Epidemic (1987): Salgın

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
13 Kasım 2012

Bir sinema yönetmeni ile bir senaristin üzerinde çalıştıkları proje yapımcıya teslim edecekleri tarihten beş gün önce bilgisayarın azizliğine uğrayarak siliniverir. Yazdıkları senaryonun aynısını tekrar yazamayacağını anladıklarında hemen yeni bir girişimde bulunup, hızla yayılan bir salgını konu almaya karar verirler. İşin ilginç kısmı, senaryo ilerledikçe yaşadıkları yerde benzer bir salgın meydana gelir. Trier’in ve Europa üçlemesinin ikinci filmi niteliğini taşıyan Epidemic tür olarak sınıflandırılması zor olan sıra dışı bir yapım. Biraz belgesel, biraz korku sinemasını andıran, genelde klasik Lars Von Trier mistisizminden de izler taşıyıp, seyirciyi farklı boyutlara götüren bir sinema örneği olma özelliği taşıyor. Korku unsurları deyince…  Aslında Lars Von Trier yorumuyla şekillenmiş, yani efektlere dayalı olmaktan ziyade, insanın ruhunu daraltan psikolojik gerilim örnekleri…

Film içinde film, aşina olmadığımız bir tür değil elbette. Ama hikâyenin içinde de hikâyeler olması, bunun zamanla döngüsel bir ivme kazanması, ciddi bir karmaşaya dönüşebiliyor. Lars Von Trier’in “A film should be like a stone in your shoe” cümlesi sadece Salgın filmi için söylenmiş değil, sinemaya bakışının genel bir özeti, bir nevi itiraf aslında. Ya görsel olarak, ya da ruhani olarak insanı daraltmak, rahatsız etmek Trier’in sık başvurduğu taktiklerden. Avrupa serisinde çok yaygın olan bu daraltıcı etkenler filmin akıcılığını ciddi anlamda baltalıyor. Filmin akıcılığının baltalanması yönetmenin başarısızlığı mı peki? Aksine, istediği şey de tam olarak bu zaten! Çekim kalitesi veya kamera çekimleri ayrı bir mesele ama Hollywood tarzı seyri hoş, içi boş filmlerin tam karşısında bir yönetmen Lars Von Trier. Bu sebeple ana fikri ve anlatmak istedikleri her zaman görselliğin önünde yer alıyor filmlerinde.

epidemic1

Aslına bakıldığında Epidemic bir sinema filminin ötesinde, bir ders niteliği taşıyor. Yönetmenin diğer filmleri gibi… İlk olarak stajyer senarist için belgesel havasında geçiyor denilebilir. Baştan sona senaryo yazma sürecini detaylı şekilde anlatıyor. Ardından deneysel gösterimler, idealist doktorun tavırları ve hipnoz üçlemesiyle sosyal mesajlarını sunuyor. Vurgulanmak isteneni hep dolaylı yollardan ama sert şekilde gösteren usta yönetmen, Epidemic’te insanın iç doğasını Avrupa’daki yozlaşmış sistem aracılığıyla gözler önüne seriyor. Bunu yaparken yine sert üslubundan taviz vermiyor. Bu süre zarfında, senaryo çekiminde karşılaşılan karakterlerin gerçeği yansıtması ve yaşanmış olaylardan ilham alması filmin etkileyiciliğine epey olumlu tesir yapıyor.

Hikâyeden söz edip idealist doktoru es geçmek olmaz. Ortada büyük bir salgın var ve bunu önlemek isteyen bir doktor. İdealist mi, idealist; hırslı mı, hırslı… Peki, uğruna her şeyi riske edebilecek yapıdaki doktor amacına ulaşabiliyor mu? Zamanla sorguluyoruz. Sahiden doktor kim? Neyi temsil ediyor? Ve tek amacı sahiden salgını durdurmak mı? Akılda sorular bitmek bilmiyor. Kitapla senkronize hareket eden bir salgın söz konusu… İster istemez soruyoruz. Senaryo yazıldıkça mı salgın yayılıyor, yoksa tamamen rastlantı mı her şey? Bu da filmin içinde gizemi koruyan temel faktörlerden, öyle ya gizemli bir soru olmadan bu kasvetli atmosfere nasıl uyum sağlar insan?

Lars Von Trier’in en çok konuşulan filmlerinden, meşhur Europa üçlemesinin ikinci filmi, yine felsefi ve görsel olarak güçlü olduğu kadar durgunluğu ve yansıttığı atmosferle sinir bozucu. Trier hayranları için önerilebilecek, Hollywood seyircisi için can sıkıntısı klasmanına alınabilecek bir film oluyor haliyle Epidemic.

AAT

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5