuk adeta kurmaca bir filmin hızlıca duygudaşlık kurulabilen karakteri gibi. Rosi de Samuele’in varlığını aynen bir kurmaca filmde olacağı stilde işletiyor. Samuele rol çalıyor, Rosi buna izin veriyor. Adayı onun üzerinden seyircisine açıyor. Lakin bir süre sonra onun sıradan hayatında türlü sıkıntılar baş göstermeye başlıyor. Samuele, bir gözünün tembelleştiğini, beyninin artık gözlerinden birini diğer gözü denli iyi kontrol edemediğini öğreniyor doktor ziyaretinde. Samuele’nin tembel gözü Avrupa’nın tembel gözünün sembolü haline gelirken Rosi belki de sinema tarihinin yerine en iyi oturan, bir bakıma en şanslı ve görkemli metaforlarından birini yakalamış oluyor.

Bütün bu kahır dolu dinginliğin içerisinde, aslında herkes, öncüllerin bitip de asıl depremin yaşanacağı ve dalgaların acımasızca kıyıya vuracağı o anı bekliyor. Belki Samuele’in hiçbir zaman umursayacak denli haberi olmayacak ama Rosi, bir buçuk saatini bir tür saatli bomba gibi kullandığı filmini son yirmi dakikada ‘tembel göz’e karşı patlatıyor. O ana kadar adanın yaşamsal kurgusu dahilinde sahneye çıkan ‘öteki dünya’ sorunu bu sıradan ada üzerine bir gölge gibi çöküyor. Henüz ölü mü canlı mı olduğu konusunda bir sonuca varılamayan bedenler üst üste yığılıyor, ada yetkilileri bu işi daha önce defalarca yaptıkları ve gerçeklik duygusunu denize düşürdükleri için sakinliklerini koruyorlar. O ana kadar Samuele’e sarılan ve adayı onun temposuyla tavaf eden seyirci birkaç dakika önceki mesafeyi kaybediyor. “Fire at Sea” büyük bir karanlıkla el ele giriyor son dakikalarına. Rosi, son bir beklenmedik kesmeyle öykünün merkezini bir kez daha kaydırırken Lampedusa’ya veda ölüm sessizliğinin koynunda gerçekleşiyor.

Kaan Karsan
twitter

***

Orijinal Adı: Fuoccoammare

Yönetmen: Gianfranco Rosi

Senaryo:   Gianfranco Rosi, Carla Cattani

Yapım: İtalya, Fransa, 2016

Oyuncular:  Samuele Pucillo, Pietro Bartolo, Giuseppe Fragapane

Süre: 114′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 5