Ekşi Sinema ‘Alternatif’ Top 250

The Blair Witch Project (1999) – Daniel Myrick, Eduardo Sánchez

Sanılanın aksine buluntu film türüne öncüllüğüyle değil, ateşleyiciliği ve zekasıyla anlam kazandıran bir film The Blair With Project. Üzerinde çokça tartışılan, hakkında kitaplar yazılan ve sevmeyenlerinin her daim bir neden olarak gösterdiği pazarlama başarısıyla 2012’de dahi çekiciliğini koruyan bir türe hayat veren film, fenomen olmanın ne kadar kolay olduğunu göstermek açısından da önemli bir yerde duruyor. Gerçek bir hikaye olarak lanse edilmesinden ama gerçek olmadığının ortaya çıkmasından sonra yerden yere vurulmasının manasızlığı, filmi değersiz göstermeye çalışanların zeka seviyeleriyle açıklanabilecekken, filmin son sahnesi her aklımıza geldiğinde hala tüylerimizin ürpermesi bile büyük bir başarı değil midir? Tüm bunlara korku sinemasında merakın şiddetten her zaman daha doyurucu olduğunu bize hatırlatması da eklenirse projenin başarısı bir kez daha kanıtlanır. (Fırat Ataç)

Unbreakable (2000) – M. Night Shyamalan

Bazı hikâyeler, insan ruhunun bedeniyle çatışmasından çıkan durumdan beslenir. O çatışmadan kimi zaman öfke, bazen başarı, bu filmdeki gibi bir arayış da çıkabilir ortaya. Hastalığı sebebiyle aşırı kırılgan bir bedende kendi gücünü arayan, karşıtıyla kuracağı bağın, bu gücü yakınına getireceğine inanan, çizgi roman dünyasının sınırsızlığına sığınarak varolmaya çalışan bir karakter Elijah. Samuel L. Jackson ve Bruce Willis’in karşıt karakterleri oynadığı filmde, ölümlülüğü ölümsüzlüğe yakınlaştırmaya çalışarak kendini tamamlama noktasına gelme çabasının, yaşamsal bir sorunsala teması söz konusu. Matematiksel bir öykülemenin, etkileyici bir gerilimin ve M. Night Shyamalan’a yakışır bir finalin katkısıyla iyi bir film izlemenin keyfini sürmek mümkün. (Fatma Onat)

Fa yeung nin wa (2000) – Kar Wai Wong

In The Mood For Love için ‘bugüne kadar yapılmış en iyi aşk filmlerinden biri’ dersek hiç de abartıya kaçmış olmayız. Wong Kar Wai’nin senelerdir başımızın etini yiyen (iyi anlamda) aşk hastalığının ne kadar farklı boyutlara varabileceğini gösteren bu şık film, görüntü yönetiminde efsanevi bir işe imza atan Christopher Doyle’ın da yardımıyla bizi iç acıtıcı bir deneyime sürüklüyor. Bu kadar kırılgan bir hikayenin tam anlamıyla bir moda şovu şeklinde tezahür etmesi de filmin sahip olduğu ‘kendine güven’ haline saygı duymamızı sağlıyor nedense. Finalinin asla peşinizi bırakmayacağı In The Mood For Love, Tony Leung ve Maggie Cheung’un imkansız aşkına kapılan bizleri daha da hüzün verici bir şeyle baş başa bırakıyor: Wong Kar Wai’nin şimdilik son baş yapıtıyla… (Fırat Ataç)

Werckmeister harmóniák (2000) – Bela Tarr

Bela Tarr kariyeri boyunca kendinden önceki büyük isimlere benzetilmiş; kendisine yeri geldiğinde Bresson’un ‘biraz daha şöyle olanı’, Tarkovski’nin ‘biraz daha böyle olanı’ denilmiştir. Hâlbuki kendisi hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlatan, sinemanın dilini her şeyin üstünde tutan ve entelektüel kimliğini asla geri plana atmayan eserleriyle bu benzeyen-benzetilen kolaycılığını geçeli çok olmuştur. Zaten özgün sanatçı olmaya giden yol farkı benzerliklerden yaratmaktan geçmez mi?

Bazıları öyle sanabilir, ancak Werckmeister harmóniák’daki hoş yalnızca filmin efsanevi plan sekansı değil. Hatta filmin sanatı yalnızca sanat gibi kavrayan tavrının ve her izleyicisiyle ayrı bir bağ kurabilen hallerinin yanında o plan sekansın ne önemi var ki? Siz Tarr’ın metaforlarını umursayın ya da umursamayın; ancak en azından o metaforların sizi çok umursadığını ve o sirkin bir gün sizin şehrinize de geleceğini hiç unutmayın. (Kaan Karsan)

Hakkında detaylı bir yazı için: http://eksisinema.com/werckmeister-harmonies-belki-sehre-bir-sirk-gelir/

Intimacy (2001) – Patrice Chéreau

Evli ve iki çocuklu iken bir yıl önce evi terk etmiş; şimdi boşanmış, mutsuz bir adam ile haftada bir gün, öğleden sonra iki ile dört saatleri arasında, süzülürcesine gelip kapısını çalan ve neredeyse hiç konuşmadan en yalın biçimiyle, yapmacıksız, doya doya seks yaptığı evli kadın arasındaki ilişkinin öyküsü. Peki, ikisi arasındaki bu ‘giz’, adam için tutkuya dönüşmeye başlarsa? Ve zaten bir aşk ilişkisi uç vermeye başlamışsa?

“Benim Güzel Çamaşırhanem”in yazarı Hanif Kureishi’nin iki eserini temel alan yönetmen, sinemanın gördüğü en özgür(en doğal) seks sahnelerine yüklediği anlamlarla algılarımıza yöneliyor… Oynayamayacağı rollerden sıkılabilen ve cinselliği de dâhil hep dışa yönelik olan erkek türü ile aileyi bir arada tutmanın yükünü sırtlayan ‘içe dönük’ kadın türü arasındaki esas farkı, mükemmel anlatımıyla hissettiriyor. Mark Rylance – Kerry Fox ikilisinin, dramatik oyunculukları ve cesur sahnelerde gösterdikleri şaşırtıcı performanslar da, adeta, sinema oyunculuğunda yeni bir sayfa açıyor. (Ali Ulvi Uyanık)

Mulholland Dr. (2001) – David Lynch

Inland Empire’ı saymazsak, Lynch’in dişe dokunan, has sinemayla doyurduğu son işi olması bakımından bile bu film özel bir yerde. Sonrasında kısa filmler, konser belgeseli ve sanatçılığının son evresi olarak kendi müzik albümünün video-klibine kadar uzanan bir son 10 yıllık macerası mevcut. Uzun metrajla derdi ona kalsın, biz filme dönelim. Sinemada zıtlıkların temsili, salt siyah ve beyazdan öteye, bilinç ve dışına kaydığı vakit Lynch sinemasının bayrak taşıyan sayısız meziyeti malum. Rüya ve gerçek arasındaki kesif geçişler, bin türlü personalite şoku, hafıza oyunu, seyirciyi bir yandan asıl fiksiyonla “olan-biteni anladığına dair” ikna ederken tam da bahsettiğim “has sinema” vuku bulur Mulholland’da. Deneysele kayacağının emarelerini birkaç sene evvelinde Lost Highway ile alırız belki ama Mulholland Dr. ile Lynch, hafıza ve bilince fazla odaklanmasına ve maddenin “görünmez” haliyle flörtüne rağmen tam anlamıyla diken üstündeki seyirciyi sinemasal olarak da hazlandırır. Hafızanın insan zihninde projektif bir işlev gördüğü hesaba katılırsa, yönetmenin filmdeki tercihleri, bunu perdeye uyarlayarak birkaç realite tabanlı ve süreçli bir deneyim yaşatır; zaten filmde de birkaç kez vibe efektiyle kadrajın titremesi (yani seyirciye aktüel zaman ve mekanını hatırlatması) ve bilhassa fetiş obje mavi kutudan tünel gibi geçişler bunlara (alternatif bir yorum olarak) referanstır. Bu haliyle Mulholland Dr’ın, aralarında sürekli devinim halinde olduğumuz ‘üç boyutlu’ bir zaman algısı yarattığının altı çizilmeli. Son tahlilde filmin, müsadenizle, Lynch’in doruk noktası olduğunu öne sürmekte sakınca görmüyorum. (Eray Yıldız)

Hedwig and the Angry Inch (2001) – John Cameron Mitchell

Cinsiyet değiştirme ameliyatı için Doğu Almanya’dan Berlin Duvarını aşmaya doğru yola çıkar bir Hansel, bir Amerikan askerine kaptırmıştır gönlünü. Şöhretin ve aşkın peşinden gidiyordur ancak elbette -her zaman olduğu gibi- işler planladığı gibi gitmeyecektir. Şarkılarıyla başkasının ünlü olduğunu görür, kendini planladığından bambaşka bir şekilde ve bambaşka bir yere savrulmuş olarak bulur Hedwig. Ama şarkı söylemekten vazgeçmez.

Yönetmen, yazar, senarist, oyuncu ve bu filmde de gördüğümüz kadarıyla şarkıcı da diyebileceğimiz John Cameron Mitchell diğer filmlerinden de açıkça anlaşıldığı üzere cesur bir üsluba sahip. Ayrıca tüm bu performansı karşısında hayranlık duymamanız imkânsız.

Yine de film için tamamen eşcinsellik veya transeksüellik temalı diyemeyiz, her şeyden önce bir Broadway müzikali olan eserin anlattıkları biraz daha geniş kapsamlı, Hedwig’in şarkılarına bir kulak vermeniz yararınıza. (Ezgi Küçüktuğsuz)

La pianiste (2001) – Michael Haneke

Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alan La Pianiste, özgürlüğün kendisiyle başa çıkamayıp sado-mazoşist fantezilerine sığınan karakteri aracılığıyla burjuvaziyi ve liberalizmi kıyasıya eleştirirken, başka bir filmin klişelerden sıyrılamayacağı muhtemel ‘sevgisizlik’ ve ‘yalnızlık’ kavramlarına kattığı derinlikle, izleyicisini kendi gerçekliği ile sessiz ama sert bir biçimde yüzleştiriyor. “Sinemada gerçeklik nedir?” sorusunun peşinde koştuğunu her fırsatta dile getiren Michael Haneke, filmde gerçekliği en saf haliyle sağladığı anda mikrofonu kadrajın ortasından geçirip yarattığı gerçeklik ile dalga geçiyor ve kendi kurduğu gerçekliğe izleyicisini yabancılaştırıyor. Haneke’nin en etkileyici filmlerinden biri olan La Pianiste, aynı zamanda başarılı kitap uyarlamalarından biri olarak da anılıyor. (Gizem Bayıksel)

Gosford Park  (2001) – Robert Altman

“Katil kim?” merakının sinemada artık sıkıcı gelmeye başladığı bir evrede tüm ‘thriller’ reflekslerimizle dalga geçen ‘Gosford Park’ ‘bir cinayet işlenir ve olaylar gelişir’ filmlerinin genel yapısını umursamadığı gibi seyircilerinin beklentileriyle de pek ilgilenmiyor.  Çıkış noktası olarak sıradan bir Agatha Christie romanından uyarlamaymış izlenimini uyandıran yapıt, işleniş olarak ise o romanların tam tersi istikametinde seyir ediyor. Zaten harika filmografisinde birbirine stil olarak taban tabana zıt eserleri bulunan Robert Altman’dan da öylemesine bir gerilim bekleyemezdik. Eklemeden geçmeyelim, Bunuel’in ustalık eseri Le Charme discret de la bourgeoisie ile de burjuvaziyi ele alış biçimi bakımından bağlantılar kurabileceğimiz Gosford Park hiç şüphe yok ki 21. yüzyılın yüksek sanat örneklerinden biri. (Kaan Karsan)

La stanza del figlio (2001) – Nanni Moretti

Durgun ve sessiz anlatım ustası yönetmen Nanni Moretti’nin yazıp yönettiği La Stanza Del Figlio (Oğul Odası), baba-oğul ilişkilerini odağa alan filmler arasında bulur yerini. Tabiî bu ilişkiye kaybedilen oğul ve aile açısından baktığımızda hikâyenin alabileceği duygusal ağırlık veya yönlenebileceği duygusallık hepimizin aklına gelebilir. Ancak tam da bu noktada film keskin bir çizgiyle bu duygusallıktan elini eteğini çeker. Yaşanan bir acının izleyicileri kıskıvrak yakalayabileceği noktaları çok dingin bir yaklaşım ve uzaklılıkla atlatarak belirli bir mesafeyi koruyor film. Durgunluğu, sadeliği ve dolaysızlığı, izleyiciyi duygusal açıdan etki altına almaya çalışmaktansa izleyiciye anlama imkanı yaratması açısından önemli. Kısaca “böyle düşünmesi ve hissetmeni” istiyorumdan ziyade “beni anlamanı bekliyorum” diyen Moretti, kendisinin canlandırdığı baba Giovanni karakteriyle hem izleyiciye uzak hem de bir o kadar yakın bir anlatım tutturuyor. (Seçil Toprak)

Devamı » 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25