Evvel Zaman: Sonu Mutlu Biten Sancılı Bir Hikâye

Fatma Onat
Fatma Onat
07 Temmuz 2014

Bir senaryo yazım sürecinin filmini izliyormuş duygusu yaratan Kaufmanvari bir kitap Evvel Zaman. Kitabın kıymeti Bir Zamanlar Anadolu’da’yı izlemiş, başarısına tanıklık etmiş izleyiciler için daha da büyük. Ercan Kesal, yaratıcı yazma sürecinin heyecanlı, stresli, yorucu; bazen umutsuz ama çokça beklentili ve en çok da “biz ne yapıyoruz” sorgulamasına sokan meşakatli hallerini fikirden filme uzanan çizgide samimi bir üslupla ortaya koyuyor. Bu üslubun kaynağı, yazarın düzenli olarak tuttuğu günlükleri.

Sinemayla mesaisi içinde “Bir Zamanlar Anadolu’da”nın senaristlerinden biri olması da vardır Ercan Kesal’ın. “Evvel Zaman” okunduğu vakit bunun oyunculuk ve ortak senaristlikten çok öte ciddi bir süreç yükü taşıdığını görmek mümkün. Belli ki Kesal, Nuri Bilge Ceylan’ın arkadaşlıktan öte mesleki olarak sonsuz güven beslediği ve üretimin her anında yanında istediği biri olmuş. Bu bir yanıyla heyecan verici öte yanıyla hayattan kısıp filme kapanmayı gerektiren bir süreci de ortaya koyuyor. Ailesinden, sevdiklerinden uzaklaştıran, onların birçok önemli anına tanıklık etmeyi engelleyen zorlu bir süreç. Kesal bütün bu yoğunluğun içinde bile sevdiklerini ihmal etmemeye çabalayan bir oğul, eş, baba olarak çıkıyor karşımıza. Kırıkkale’deki film setinde verilen birkaç saatlik molalarda bile Avanos’a anne ve babasının yanına koşturması bu çabanın göstergelerinden. O koşturma anlarında yaşadığı duyguyu “hayattan, kaderden çalmak” olarak tanımlıyor.

Zaman ve Bellek

Senaryo yazma tekniklerini anlatan kitaplardan çok başka yerde “Evvel Zaman”. Senaryo yazımının sistematiğinden çok, yazma süreciyle ilişkili hem duygu hem de deneyim aktarıyor. Bir “film güncesi” olarak tanımlanması da bu deneyimin bir uzantısı. Kitap “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminin oluşum sürecinin içinden “zaman” ve “bellek” kavramlarına vurgu yapıyor. Kesal, üretim sancısını Charle Kaufman gibi kurmaca içinde değil “ne yaşadıysam o” niyetiyle aktarmaya çalışıyor. Zaten günlük tutmak yazarın 85’ten bu yana sürdürdüğü bir alışkanlığı. O 80’ler Kesal’ın hekimliğini Kırıkkale Keskin’e taşımış yıllar. Burası kişisel hatıralarının güçlü olduğu bir yer. Belleğine kazınanlar arasında bir cinayet de var. Kitaptan akan sürece bakıldığında cinayet hikâyesinin yaratıcı ekibin elinden yine Cannes’a uzanacak bir filme dönüşmesinin yegane sebebi de Kesal oluyor. Böylece bellekte iz bırakan Keskin 25 yıl sonra “Bir Zamanlar Anadolu’da” için platoya dönüşüyor.

evvel_zaman-3

Geçmişin Endişesi

Film çekimleri sırasında kendi için “burda yok” dedirtecek kadar ziyaretçisi olmuş yazarın. Bu ilgi ve geçmişle kurduğu bağın gittikçe hissedilir olması Kesal için keyif kadar endişe de yaratmış. “Her gün bir iki kişi, 25 yıl öncesinden çıkıp geliyor ziyaretime, her birinin elinde birkaç fotoğraf, yıllarca saklamışlar ve beni hiç unutmamışlar. Bu filmle onlara haksızlık yapmam inşallah.” derken mekânın ve belleğin imkânının “kötü” kullanılabileceği ihtimalini de göz önünde bulunduruyor. Fakat bunu ve filme başarısızlık getirebilecek bütün ihtimalleri uzaklaştıracak kadar çok çalışıyor. İnsan, Kesal’ın bu film için gösterdiği çabayı okuyunca bunun nedeninin ancak “sinema tutkusu” olabileceğini düşünüyor. Başka türlü katlanılır bir süreç değil çünkü çokları için. Yazar başkalarını sinemanın imkânlarıyla anlatmak kadar kendini başkasından dinleme duygusunu da seviyor belli ki. Bunu, kendisinden bir üçüncü kişi olarak bahseden insanları kimliğini açmadan dinlemesinden anlamak mümkün. “Artık bir başkasından söz ediliyormuş gibi dinliyorum benden söz edildiğinde.” Bu bir yanıyla kendi zamanının dışına çıkmasını sağlayan güçlü bir yabancılaşma. Kendinden öte başka bir dinleyici kurguluyor zihninde. O dinleyici şimdinin Kesal’ı, anlatılan ise 25 yıl evvelinin Ercan’ı oluyor.

Güçlü ve Gerilimli

Kesal, Ebru ve Nuri Bilge Ceylan’ın ortak çalışma süreçlerinden, disiplinlerini ve sinemanın her adımıyla kurdukları güçlü bağı görmek mümkün oluyor. Karakterler üzerinde haftalarca, aylarca çalışılıyor. Çalışma temposuna rağmen üretimden istenilen sonucun alınamaması ve sürekli bir aradalığın getirdiği gerilim “bu işi bırakmalı” duygusu yaratacak anlara taşıyor ekibi. Düşünsenize bütün çabalara rağmen bir türlü içe sinmeyen durumlar var ve bu öyle bir ekip ki “sanatsal kaygılarımızdan hiç taviz vermeyeceğiz” cümlesini her adımda aklında tutmaya devam edebiliyor. Film çekim sürecinde her şeyin çok sistemli ve konforlu (bir yanıyla başarıyla da uzantılı imkânlar) olduğunu okuduğunuzda başka bir set ortamının mümkün olduğunu fark ediyorsunuz. Oyuncudan teknik ekibe kadar insana “kıymetli” olduğunu hissettiren bir ortam bu. Ekibin oyuncu seçimleri sırasında yaşadığı zorluk yazarın tanıklığında daimi bir tartışmayı da gündeme getiriyor: Oyunculuk eğitimi ve yönetimindeki temel problemler. Yazar, bu problemlerin oyuncularda yarattığı deformasyona bütün iyi niyeti ve anlama çabasıyla yaklaşırken eleştiri getirmekten çok sorular sormayı tercih ediyor.  Kitabın kendisi yazmaya, çekmeye, oynamaya, gerçeğe, kurmayacaya dair birçok soru sorduruyor zaten. Fakat şimdiden bakınca en güzeli yönetmen ve senaristlerin süreç boyunca kendi kendilerine sordukları ve şu an yanıtı bizde de olan bir soru: Ortaya iyi bir film çıkacak mı?

Fatma Onat
onatfat@gmail.com

***

Yazar:  Ercan Kesal

Yayınevi: İthaki Yayınları

Baskı Yılı: 2014

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla