Double Indemnity (1944): Çifte Tazminat

Kaan Karsan
Kaan Karsan
17 Ocak 2012

John Huston, Alfred Hitchcock, Orson Wells, Frank Tuttle ve Raoul Walsh gibi yönetmenlerin yarattığı kıvılcımla 1940 ila 1960 yılları arasında altın çağını yaşamış olan film-noir türünün en nadide parçalarından biri hiç kuşkusuz Double Indemnity’dir. Double Indemnity, baş karakterleri dahil hiçbir karaktere güvenemediğimiz, anti-kahraman kavramının derinliğinde “empati kurma” yetilerimizi bir kenara bırakmamızı söyleyen, alkolün, sigaranın gırla gittiği, suç, ölüm, şiddet gibi kavramların ustalıkla basite indirgendiği ve bütün bu öğelerin film içerisinde önemli bir rol üstlenen bir estetikle sunulduğu kara filmlerin ders niteliğindeki, en sivri örneklerinden biridir.

Sinemanın gelmiş geçmiş en önemli yazar yönetmenlerinden biri olan Billy Wilder’ın bilindik film-noir kalıplarını üstün bir sinemasal algıyla allayıp pulladığı, filmografisindeki büyülü başyapıtlarından biri olan Double Indemnity, film noir’lerin olmazsa olmazı olan, karanlık ve sinsi bir plandan yola çıkıyor. Yani kısaca, tipik bir femme-fatale olan Phyllis Dietrichson, kocasını öldürtmek amacıyla kendisinden etkilendiğini sezdiği sigortacı Walter Neff’i baştan çıkarıyor ve yaptıkları kaza sigortasını paylaşmayı öneriyor. Tam da bu noktada ”mükemmel işleyen plan” olgusunun kara-film türünün doğasına tezat olmasından kaynaklanan bir sorun peydah oluyor. İşler kısa sürede ve geri dönülmez bir biçimde sarpa sarmaya ve içinden çıkılmaz bir hale gelmeye başlıyor. Bu da film-noir’e alışkın bünyeleri hiçbir şekilde şaşırtmıyor.

Türün öncül başyapıtı Maltese Falcon’ın da mirasçısı olduğunu her halinden belli eden Double Indemnity’de, zamanla klişeleşecek olan her türlü kara film öğesi mevcut. Güçlü, güzel, kendine güvenen fettan bir esas kadın karakter; zeki, mizah anlayışı kuvvetli bir de üstüne üstlük afili bir esas erkek karakter; suç işleme eylemini sadeleştiren akıcı bir plan; siyah-beyaz estetiğinin anlam kattığı tekinsiz bir atmosfer ve elbette ki içerdiği tutku dışında hiçbir şekilde tanımlanamayan garip bir aşk… Bütün bunlardan kolayca sezilebildiği gibi, Double Indemnity, katıksız bir kara film.

Filmin yalnızca adında değil içerisinde ihtiva ettiği karanlık miktarı da oldukça fazla. Billy Wilder’ın modern gerilim sinemasının temellerini atılmasına büyük yardımı olan mizansen yeteneği, bir sonraki sahnede neyin olup biteceği konusunda hiçbir ipucu vermezken yazılan müthiş diyaloglar ile yaratılan mayınlı bölge, güven duygusunu yerle yeksan ediyor. Öykünün sırları sanki filmle birlikte mezara gidecekmiş gibi ilerlerken, zekice yazılmış film senaryosu filmi seyreden herkesi kendine hayran bırakıyor. Fred MacMurray ve Barbara Stanwyck’in müthiş uyumlu kimyası, aralarındaki derin ilişkinin duygusal boyutu hakkında ser verip sır vermiyor. Bu esnada da tamamı uzun bir flashback üzerinden ilerleyen film, perdede büyüdükçe büyüyor.

Billy Wilder’ın, “Sunset Blvd.”, “The Apartment”, “Some Like it Hot” ve “Witness for he Prosecution” gibi birbirinden değerli başyapıtlara giden yolu da aslında “Double Indemnity”den sonra açılıyor. Zaten her türlü kılıçtan keskin kalemiyle, sinema tarihinin en önemli senaristleri arasında gösterilen Wilder, bütün yeteneklerini bir arada sergiliyor. Öncül başyapıtların mirasına çok değerli taşlar ekleyen Wilder, kara-film janrına yepyeni bir boyut kazandırıyor. Kurgusuyla, yönetmenliğiyle, oyunculuklarıyla ve senaryosuyla benzersiz bir atmosfer yaratan Double Indemnity, dört başı mamur bir başyapıt olarak kendinden sonraki sinemanın yolunu aydınlatıyor.

Sıkça raflardan indirilip yeniden hatim edilmesi gereken bu kült film, film-noir kültürünün en zengin örneklerinden biri. Zaten halen çekilen birçok karanlık filmde referans olarak alınması ve kendisine milyon kere gönderme yapılması bunun belki de en açık kanıtı. Woody Allen’ın Manhattan Murder Mystery’sinin yapı taşı olan, Coen’lerin ise “esinlenme” sınırlarını bile aşıp filmlerine ekledikleri film yapısı, bu filmin büyüsünden ileri geliyor. Double Indemnity sinemanın en fiyakalı döneminden üzerinden yetmiş yıl geçmesine rağmen, tekinsizce gülümsüyor.

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla