Drive (2011): Klişeyi Özgünleştirirken

Kaan Karsan
Kaan Karsan
08 Şubat 2012

Her filmiyle yeni bir dünya yaratmaya çalışan, çağımızın en heyecan verici yönetmenlerinden biri Nicolas Winding Refn. 1970 doğumlu yönetmen, 26 yaşında harika bir ilk film olan Pusher ile başladığı kariyerine tam sekiz film sığdırdı ve bu filmlerin büyük çoğunluğunun kalburüstü işler olduğunu söylemekte sakınca yok. Bugüne kadar kendi kitlesini yaratmaya başaran Refn, bu kez daha fazla sinemaseveri büyüleyebilecek, tamamen kendine has bir sinema tadına sahip olan ve 2011’in yönetmen sinemasındaki mihenk taşlarından biri olan bir filmle geri dönüyor. Hem de bu geri dönüş ona Cannes’dan yüksek prestijli bir yönetmen ödülü getiriyor.

Drive filmi, içine kapanık bir soygun sürücüsünü merkeze alıyor. Aynı zamanda dublörlük de yapan ‘Driver’ genelde toprağın altına gömdüğü duygularını kontrol edemeyip aşık olunca kendini bir anda çok tehlikeli bir ortamda buluyor. Rahat bir şekilde fark edildiği gibi, Drive, dolambaçlı yollardan seyir etmeyen, net ve direkt bir film. Kısacası sinemaya giden seyircinin kendisini bir bulmacadan ziyade stilize bir aksiyon-gerilime hazırlamasında büyük fayda var.

Drive’ın ele aldığı konunun basitliğinden tamamen aksi yönde ilerleyen bir özelliği var. Nicolas Winding Refn, filmin anlatımını tamamen kendi yetenekleriyle öyle bir şova dönüştürüyor ki, karşımıza kısa sürede kült haline gelebilecek bir film çıkıyor. Minimum seviyede tutulan diyalogları, ağır akan sekanslarları, duygusu törpülenmiş oyunculuklarları ve elbette ki gerilim dozu hiçbir anında azalmayan atmosferiyle Drive ana akım sinemanın yoluna koyulmuş şekilsiz bir taş adeta. Aksiyon janrının doğuştan gelen tüm özelliklerini ilk saniyelerinden itibaren tersyüz etmeye koyulan film normal koşullarda sıradan bir aksiyon filminden öteye gidemeyecek bir fikri müthiş bir yaratıcılıkla makyajlıyor ve ortaya benzersiz bir sinemasal tat koyuyor.

 

Derin psikolojik okumaları kurcalamamak ve amaca yönelik olmak açısından duygusuz bir karakteri odak noktasına alan film aslında en büyük zaferlerinden birini de burada elde ediyor. Zira empati kurmakta zorlandığımız, ismini bile öğrenemediğimiz ‘Driver’ karakteri yönetmenin büyük becerisiyle kısa sürede sinemanın dikkat çekici anti-kahramanlarından biri haline geliyor. Zira tüm insani ilişkilerini ‘mesafeli’ seviyesinde tanımlayabileceğimiz bu karakterin duyumsadığı aşk duygusu dahi oldukça uzak. Kısacası ortada dibine kadar duygusuz, ama tutkulu, anlaşılmaz bir aşk var.

Türler arasında durmadan gezinip en nihayetinde kendi alt türünü yaratmaya meyil eden filmin içerisindeki aniden yükselen ‘gore’ miktarı da esere derin bir rahatsız edicilik katıyor. Filmin analog enstrümanlarla kotarılmış elektronik soundtrackleri filmin sizi avucunun içine almasında büyük bir pay sahibi. Daha önce yan yana kullanıldığında genelde ucuz işleri ortaya çıkaran ‘vahşet’, ‘aşk’, ‘aksiyon’, ‘drama’ gibi kavramlar bu filmde enfes bir şekilde bir araya getirilip 2011 senesinin en incelikli işlerinden birinin ortaya çıkmasına yardımcı oluyorlar.

Kendi jenerasyonunun en heyecan verici yönetmenlerinden biri olan Nicolas Winding Refn çektiği bu stilize aksiyonla belki de Taxi Driver’dan sonra karşımıza çıkmış en iyi ‘sürücü’ filmlerinden birini ortaya çıkıyor. Bir sürü filmi kendine referans olarak alıp bambaşka bir noktaya varabilen Drive’ın sinemasal anlamda büyük bir zafer olduğunu söylemek boynumuzun borcu. Defalarca kez anlatılan bir öyküyü bu denli özgünce sunabilmek, Refn sinemasına duyulan merakımızı arttırıyor. Kesinlikle herkese hitap etmeyen Drive, yeni bir şeyler anlatmaktan çok sinema estetiğini önemseyen ve kendine has dokusuyla yepyeni bir dünya yaratma girişimi olan filmlerden hoşlanan bünyeleri etkileyecektir.

 

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5