Elysium (2013): Cennet Dediysek…

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
13 Ağustos 2013

Neill Blomkamp’ın sinema kariyerinin öyle her yönetmene nasip olmayacak bir övgü ve ilgiyle başladığını duymayan yoktur. Kendi türüne bir yabancı olarak gelmesi yetmezmiş gibi üstüne bu türü de yabancılaştıran District 9, zeka ve özgünlük bekleyen ya da beklemeyen herkesi büyülemiş bir mülteci filmiydi bugüne bugün. Genç yönetmenimizin bu mucizevi mütevazılıktaki filmin ardından, bütçesi büyük ve yaratıcılığı sınırlı; proje belirlenmeden sınırların çizildiği bir yapımda çıkagelmesine şaşırmamalı. Bir gün ilk filmi zeka ve yaratıcılık içeren her yönetmen, ikinci filminde bu basamağı çıkacak gibi. Elysium’u şimdilik Blomkamp’ın, District 9’ı hatırlatmak ve onu daha çok sevmemiz gerektiğini işaret etmek için çektiği bir film olarak düşleyelim.

el 2

İnsanların dünyanın kaynaklarını hunharca sömürmesi ve yaşamak için başka bir yerleşkeye ihtiyaç duyması resminin, distopik bir durumdan çıkıp kaygı verici bir olasılığa dönüşeli uzun yıllar oldu. Elysium’un bu kaygıların gerçekleşmesi üzerine inşa ettiği evrende, insanlık ikiye ayrılır ve tahmin edilmesi pek de zor olmayan bir şekilde üst sınıf ve alt sınıfın çatıştığı bir düzen oturtulur. Zenginler elleriyle inşa ettikleri fütüristik cennet Elysium’da günlerini gün ederken; Dünya’daki köleler onlar için çalışır ve yine onlar için ölür. Ve bir olmazsa olmaz olarak; “Ta ki bir dünyalı çıkıp işleri karıştırana dek…” Dahiyene bir çıkış noktası olmadığını hemen herkesin ilk bakışta kabul edeceği bu temsil, güncel kavgalarımıza çok da uzak değil. Kaldı ki yönetmen de asıl hedefinin günümüz düzenini resmetmek olduğunu açıkça dile getiriyor zaten. Sırf buradan yola çıkarsak, filmdeki gelecek temsili ve teknik donanımın neden kısır ve özensiz göründüğünü anlamlandırabiliriz belki. Elysium, her ne kadar 2154 yılında geçiyor olsa ve insanların teknolojiyle kurdukları yeni bir düzeni ele alıyor olsa da, bu gelecek resmini çizerken hayal gücünden yoksun kalıyor ve var oluş amacını sağlam bir düzene oturtamıyor. İşin teknik taraflarını görmezden geldiğimizdeyse karşımıza ne Dünya’nın ne de Elysium’un mekânsal anlamda tasvirini yapabilen bir yapıt çıkıyor. Dünyanın sadece bir çöplük olduğu, Elysium’un ise adet olunduğu üzere beyazlara bürülü ütopik bir teknoloji diyarı olduğuna dair genel bir anlatım dışında herhangi bir özel tasvire ya da duruma rastlamıyoruz. Dahası mekânsal boyutta film boyunca tekrar eden senaryo kaynaklı mantık hataları işleri iyice çıkmaza sürüklüyor. En azından Neill Blomkamp’a dair bir iz, bir nişane görebilelim dediğimiz an ise önceki filminde başardığı ve bu filmde de temel gayesi olan yabancılaşma, sınıflararası çatışma ve gücün getirdiği kaos temsilini layığıyla soluyamıyoruz.

el 1

Üstün bir fiziksel yapıya sahip olan bir oyuncunun seçilmesiyle başlanan filmi sıradanlaştırma sürecine, daha önceleri leziz Bourne serisinde rüştünü ispatlamış olan Matt Damon’a emanet edilerek devam edilmiş. Damon’ın canlandırdığı kaslı ve belalı Max karakteri, karakteristiklerden yoksun, sıradan bir kalıba oturtulmuş. Yan karakterler ise önemsiz bir set dekoru işlevi görmekten öteye gidemeyerek, senaryoya yaptıkları anlık katkılarla köşelerine çekilmiş. Özellikle de Altın Küre’de yaptığı ilham verici konuşmanın etkisi halen daha dinmemişken, Jodie Foster’ın canlandırmayı kabul ettiği karaktere şaşırmamak elde değil. Bu aşamada dikkat çeken tek nokta ise filmin yarattığı ‘kötü adam’ temsili oluyor.  Zira bu kez son zamanlarda gelenekselleşen kötü adam tiplemelerini tekrarlamayan ve yeni bir kimlik yaratan bir tutumla karşı karşıyayız. District 9’ın başrolünde harikalar yaratan Sharlto Copley’nin başarıyla kotardığı Kruger karakteri devamlılık sorunları yaşasa da, filmin mizahi yanını güçlendiren ve bu alanda kaliteyi tutturmasını sağlayan öge.

Elysium günümüzden çok uzak bir gelecekte geçip, insanlığın teknolojiyi çözüp dahiyane buluşlara imza attığı bir evren sunuyor bizlere. Ancak bunu yaparken kurguladığı hikayeye inanmıyor ve mantık sınırlarını aşan hatalarıyla izleyicinin de inanmasını engelliyor. Yani çoğu türdaşı gibi, ne bilimi ne de teknolojiyi gerçek anlamda ciddiye alıyor. Belki de bilimkurgu, kenarına köşesine isimlerini ilk kez duyduğumuz ve bazen film boyunca fonksiyonlarını dahi anlayamadığımız kimi hayali icat, durum ya da olayların serpiştirildiği, hayal gücününse küçümsenen bir detay olarak kabul edildiği bir çöplüğe dönüşüyordur. Küçük WALL·E’nin temizlediği devasa çöplüğün içerisinde büyüyen…

***

Türkçe Adı: Elysium : Yeni Cennet 

Yönetmen: Neill Blomkamp

Senaryo: Neill Blomkamp

Yapım: ABD, 2013

Oyuncular: Matt Damon, Jodie Foster, Sharlto Copley, Alice Braga

Süre: 97′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5