Festival Notları: Kapalı Gişe’yle Bir Kurtuluş Mümkün mü?

35. İstanbul Film Festivali‘nin en merak edilen filmlerinden biri ‘Kapalı Gişe; Türkiye’de Tekelleşen Film Dağıtımı,’ özel gösterim kapsamında Beyoğlu Sineması‘nda galasını yaptı. Yoğun bir katılımla sektörden ve basından pek çok ismin buluştuğu gösterimin ardından ise ‘bu durumdan kurtulmak için neler yapılabilir?’ başlığı altında bir panel/forum düzenlendi. Ancak tartışma kısımlarına geçmeden önce filme ve anlattıklarına da bir göz atmak gerekiyor.

kapali-ic2

İlk filmi ‘Sivas’la başarılı bir çıkış yapan Kaan Müjdeci‘nin sinema yazarları Şenay Aydemir, Evrim Kaya ve Fırat Yücel‘le beraber hazırladığı belgesel; kısa süresi (45 dk.) içerisinde renkli grafikler eşliğinde bir üst ses anlatımı, Şener Şen odaklı kültleşmiş film sahnelerinin kullanımı ve bağımsız sinema piyasasından pek çok yönetmen, yapımcı vb isimlerle yapılmış söyleşilerle derdini anlatmaya çalışıyor. Filmin dertleri ise son derece açık; son yıllarda Türkiye’nin sinema salonları içinde tekelleşmeye doğru yürüyen bir şirket; (Cinemaximum) bağımsız Türk filmlerinin yeterli kopyayla vizyon görememesi ve dolayısıyla da seyirciyle buluşamaması.

Görüş bildiren yönetmenler ve yapımcılara mikrofon uzatarak, dağıtımcılarla yaşadıkları maceralarını aktaran ‘Kapalı Gişe,’ bir yandan da çeşitli istatistiki bilgilerle Türkiye’de bazı popüler filmlerin ön plana nasıl çıkarıldığını yurtdışındaki örneklerle karşılaştırarak anlatıyor.

‘Kapalı Gişe,’ Türkiye’de giderek adaletsiz ve tek tip bir vizyon oluşumuna giden yolda oldukça etkili bir uyarı. Ne var ki, belgesel türü açısından baktığımızda çok parlak bir filmle karşı karşıya değiliz. Zira kısa süresine rağmen konuyla direkt bağlantısı olmayan sıradan bir vatandaşa kendisini izletmek için Şener Şen sahneleri ve pacman animasyonlarından daha fazlasına, daha işleyene bir anlatı yapısına ihtiyacı var. Ancak biraz da olsa konuya ilgi duyan bir sinefil için başlangıç seviyesinde Türkiye’deki dağıtım krizine dair fikir de veriyor.

Salonlar ve dağıtımcılar nerede?

Ancak filmden çıktıktan sonra akılda büyük bir soru işareti de beliriyor. Bu filmde salon sahipleri ve dağıtımcılar nerede? Filmin sonunda Mars Dağıtım ve Cinemaximum‘ların başındaki isim (aslında bu hafta gelen satış haberleriyle en azından Cinemaximum kısmı artık muğlak) Muzaffer Yıldırım‘a ulaşılamadığı bir yazıyla bildiriliyor. Ancak diğer dağıtımcı ve salon sahiplerinin görüşlerini alınmadığı için; filmden, tek derdimiz bu şirketmiş gibi bir anlam da çıkıyor. Peki gerçekten de bu sorundaki tek pay sahibi Mars grubu mu? İşte bu konuda biraz daha düşünmek ve tartışmak gerekiyor. Şahsi fikrim, Mars’ın salon sayıları azaltılsa ve filmde örnek verilen ‘Amerikan’ standartlarına uyulsa bile vizyon takvimleri belki biraz daha derli toplu bir hale ulaşabilir ancak bu, bağımsız sinemanın seyirciyle buluşma sorunlarını çözmeye yetmez.

kapali-panel

Zira, ‘Başka Sinema’ adına belgeselde konuşan (filmde dağıtımcı olarak konuşan tek kişi) Marsel Kalvo; açık bir biçimde bu oluşumun da zorluklar yaşadığını, festivalleri dolduran seyircinin normal vizyon döneminde bu filmlere o kadar da ilgi göstermediğini kabul ediyordu.

Gösterim sonrasında yapılan panel/forum sırasında ise sektörümüzün bir sorunu daha ayyuka çıktı. Bu kadar spesifik bir konu tartışılırken bile dağınıklık, birlik olamama ve üslup sorunları kendini gösteriyordu. Genel kanı; ancak bir birlik/kurum aracılığıyla Türkiye’de film yapımı/dağıtımı/gösterimi süreçlerinin düzenlenme gerekliliği üzerineydi. Ancak bunun için yapılan yorumlar ve önerilerde de bir fikir birliğine sahip olunduğunu söylemek güç.

Elbette, tüm sorunların birden mucizevi bir biçimde çözülmesini beklemek saflık olur. Bu bağlamda ‘Kapalı Gişe’nin gösterimini ve ardından yapılan konuşmaları bir başlangıç adımı olarak kabul etmek lazım. Ancak bundan sonrası için özellikle sektörün; ‘bizler/onlar’ anlayışını bir kenara bırakıp ‘benim derdim daha önemli’ tavrından uzaklaşıp toplu hareket edebilen bir yapıya ulaşması gerekiyor. Bu aşamada da, her şeyden önce tek bir düşman hedefine  odaklanmak yerine sistematik bir biçimde tüm sorunları masaya dökmek, özümsemek ve çuvaldızın yönünü 360 derece döndürebilmek gibi adımlara da ihtiyaç var. Misal; sinema okuduğunu ama bu sektörde çalışmadığını belirten bir seyircinin sorusu da en az diğer somut sorunlar kadar düşündürücüydü: ‘Siz filmlerinizi yaparken seyirciyi ne kadar düşünüyorsunuz?’

K.D. Yılmaz (twitter: @cambeltwt)

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5