Filmekimi Notları #3 (Slack Bay, Staying Vertical, Wiener Dog, Olli Mäki, American Pastoral)

Slack Bay / Ma Loute (Yön: Bruno Dumont)

ma-loute

Yeni bir Bruno Dumont filmine ‘hazır’ olarak gidemezsiniz. Yönetmenin bir sonraki adımını tahmin etmek olanaksızdır. Bildiğimiz tek şey, az sonra izleyeceklerimizden öyle ya da böyle huzursuz olacağımızdır. Slack Bay de Dumont sinemasının karakteristiklerini tersyüz eden bir film değil. Kariyerinin ilk döneminde ‘acıyla’ huzursuz eden yönetmen, P’tit Quinquin ile birlikte başlayan seride sanıyoruz ki ‘mizah’ ile hırpalamaya karar verdi izleyenlerini. Yeni filmi de bu yöneliminin taze bir temsilcisi. Dumont, Slack Bay’de Moliere tipi bir vodvili perdeye taşırken fiziksel güldürü unsurlarını amacının dışında kullanıyor. Düşenler, geğirenler, bağıranlar eşliğinde yoksul ve zenginin küçücük bir toprak parçası üzerindeki mücadelesi. Şakalar eğlendirmek yerine sinir bozmak amacında. Absürtlük, bir kaçış yolu değil, eleştirinin kuluçkası. Fikir her zamanki gibi yaratıcı ve kullanışlı. Gelgelelim Dumont, bir önceki işinde bolca kullandığı muazzam zamanlama duygusunu yitirmiş gibi. Kameranın arkasında bu kez çok daha sabırsız ve zekasını bir miktar sakınır vaziyette. P’tit Quinquin’in her saniyesine sinmiş olan kontrol duygusu, Ma Loute’ta yerini bir tür kaosa bırakıyor. Dumont, aklındaki madeni işleyemeyerek belki de ilk kez kötü anlamda şaşırtıyor. (2,5/5)

Staying Vertical / Rester Vertical (Yön: Alain Guiraudie)

rester_vertical

Alain Guiraudie, Hitchcockyen bir gerilimle harmanladığı, gösterildiği dönemde çok toz kaldıran Stranger by the Lake’ten sonra, daha da riskli fikirlerle tekrar karşımızda. Staying Vertical’da yazar tıkanıklığı yaşayan, bunu aşmak için taşraya doğru yola çıkan ve yeni insanlarla bir senaristin yaşadıklarını izliyoruz. Leo’nun karşılaştığı insanlar ya da çıktığı yolculuk gerçek mi emin değiliz. Filmdeki anlam kırıntıları, (Pink Floyd ve Avusturalya-Avusturya detaylarını ele alalım örneğin) bu kişilerin kalem oynatamadığı senaryosundaki ‘tamamlanamamış’ karakterler olduğuna işaret ediyor. Tanıştığı kadının vajinasını yakın çekimle görüyoruz. Hemen arkasından da aynı kadının oldukça grafik doğum sahnesini. Yoğun bir zihin egzersizi olan Staying Vertical’da aynı imajlar, sürekli olarak farklı aksiyonların öznesi. Röportajlarda sorduklarında “Bu film başka insanlarla tanışmak üzerine” diyen Guiraudie, bir erkeğin hiçbir şekilde kontrol altına alamadığı bir kabusunu, kendi doğasına karşı verdiği vahşi savaşı, cinsel ve ruhsal olarak ‘dimdik ayakta’ (erekte?) durma çabasını tuhaf bir mizah duygusuyla ve meta bir sinemayla anlatıyor. Staying Vertical, içine girmesi ya da içinden çıkması çok zor, izleyeninden çok fazla efor sarf etmesini bekleyen ancak bu eforu mükafatlandıran bir film. (3,5/5)

Wiener-Dog (Yön: Todd Solondz)

wiener_dog

Bütün kariyerini güldürürken utandırmak üzerine kuran, Amerikan bağımsız sinemasının en ‘yaramaz’ ve en dürüst temsilcilerinden Todd Solondz, yeni filminde bize dört farklı hikaye anlatmak için bir köpeği bahane ediyor. Hasta bir çocuk, arayışta bir kadın, çağı yakalamaya çabalayan bir akademisyen ve ömrünün son baharında kendiyle hesaplaşan başka bir kadın… Yönetmenin başyapıtı olan Happiness’ın dünyasını anımsatan ilk hikaye filme yüksek bir başlangıç sağlıyor ancak bunu takip eden iki hikaye Solondz’un en formda çıkıntılıklarından değil. Ellen Burstyn’li son hikaye ise filmin tartışmasız en iyisi. Bu bölümdeki mükemmel rüya sahnesi örneğin, sadece Solondz’un tasarlayabileceği tuhaflıkta ve hızlıca filmin dışına taşıyor. Bütün hikayeler aynı anda eğlendiren ve kan donduran (Yani, Solondz’un sinemasını tanımlayan) bir finalde birleşiyor. Wiener-Dog, yönetmenin kariyerinin en iyilerinden olmasa da kalburüstü filmlerinden biri. Sürekli benzer temaların etrafında dolaşıp, benzer hisleri böylesi bir özgünlükle satabilmek muazzam bir beceri. Yıllar geçse de körelmeyecekmiş gibi görünüyor. (3/5)

The Happiest Day in the Life of Olli Mäki / Hymyilevä mies (Yön: Juho Kuosmanen)

olli_maki

Finlandiyalı bir boksör, bir milli gurur. Bir süre sonra hayatının en önemli maçına çıkacak. Ülkede bütün gözler onun üzerinde, çünkü halkına yaşattığı Finlandiya boks tarihinin en önemli başarısı. Üzerinde büyük bir baskı var gibi. Ya da olmalı. Olmak zorunda. Gelgelelim Olli Mäki’nin aklı başka bir yerde. Hiç olmadık bir zamanda aşık olmasından mütevellit, boks onun için yalnızca bir hobiden hallice artık. Juho Kuosmanen, gücünü kandan, terden, testosterondan almayan bir boks filmiyle çıkıyor karşımıza. Bu filmde anlatılan, Finlandiya medyanın büyütmeye çalıştığı gibi büyük bir hikaye değil. Olli Mäki, favori olmadığını hatta kesinkes kaybedeceğini biliyor ve hiç umursamıyor. The Happiest Day in the Life of Olli Mäki, zafer duygusunu yumruklar neticesinde değil aşkla vermenin peşinde. Bu filmde maç öncesi rakibine gözdağı vermeyi planlayan ya da hırstan kendi ruhunu kemiren bir boksör yok. Bu film gerçekten kazanabileceği zafelerin peşinde koşan, alışık olmadığımız türden bir boksörün filmi. Bir boks filminde dövüşmeye hevessiz bir boksörü ancak bu kadar sevebiliriz. (4/5)

American Pastoral (Yön: Ewan McGregor)

american_pastoral

American Pastoral’in ismi bile epik, tıpkı ambalajı gibi. 60’lar Amerikası, on yıllara yayılan bir hikaye, savaş, politika, skandal üstüne skandal ve orta sınıf bir aile. Ewan McGregor’ın ilk yönetmenlik deneyiminden Oscarlar için bir maden fışkırıyor adeta. Kendisi de bunun farkındaki uyarladığı esere kesif bir ağırbaşlılıkla yaklaşıyor, işini ziyadesiyle ciddiye alıyor. Bütün bu iddianın bir dekordan ibaret olduğunu anlamak maalesef pek uzun sürmüyor. McGregor, döneme orta sınıf bir ailenin gözünden değil, orta sınıf bir aile ‘gibi’ bakıyor, filmin bütün ahlaki yapısını bir ‘hata’ üzerine kuruyor. Bir anne baba, Vietnam’da ülkesinin yaşattığı acılara katlanamayan bir kız çocuğunu ehlileştirmeye çabalıyorlar film boyunca… Başaramayınca birbirlerine de, ülkelerine de tutunamıyorlar. 68 dünyayı kasıp kavururken, ‘yangın’ onların evinden de eksik olmuyor. McGregor, dönemin politik arka planını belirsizleştirip önemsizleştirdiği yetmiyormuş gibi genç kadının başkaldırısını o kadar dar bir perspektifle okumaya kalkıyor ki, filmi ciddiye almak imkansız hale geliyor. American Pastoral, oldukça yavan, derinlikten tamamen yoksun ve çok kötü yazılmış bir melodram. Ülkemizde bir televizyon kanalında yayımlanıyor olsaydı reyting rekorları kırabilirdi. (1,5/5)

Kaan Karsan

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla