Dogville (2003): Elm Sokağı Kabusu

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
13 Kasım 2012

Grace (Nicole Kidman) mafyadan kaçarak Dogville adında dış dünyadan bağımsız küçük bir kasabaya sığınır. Kasabada yaşayan ahali dışarıda neler olduğundan habersiz, kendi halinde bir yaşam sürmektedir. Aniden gelen misafiri ilk gören kasabanın köpeği olur. Ardından ise sözde filozof Tom… Tom, Grace’i mafyadan gizleyerek, onu sahiplenir. Ardından mahalle sakinlerine bir yabancının mafyadan kaçarak onlara sığındığını belirtip, bu yabancıyı kabul etmek için ona şans verilmesini talep eder.

Aslında bu istek de sıradan bir rica değildir. Tom kasabanın hem yazarı hem de ahlak filozofudur. Daha açık bir ifadeyle, kasabanın sözü itibar görmeyen fikir adamı… Kasaba sakinleri Tom’u bir türlü ciddiye almaz. Çünkü onlar için yaşam basittir, Tom’un vaktini boşa harcadığını düşünürler. Tom ise ısrarlı şekilde kasaba eşrafının misafirperverliği unuttuğuna inanır. Amacı, bu savı onlara ispat edebilmektir. Dış dünya ile bağlantısı kesik olan mahalleye film boyunca, mafya, Grace ve şeriften başka kimse uğramaz. Bu da Tom’un elinde tek bir şans olduğunun en belirgin ispatıdır aslında. O şans beklemediği bir anda ortaya çıkmıştır. Ve bu imkânı geri tepmekten çekinmektedir. Grace, oraya kendi isteğiyle gelmemiştir. Mafyadan kaçmaktadır. Ama sonuç olarak bu kasabaya sığınmıştır ki, Tom kendisinin mahalleye ait olduğuna tüm kalbiyle inanır. Geriye tek bir adım kalmıştır, o da düşüncesini hayata geçirme… Mahalle sakinleri, mafyadan kaçan bir kızı sahiplenecek midir? Hiçbir dertleri olmayan, kendi kendilerine yeten bir grup insan neden böyle bir risk alsın sorusu gelir akıllara.

Konu misafirperverlikten çok daha ötedir aslında. Trier, Dogville filmiyle insanlık, kibir, tevazu, bedel ödeme, cömertlik, affetme gibi insan hayatında önem teşkil eden birçok kavramı tartışmaya açarak, farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Gerek buhran döneminde geçmesi, gerek yönetmenin geçmiş filmlerindeki Amerika vurgusu, seyircide salt bir Amerika eleştirisi beklentisi oluştursa da film bir kasabanın veya bir ülkenin vatandaşlarından çok insanlığın doğasına ayna tutmaktadır. Yani klasik bir Amerika eleştirisinden ziyade hümanizm kavramını irdelemiştir yönetmen.

dogville

Dokuz bölümden ve sadece bir sahneden oluşan, tiyatro ve roman karışımı bu film, çekim tarzıyla sinemaya alternatif bir bakış kazandırmaktadır. Yönetmen, bunu yaparken her filminde içinde bulundurduğu dinsel öğeleri yine bariz şekilde ortaya koymaktan da çekinmemiştir. Grace kasabaya geldiğinde onu karşılayan Moses (Musa) isimli köpek, toplantıların yapıldığı Jeremiah kilisesi (eski ahitte ismi geçen İbrani Peygamber) ile dinsel mesajlar içeren bir yer inşa ediyor Dogville adında. Tabii ki bununla kalmayıp, filmin içinde fedakârlık ve affetmek kavramlarını irdeleyip, son olarak Hıristiyanlık dininde bilinen yedi büyük günahın ilkine de atıfta bulunuyor. Yedi sayısını filmin içinde birçok yerde kullanıp, eleştirel hümanizm bakışı ile arka planda tuttuğu dini motifleri başarıyla harmanlayıp felsefi temeli güçlü, Kant, Nietzsche gibi gözde filozoflardan referanslar bulunduran, birçok gerçeği her zamanki sert üslubuyla seyircinin yüzüne vuran bir yapım ortaya koymayı başarıyor.

Tüm filmlerinde olduğu gibi, son sahnede yine soru işaretleri her şeyin önüne geçiyor. Bu soru işaretleri, insanın kendisine yönelttiği sorulara ait aslında. Empatiden ötesi… Belki de insanlığın en temel eksikliklerine açılan kapı. Nedir günümüz toplumlarının en büyük eksiklikleri? Öz eleştiri, kendini üstün görme… Tüm mesele bu! İyilik, misafirperverlik, tevazu, hoşgörü, hatta masumiyeti yeniden gözden geçirten, tebeşirlerle çizilmiş bir sahnede, dikkat çekici diyalogları, muhteşem sonu ve verdiği dersler ile son yılların en çok konuşulan filmlerinden oluveriyor Dogville.

Hümanizm mi? Hani şu kibir motifi olandan…

AAT

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5