Festival Notları: Geceyarısına Hazır mısınız? (Paris 05:59, Demon)

Festivalin vazgeçilmezlerinden ‘Geceyarısı Çılgınlığı,’ korku filmlerinin kült serilerinden birisi olan ‘Elm Sokağında Kabus’ (A Nightmare on Elm Street) ile başladı. Geçen yıl vakitsiz bir biçimde kaybettiğimiz Wes Craven’ı, sinema tarihinde ikonik bir seviyeye ulaşmış Freddy Krueger olmadan da anmak pek doğru olmazdı. Pırıl pırıl DCP kopyasıyla, filmin Atlas Sineması’ndaki ilk gösterimini kaçırdıysanız, 9 Nisan Cumartesi Rexx’te bir gösteriminin daha olduğunu hatırlatalım.

paris

Paris 05:59

Gelelim bu yıl, festivaldeki yeni geceyarısı çılgınlıklarına. Aslında genelde korku/gerilim türlerine alışık olduğumuz bölümde bu sefer bir aşk filmini görmek ilginç gelebilir. Olivier Ducastel ve Jacques Martineau ikilisinin yönettiği ‘Paris 05:59’ sonrasında yakaladığı havayla tezat oldukça cesur seks sahneleriyle açılıyor. Ana karakterlerimiz Theo ve Hugo’nun bir gay seks kulübünde birbirlerini görüp birlikte olmalarını uzun bir açılış sekansıyla veren film, sonrasında ikilinin sokaklara çıkmasıyla rahat bir nefes alıyor. Geçtiğimiz yıllarda LGBT sinemasının yüzaklarından biri olarak ilgi görmüş ‘Weekend’ ve elbette ‘kısıtlı bir sürede romantizm’ temasının en bilinen örneklerinden Richard Linklater’ın ‘Before Sunrise’ın kullandığı dinamiklerin izinden giden ‘Paris 05:59’ bu bahsettiğimiz örneklere nazaran daha gerçek zamanlı bir anlatımın peşinde hikayesini anlatıyor. Aynı zamanda hem Paris sokaklarında geçmesi, hem de hastalık temasının baskın bir şekilde öyküyü yönlendirmesi ile akıllara ister istemez Agnes Varda’nın ‘Cléo from 5 to 7’ını da geliyor.

Oldukça önemli yetkin referansları aklımıza getirmesine rağmen ‘Paris 05:59’un ‘daha önce görmüştük’ hissi yaratmadığını da not etmek gerekiyor. Samimi anlatımı ve oldukça iyi yazılmış diyaloglarıyla kendi dünyasını iyi bir şekilde kuran film, belki kullandığı dinamikler itibariyle karşılaştığımız en orijinal öykü değil ancak kendisini yeni bir şey vermekten aciz taklitler grubuna da sokmuyor. Filmin başarısındaki en büyük pay da iki başrol oyuncusu Geoffrey Couet ve François Nambot’nun şüphesiz. Çok fazla deneyimi olmayan iki oyuncu belki çok allı pullu performanslar sergilemiyorlar ama yarattıkları samimi hava filmi daha sıcak sulara çekiyor.

İlk gösterimi 9 Nisan gecesi Atlas Sineması‘nda  gerçekleşecek olan film aynı zamanda festivalin ikinci haftasonunda Rexx ve Atlas‘ta da seyirciyle buluşacak. (3.5/5)

demon-e2

İblis (Demon)

Geceyarısı Çılgınlığı’nın, bölümde alıştığımız trüklere sahip filmi ise bir şeytani bir iç güveysi hikayesi. Memleketine kendi düğünü için gelen Piotr; müstakbel ailesinin köhne evine yerleştikten sonra eski ruhların ve geçmiş hesaplaşmaların günah keçisi haline geliyor. Yönetmen Marcin Wrona klasik bir ‘içime şeytan kaçtı’ hikayesiyle türün eğlencesini sağlarken biraz da evlilik müessesesi ve elbette bu müessesenin en önemli adımı olan düğün gününe ait abartılarla da hafiften dalgasını geçiyor gibi. Piotr’un başına gelenler elbette ilk başta düğün gününü baltalıyor. Bu sırada da olayları örtbas etmeye çalışan aileden de mizahi portreler çıkarmayı ihmal etmiyor.

İblis, benzer öykülerinin tersine çok soğuk ve tekinsiz bir hava yerine daha eğlenceli ve renkli bir atmosferde gerilim yaratma işine girişiyor. Bu bağlamda ilginç bir seyirlik olduğunu kabul etmek gerek. Ayrıca korku işinize gelmiyorsa, Wrona’nın esprili dokunuşlarından da zevk almanız olası. İşin tatsız kısmı ise ‘Demon’ın Wrona’nın son filmi oluşu. Filmin, Toronto Film Festivali’ndeki dünya galasından hemen önce yönetmenin intihar ettiğini ve yeni evlendiği eşi tarafından ölü bulunduğunu da bir not olarak düşelim. İlk gösterimi 8 Nisan Cuma gecesi Rexx’te yapılan film, festivalin ikinci haftasonu da hem Rexx hem Atlas’ta seyirci karşısına çıkacak. (2.5/5)

K.D. Yılmaz

Araç çubuğuna atla