Elia Kazan: İçten Dışa

Kaan Karsan
Kaan Karsan
18 Haziran 2011

elia kazan Elia Kazan: İçten Dışa “Bu bir güç meselesi. Başka birşey değil. Kimseye, senin yaptıklarını kontrol etme gücünü verme. Mesele kontrolü paylaşmak ya da daha az para almak ise, daha az para almayı tercih et.”

Tam adı Elia Kazancıoğlu, 1909’da İstanbul’da doğdu, hem Broadway’de, hem de Hollywood’da aynı anda başarılı olmayı becerebilmiş ilk yönetmendir. Amerika’ya taşındıktan sonra, Konstantin Stanislavski’nin geliştirdiği “Metod” oyunculuğuyla tanıştı. Metod oyunculuğu, oynanacak rolün, ancak oyuncunun, oynayacağı karakterin psikolojik çözümlemesini yapıp onu role aktardıktan sonra onu oynanabilme “hakkına” sahip olabileceğini öne süren, oyunculuk tarihinin dönüm noktalarından biri olan natüralist yaklaşımlı bir oyunculuk yöntemdir. Bu yöntemle tanıştıktan sonra, birkaç arkadaşı ile birlikte kurduğu “Actor’s Studio”da, bu oyunculuk sistemini; oyuncunun yaratıcılığını, doğaçlama yeteneğini ve duygu haznesini daha da geliştirecek veya tetikleyecek şekilde geliştirdi, öğretti ve yönettiği filmlerde kullandı. Kazan’ın oyunculuğa en büyük katkısı, psikolojiyi davranışa veya mimiğe dönüştüren yeni, teatral bir dili keşfetmesiydi. En çok tanınmış öğrencileri arasında Al Pacino, Robert de Niro, James Dean, Paul Newman, Karl Malden, Eli Wallach, Marilyn Monroe ve Eva Marie Saint geliyor. Ancak en çok beğendiği öğrencisi Marlon Brando için, bir oyuncuda aradığı özellikleri özetleyen şu iltifatlarda bulunuyor: “O bir dahi. Senaryoda olmayan şeyleri yapardı, benim yönetmenliğimin dışında olan şeyleri. “Rıhtımlar Üstünde” adlı film için Marlon’u eski bir boksçu ile tanıştırdım, Roger Donoghue. Bir maçta rakibini öldürmüştü ve bunun suçluluğunu her daim yanında taşıyordu. Brando’nun, bu adamın suçluluk duygusunu ve pişmanlıklarını benimseyerek, bunları yarattığı karakterin yürüyüşünde, vücut dilinde ve davranışlarında dışa vurması muhteşemdi. O bir dahi. Ozmoza benzer bir yöntemle benimsiyor rollerini.”

Asıl amacı sosyal veya siyasal değil de teatral devrim olsa da, Kazan, Komünist Parti’sinin bir üyesi oldu. Parti, Kazan’dan, sesinin daha fazla çıkmasını emrettiğinde ve o bunu redettiğinde, Kazan işbirliği yapmamakla suçlandı ve 1936’da partiyi bıraktı. Hayatını ve dolayısıyla da sinemasını çok büyük ölçüde etkileyen bir olay da, 1952’de, eski parti üyelerini Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’ne gönüllü olarak şikayet etmesi olmuştur. Seneler sonra otobiyografisinde, yaptıkları hakkında şunları söylemiştir: “Yaptıklarım neyi değiştirdi? Dünya’ya iyilik mi yaptım? Her şey güç ve nüfuz için bir oyundu ve ben de kendimi kaptırmıştım, gerçek halimden farklı bir insana dönüştürülmüştüm. Düşmemem gereken bir tuzağa düşmüştüm, her ne kadar baskı olsa da üzerimde, her ne kadar geçerli sebeplerim olsa da kendimce, boyun eğmemeliydim. İşin doğrusu hiçbir zaman politik bir insan olmamamdır-o zamanlar da değildim, şimdi de değilim.” İsim vermesinden sonra Kazan, yakın çevresi ve hatta bazı dostları tarafından ispitçi olmakla etiketlendi. Kendini aklama dürtüsü, birçok eleştirmen tarafından şaheseri olarak sayılan Rıhtımlar Üstünde adlı filmiye somutlaşmıştır Bu filmi için şunları söyler: “Rıhtımlar Üzerinde benim kendi hikayemdi; her gün Dünya’ya duruşumu belli eden ve eleştirmenlerime, kendilerini sikmelerini söylediğim film üzerinde çalışıyordum.”

Kazan, yönettiği filmlerindeki oyuncularına emirler vermezdi. Onları üstü kapalı sözlerle motive ederek, oyuncuların rolleri hakkında vardıkları sonuçlarının, aslında kendilerininmiş gibi görünmesine sebep olurdu. Ayrıca oyuncularını kışkırtırdı. Örneğin “East of Eden” adlı filmde, James Dean ile babasını oynayan Raymond Massey’nin arasında, temelinde Massey’nin, genç bir yıldız olan Dean’i kıskanması yatan, stüdyoyu endişelendiren ve filmin çekimini tehlikeye atan bir kavgayı, stüdyonun direktifleri bu yönde olduğu halde önlemeye çalışmamıştır, tersine gizlice körüklemiştir. “Ekran, tam olarak istediklerimle canlanmıştı: birbirlerinden tiksiniyorlardı.” Demiştir Kazan bu olay hakkında. Bu yöntemlerini sorgulayan ve eleştirenler olmuştur, ancak Kazan’ın metotlarının sonuçları elle tutulan cinstendir: yönettiği oyunculardan 21 tanesi Oscar’a aday olmuştur.

Oyunculuk ve senaryonun işlenişi önemli olsa da, Kazan, bütün elementlerin birleşerek maksimum bir etki yarattığı “total sinema” peşindeydi, dolayısıyla filmlerinin önemli temalarından biri de, insanoğlunun kaderinin çevresi ve etrafındaki yeryüzü tarafından nasıl şekillendiğidir: Viva Zapata!’nın çekimi sırasında Meksika’nın dağları ve kasabaları, Rıhtımlar Üstünde’deki rıhtımlar, sinematografik şaheseri sayılan Amerika, Amerika’da Türkiye’nin yeryüzü ve Cennet’in Doğusu’nda Kaliforniya detaylı bir şekilde işlenmişlerdir. Bu filmler, sinematografik açıdan da adeta ders notu niteliğindedirler. ***bunları izleyin: A Streetcar Named Desire (1951), On the Waterfront (1954), America, America (1963), East of Eden (1955), Baby Doll (1956).

Not: Yazı çok sevdiğim arkadaşım Ozan Güneş tarafından kaleme alınmıştır. Kendisine bu yazı ve bundan sonra yazacağı yazılar için tekrar teşekkür ediyorum.