!F 2013: Ekşi Sinema’nın !f Tavsiyeleri

!F İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yaklaşmışken biz de Ekşi Sinema yazarları olarak bir araya gelip bir tavsiye listesi hazırladık. Aşağıda !F’te mutlaka görmenizi tavsiye ettiğimiz filmleri ‘öncelik sıralamamıza’ göre okuyabilirsiniz. İkinci sayfada ise yazarların kişisel listelerine bakıp farklı tavsiyeler de edinebilirsiniz.


1. Holy Motors (Galalar) – 
Leos Carax

Holy Motors

Gerçek olamayacak kadar kudretli bu yeni Leos Carax başyapıtı, sinemanın ve geri kalan tüm sanat dallarının birer reprodüksiyonu olarak duyuları hazin bir şölenle buluşturuyor. Denis Lavant’nın anlamlar üstü oyunculuğu ve sahnelerin peşpeşe birer Rönesans tablosu gibi peliküle yansıması, ancak bir akşam üstü rüyasının akılda kalanı kadarıyla realize edilmişinden farksız. Metaforları araç olarak kullanırken, sinemanın ta kendisinin bir metafor olabileceği dürtüsü, inancı ve arzusuyla iki saat boyunca bildiğimiz tüm ezberleri katmanlarına ayrıştıran film, bilinç akışı tekniğiyle kimlik, benlik vb tüm meta-personaların soykütüğüne benzersiz bir anlatma tarzıyla iniyor.

İzlediğimiz, duyduğumuz hiçbir şeye benzemeyen, seyir/seyirci, temsil/temsilci kavramlarını aynı kapta çözelten, ortalama bir film süresi zarfında yaşanabilecek nadir deneyimlerinden biri olarak Holy Motors, aynı zamanda yapılmış en iyi Hollywood hicivlerinden biri olarak da sinema tarihinde ve !f seçkisinde yerini alıyor. (Eray Yıldız)

2. Jin (Galalar) – Reha Erdem

jin

1989’da çektiği ilk filmi “A Ay”dan beri hiç boşu olmayan usta yönetmen Reha Erdem, “Kosmos” ile Türk sinemasına yepyeni bir soluk getirmişti. Belirsiz bir yerden, belirsiz bir zamanda ve belirsiz bir şeyden kaçarak yeni bir şehre gelen ve aynı şekilde bu şehirden de kaçan meczup bir karakteri anlatan “Kosmos” hala hafızalardaki tazeliğini korurken, yönetmen elini taşın altına koyarak “Kürt sorunu”nu merkeze alıyor. Kürtçe’de “yaşam” anlamına gelen “Jîn”, bu kez de “dağ”dan kaçan bir Kürt kadının şehir hayatına tutunma çabasını ve bu mücadele sırasında hayatın her aşamasında karşısına çıkan şiddeti konu alıyor.

Konu Türkiye’nin kanayan yarası “Kürt sorunu”, yönetmen de her filminde ayrı ruh hallerini ve farklı dünyaların insanlarını anlatan Reha Erdem olunca “Jîn” ister istemez insanda merak uyandırıyor. Çekimleri sonbaharda Mersin, Mut ve Kazdağları’nda yapılan filmin başrollerinde Deniz Hasgüler ve Onur Ünsal yer alıyor. (Güzin Tekeş)

3. Tabu (Galalar) – Miguel Gomes

tabu

Aquele Querido Mês de Agosto ile uluslararası arenada çıkış yapan Miguel Gomes‘in üçüncü uzun metrajı “Tabu”, üstün körü bir bakışla; bir bakıma yönetmenin de sinemasını yeniden bir düzleme oturtma çalışması olarak adlandırılabilir. Yer yer Apichatpong Weerasethakul ve Luis Bunuel güzellemelerinden bukleler sunduğu yazılıp çizilen Tabu için; gören herkesin ortak kanıya vardığı olgulardan biri de “lirik gerçeklik”.

2012 Berlin Film Festivali’nde Alfred Bauer ve FIPRESCI ödüllerine layık görülen Tabu; hipnotize edici gerçekçiliğinin yanı sıra, epik bir aşk hikayesini büyüleyici bir şekilde resmetmeyi de vaat ediyor. Siyah – beyaz oluşu bir yana, diegetic seslerin hikayeden rol kaptığı hayli “sessiz” yapısıyla film; hem sinemanın doğuşuna bir selam, hem de sinemasal bir meditasyon niteliğinde. Kaçırmamalı! (Fatih Yazıcı)

4. Berberian Sound Studio (Oyun) – Peter Strickland

berberian sound studio

Çok etkilendiği Mario Bava’ya ya da Dario Argento’ya saygıda kusur etmeyen, kendi dünyasını birkaç dakika içerisinde kurup izleyenini bir kayboluşa doğru sürükleyen güzeller güzeli bir tuhaflık örneği Berberian Sound Studio… Ucuz maliyetli korku filmlerine ses efektleri hazırlayan ‘yabancı’ bir adamın hikâyesini anlatıyor. Akıllarımıza elbette ki De Palma’nın Blow-Out’u düşüyor hemen… Ancak bu kez durum bambaşka… Bu stüdyonun dışarısına çıkmadığımız gibi stüdyo dışındaki hiçbir şeyle ilgilenmiyoruz. Kendimizi bu kaotik, ürkütücü ve yok edici atmosfere salarak rahatsız olduğumuz her andan ayrı bir keyif alıyoruz.

Berberian Sound Studio, bir yabancılaşma öyküsü… Tabii bir ‘yabancı’ daha ne kadar yabancılaşabilirse… Korku filmi gibi ama tam değil. Türlerin üzerinde bir lezzeti var. İzlemeyen çok üzülür. (Kaan Karsan)

5. The Imposter (Oyun) – Bart Layton

the imposter

Geçtiğimiz yıl Miami Film Festivali’nde büyük ödül alan ve Sundance’de gösterilen The Imposter (Hayat Avcısı, 2012) şimdiden bir efsaneye dönüşmüş durumda. Televizyon için çektiği güçlü belgesellerle tanıdığımız İngiliz yönetmen Bart Layton’ın yönettiği filmde gerilim bir an olsun düşmüyor. 16 yaşında kaybolan Amerikalı Nicholas Barclay’ın üç yıl aradan sonra evine dönmesini anlatan bu belgesel, dönen kişinin aslında Nicholas olmadığını öğrenmemizle başka bir boyut kazanıyor. Fransız bir genç olan Frederic Bourdin’in çocukları kaybolan ailelerle kurduğu ilişki üzerinden şekillenen bu etkileyici film; gerçekle kurmaca, mantıkla mantık dışı olan arasında gidip gelirken, seyircinin algılarını da bir ‘avcı-av’ düzlemine yerleştiriyor.

Herhangi bir kategoriye sıkıştırılamayacak kadar türler arası olan The Imposter için sahte (taklitçi) belgesel dememizin bir mahsuru yoktur herhalde. Absürtlüğün sahtelikle örülü bu hikayede oldukça başarılı bir biçimde işlediğini belirtelim. The Imposter’in festivalin en çok konuşulacak filmlerinden biri olacağını öngörmek de yanlış olmaz sanırım. (Sinan Yusufoğlu)

6. Room 237 (Oyun) – Rodney Ascher

room 237

Sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden Stanley Kubrick’in korku gerilim türünün sınırlarını alt üst ettiği ve sinema tarihinin unutulmazları arasına giren The Shining’i (Cinnet, 1980) bilmeyen yoktur. Peki filmdeki halı desenlerinin ne anlama geldiğini ya da bu filmle Kubrick’in Amerikan devletine vermek istediği mesajı? Son yılların tabiri caizse en ‘kışkırtıcı’ belgesellerinden biri olan Room 237 işte bu ve buna benzer onlarca teoriyle The Shining’i didik didik ederek izleyenlerin kafasını allak bullak ediyor. Belgesel boyunca bir grup konuşmacı (sinefil) The Shining üzerine onlarca tez ortaya atarak filmin hiç akla gelmeyecek ayrıntılarını ve tabii Kubrick’in kışkırtıcı zekasının boyutlarını düşünmemizi sağlıyor. Cannes ve Sundance gibi önemli festivallerde büyük bir ilgiyle karşılaşan Rodney Ascher’in yönettiği Room 237, Kubrick severlerin ve ‘film teorisi’ üzerine kafa yoran seyircinin kaçırmaması gereken bir film. (Sinan Yusufoğlu)

7. Reality (Galalar)

reality

Ne yazık ki “Prime Amore”a kadar varlığı ve söyledikleri konusunda pek fikir sahibi olamadığımız Matteo Garrone, “Gomorra” ile çıkageldiğinde büyük övgülere mazhar olması da kaçınılmaz bir gerçekti. Cannes’da Büyük Jüri Ödülü’nü alması, Garrone’nin hala tehditler alıyor olup, korumalarla gezmek zorunda kalmasına kadar uzanan bir meşhurluğun ardından “Reality” de yönetmenin farklı sularda ama yine ülkesinden kesitlerle bezediği, bir bakıma dönüş bir bakıma devam ediş hikayesi.

Çağdaş İtalyan Sinemasının en yetkin ve referans isimlerinden olan Matteo Garrone, akil ama sürprizlerle dolu, sert ama Fellini vari dokunuşları eksik etmediği söylenen Reality ile yine Cannes’dan Büyük Jüri Ödülü ile dönüp seyircinin merağını üzerine topladı. Ve bence sonuna dek hakkını verecek gibi. (Fatih Yazıcı)

8. Seven Psychopaths (Galalar) – Martin McDonagh

seven psychopaths

Yastık Adam’ başta olmak üzere yazdığı tüm müthiş tiyatro metinleri bir yana, Martin McDonagh, biri kısa biri uzun iki filmiyle çok da iyi bir sinemacı olduğunu ispatlamıştı. Gösterildiği sene kurmaca dalında bir de Oscar kazanan kısa filmi ‘Six Shooter’ ve iki tetikçinin Bruges arka planlı ‘saçma sapan’ hikâyesini anlatan In Bruges, Seven Psychopaths için gözümüzün yollarda kalmasına neden olmuştu.

Seven Psychopaths, In Bruges’den yönetmenin tercihleri neticesinde çabucak ayrılan bir film. Bu kez Martin McDonagh ‘derin’ bir sinema yapmaktan kaçınarak filmini tipik bir suç filmi kalıbı üzerinden yontuyor. Ancak asıl derdinin bu olmadığı filmin ‘tuhaf mı tuhaf’ ikinci bölümüyle itibaren su yüzüne çıkıyor. Seven Psychopats, ‘zekice yazılmış senaryo’ nitelemesine güzel bir örnek. (Kaan Karsan)

9. Frances Ha (Galalar) – Noah Baumbach

frances ha

Wes Anderson’ın birçok röportajında ‘ilham perisi’ olarak bahsettiği Noah Baumbach, “The Squid and the Whale” ile kendine özgü sinema dilini yakalamasının ardından, “Greenberg”de Ben Stiller’ı görmeye alışık olduğumuz bir komedi anlayışının çok dışında bir rolle seyirciyle buluşturmuştu. Tamamı siyah beyaz çekilen “Frances Ha”nın başrolünde izlediğimiz Greta Gerwig’le senaryosunu birlikte yazan Baumbach, New York’ta yaşayan ama hiçbir zaman gerçek bir evi olmayan, gerçekliği kimi zaman mümkün olmayan hayallerin içine kendisini paldır küldür atan Frances’in hikayesini anlatıyor.

Eleştirmenler tarafından büyük ilgi gören film için, Baumbach’ın “The Squid and the Whale”dan bu yana çektiği en şefkat dolu film olduğu söyleniyor. Dostluk, sınıf meselesi, hırs ve başarısızlık üzerine modern bir masal olarak nitelendirilen “Frances Ha”, kaçırılmaması gerekenler listemizde yer alıyor. (Gizem Bayıksel)

10. Margaret (Galalar) – Kenneth Lonergan

margaret

Bol ödüllü filmi “You Can Count on Me”den sonra birkaç senaryo yazımı dışında 10 yıl boyunca karşımıza çıkmayan Kenneth Lonergan, kendi yazıp yönettiği yeni filmi “Margaret”la beyazperdeye geri döndü. Çekimleri 2005’de tamamlanan ancak bazı hukuki sorunlar ve kurguda yaşanan aksaklıklar nedeniyle ancak 2011’de vizyon şansı yakalayabilen film, bir trafik kazası ekseninde 11 Eylül sonrası yaşanan toplumsal travma halini ele alıyor. Manhattan’da özel bir lisede okuyan Lisa, trajik bir trafik kazasına tanık olduktan sonra dengesiz bir ruh haline bürünür. Tanık olarak verdiği tutarsız ifadelerle dava sürecini etkileyen Lisa, bir yandan da kendi büyüme/ergenleşme dertleriyle uğraşmaktadır.

Film, Matt Damon, Jean Reno, Matthew Broderick, Mark Ruffalo ve Anna Paquin gibi popüler isimleri bünyesinde bulundururken, derinlikli karakterleri ve çok katmanlı senaryosuyla da dikkat çekiyor. Yönetmen, kaza sonrası yaşanan dava süreci ve ifade değişiklikleri ile filmin ana karakteri Lisa’nın genç kızlıktan kadınlığa geçiş sürecini, “vicdan” ve “cesaret” olguları üzerinden karşı karşıya getirerek ahlaki bir hesaplaşmaya girişiyor. (Güzin Tekeş)

Bunları da Görün:

11. Rebelle (Galalar) – Kim Nguyen
12. Benim Çocuğum (Ev) – Can Candan
13. Samsara (!f Özel Gösterimleri) – Ron Fricke
14. Simon Killer (Karanlık&Köşeli) – Antonio Campos
15. Zerre (Keş!f) – Erdem Tepegöz
16. Laurence Anyways (Galalar) – Xavier Dolan
17. 20 Little Films (Karanlık&Köşeli) – 20 Farklı Yönetmen
18. Springbreakers (Galalar) – Harmony Korine
19. Stories We Tell (Oyun) – Sarah Polley
20. Interior. Leather Bar. (Gökkuşağı Filmleri) – James Franco, Travis Mathews

Yazarların kişisel önerilerine ulaşmak için ikinci sayfaya geçebilirsiniz.

Devamı » 1 2